Allah'a sığınmak için sığınılacak bir durumun mu olması gerekir?

Soru Detayı

- Yoksa iyi ya da kötü her durumda Allah'a sığınılması doğru ve iyi midir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah'a sığınmak için sığınılacak zor bir durumun olması şart değildir, iyi ya da kötü her durumda Allah'a sığınmak gerekir.

Nasıl ki, hastalanmadan önce hastalıktan, ateşe girmeden önce ateşten, bela ve musibet gelmeden önce bela ve musibetten korunmak için Allah’a iltica ederiz, Ona sığınırız ve Onun korumasına muhtacız. Bunun gibi, şeytan bize zarar vermeden önce şeytandan, şeytan gibi insanların tuzaklarına düşmeden önce şeytan gibi insanların tuzaklarından Allah’a sığınırız, Ona iltica ederiz ve Ondan yardım isteriz.

Demek ki, sadece zora düştüğümüzde değil, her durumda bu zora düşmekten de Allah’a sığınmak gerekir ve sürekli onun koruması altına iltica etmeliyiz.

O halde her hâl ve durumda, ona sığınmak imanın bir gereğidir ve kulluğun bir göstergesidir.

Allah’a sığınma, O’na iltica etme, şeytanın azdırması ve saptırmasına karşı en önemli bir sığınak ve dinamiktir. Bu dinamiğin her halükarda kullanılması şarttır.

“Eûzü” diyerek Allah’a yönelen bir kul Rabbine istiaze etmiş olur. İstiâze, Cenab-ı Hakk’a iltica etme, sığınma, O’nun himaye ve korumasını dileme gibi manalarına gelmektedir.

Dua ile istiâze arasında bir umum-husus farkı olduğu görülmektedir.

Dua istiazeden daha geniş bir kavramdır. Zîrâ duada hem hayır ve iyilik isteme hem de kötülüklerden Allah’a sığınma vardır.

İstiazede ise, bunlardan sadece ikincisi, yani şerlerden ve endişe sebebi hususlardan Allah’a, onun inayet ve rahmetine iltica söz konusudur.

Niçin ve Neden İstiâze? 

Aciz, zayıf, emel ve arzuları nihayetsiz, imkânları çok kısıtlı, ömrü boyunca şeytan, nefs-i emmâre ve bunlara ilâve olarak şehvet ve gazap gibi bir yönüyle düşman sayılabilecek kuvvetlerle mücadele etme durumunda olan insanın, hem hayır istikametindeki emellerini gerçekleştirmek hem de düşmanlarının tuzak ve komplolarından kurtulmak için, gücü ve merhameti sonsuz Rabb’ine iltica ve istiâze etmekten başka çaresi yoktur.

Bu çarenin varlığını fark eden ve ona başvuran insan temel problemlerini halletmiş sayılır. Çünkü şeytan ve onun âdeta bir santral gibi kullandığı nefse karşı insanın en büyük zırhı istiâze yani Cenab-ı Allah’ın ulu dergâhına sığınmaktır.

Günümüzde maalesef pek çok insan inanmış dahi olsa âdeta şeytan yokmuş gibi davranmakta, bu yanlış düşünceleri de onları şeytan ve avenesinin tehlikeli desîse ve oyunlarına karşı her zaman açık hâle getirmektedir. Evet, komplocu, tahripçi ve yıkımcı şeytanın en tehlikeli desîselerinden biri insanın gözünü, yaptığı hata ve kusurlara karşı kapaması, o kusurları fark ettirmemesi; insan fark etmiş olsa bile şeytanın ona te’vil ettirmesidir. Bu komploya düşenler, şeytanın kendini inkâr ettirmek sûretiyle onlara bir çelme taktığının farkına varamamaktadırlar.

Hâlbuki düşmanı olduğunun farkında olanlar sürekli teyakkuz hâlinde bulunurlar / bulunmalıdırlar. Tehlikeli zeminlerde fütursuzca dolaşanlarınsa, acımasız avcıların tuzağına düşmesi pek tabiîdir.

İşte savunma gayesiyle donanımındaki boşlukları kapama endişesi ve heyecanı taşımayan insan, nefsin ve şeytanın zehirli oklarına hedef olmakta ve çok defa da onların bir oyuncağı hâline gelivermektedir.

İstiâze Allah’ın Emri ve Resûllerin Yoludur 

Kur'an-ı Kerîm’de, Hadîs-i Şerîflerde ve değişik dua mecmualarında pek çok istiâze duaları yer almaktadır. İstiâze dualarından muradımız, içinde “eûzü, neûzü; eıznî, eıznâ; ecirnî, ecirnâ/sığınıyorum, sığınıyoruz” gibi ifadelerin yer aldığı yakarışlardır.

Cenab-ı Allah Kur’ân-ı Kerîm’de,

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ “Kur’ân okuyacağın zaman, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl sûresi, 16/98)

buyurmaktadır. Bu emre binaen inananlar da Kur'an-ı Azîm’i tilâvet edecekleri zaman O’nun hidayetinden tam istifade edebilme yolunda şeytanın desiselerinden etkilenmemek ve kalb ve ruhlarını tertemiz hâle getirmek için, أَعُوذُ بِاللهِ مِنْ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ  “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” derler.

Bu, lafzı itibariyle bir haber cümlesi olsa da manası açısından bir dua cümlesidir, bir yakarıştır. “Allah’ım, şeytanın şerrinden beni koru!” manasına gelmektedir. Buradan ayrıca şöyle bir ders çıkarılabilir. İnsan Kur'an-ı Kerîm’i tilâvet etmek istediği zaman şeytanî her türlü mülâhazadan arınmalı, O’nu tertemiz bir gönülle okumalıdır.

Ayrıca, Kur'an elinde olan bir insanı bile türlü türlü desiseleriyle kandırabilen şeytan diğer iş ve durumlarında hayli hayli kandırabilir demektir. Dolayısıyla her zaman şeytana ve oyunlarına karşı teyakkuz hâlinde bulunmak gerekir.

Cenab-ı Allah’ın, kullarını istiâzeye çağırdığı Mü’minûn 97 ve 98. ayetlerinde de  وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ “Sen de ki: Ya Rabbî! Şeytanların vesveselerinden, onların yanımda bulunmalarından Sana sığınırım!” buyrulur.

Yine, “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım, yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.” ve “De ki: İnsanların Rabbine, insanların yegâne Hükümdarına, insanların İlahına sığınırım. O sinsi şeytanın şerrinden. O ki insanların kalplerine vesvese verir. O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da.” meallerindeki, Allah Resulünün namazlarında okuduğundan başka sabah-akşam ayrıca üçer defa okumuş olduğu Felak ve Nas sureleri konumuza örnek ve delil olarak zikredilebilir.

Bilindiği üzere bu iki sureye birden “Muavvizeteyn” denilmiştir ki, bunlarla Allah’a sığınılır demektir.

Nitekim yine Kur’ân-ı Hakîm’de görüldüğü üzere;
- Hazreti Musa (aleyhisselâm), أَعُوذُ بِاللهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” (Bakara, 2/67);
- Hazreti Nuh (aleyhisselâm), أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ “Bilmediğim bir şeyi Sen’den istemekten yine Sana sığınıyorum Rabbim.” (Hud, 11/47)
- ve Hazreti Yusuf (aleyhisselam),مَعَاذَ اللهِ “Allah’a sığınırım.” (Yusuf, 12/23) ifadeleriyle istiâzede bulunmuşlardır.

Peygamber Efendimizin Bazı İstiâzeleri 

Muhakkak ki, Fahr-i Kâinat Efendimiz her hususta olduğu gibi dua ve istiâze hususunda da bizler için en güzel örnektir. Cenab-ı Hak’tan nelerin ve nasıl istenmesi gerektiğini en iyi O bildiği gibi, hangi hususlardan ne şekilde istiâze edilmesinin daha münasip olduğunu da O bilir.

Peygamber Efendimizin hususî olarak Allah Teâlâ’ya sığındığı bazı istiâze cümlelerini de buraya kaydetmekte yarar görüyoruz:

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

“Mahlûkatının şerrinden Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım.” (Müslim, Zikir, 54-55; Tirmizî, Deavât, 40; İbn Mâce, Tıb, 46; Dârimî, İsti’zan, 48)

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ الَّتِي لاَ يُجَاوِزُهُنَّ بَرٌّ وَلاَ فَاجِرٌ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ وَذَرَأَ وَبَرَأَ وَمِنْ شَرِّ مَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمِنْ شَرِّ مَا يَعْرُجُ فِيهَا وَمِنْ شَرِّ مَا ذَرَأَ فِي اْلأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمِنْ شَرِّ فِتَنِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمِنْ شَرِّ كُلِّ طَارِقٍ إِلاَّ طَارِقًا يَطْرُقُ بِخَيْرٍ يَا رَحْمٰنُ

“Yarattıklarının, gökten inen ve oraya yükselen, yerde biten ve yerden çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinden, -hayırla gelenler müstesna- meydana gelen hâdiselerin şerrinden, ne bir iyinin ne de bir kötünün kendilerini aşamayacağı, Rahmân olan Allah’ın tastamam kelimelerine ve O’nun vech-i kerîmine sığınırım.” (Müsned, 3/421)

اَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ

“Her türlü şeytandan, şom kazadan ve kem gözlerden Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım.” (Buharî, Enbiyâ, 10; Ebû Dâvud, Sünne, 20; Tirmizî, Tıb, 18)

Buradaki kelimelerden murad Kur'an-ı Hakîm olabilir. Tastamam olması da o kelimelerin fayda ve şifa verici olmaları ya da herhangi bir eksiklikten uzak bulunmalarıdır. Elbette, doğrusunu Allah bilir.

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ

“Allah’ım, tasa ve hüzünden sana sığınırım. Âcizlik ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım. Borç altında ezilmekten ve düşmanların kahrından da yine sana sığınırım.” (Buharî, Deavât, 36)

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي وَمِنْ شَرِّ كُلِّ دَابَّةٍ أَنْتَ اٰٗخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا ﴿ إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Allah’ım, nefsimin ve perçemlerinden tuttuğun her canlının şerrinden Sana sığınırım.” (Müsnedü’l-Hâris, 2/953)

"Şüphesiz ki Rabb’im dosdoğru yol üzerindedir. (Hûd, 11/56)

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالْفَقْرِ، اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ لاَ إِلٰهَ إِلاَّ أَنْتَ

“Allah’ım, sana sığınırım küfürden ve fakirlikten. Allah’ım, sana sığınırım kabir azabından. Sen’den başka ilâh yoktur.” (Ebu Davud, Edep, 110)

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ وَسُوءِ الْكِبَرِ وَفِتْنَةِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ اْلاٰخِرَةِ

“Allah’ım, tembellikten, kocamaktan, ihtiyarlığın dertlerinden, dünyanın fitnesinden ve âhiret azabından sana sığınırım.” (Müslim, Zikir ve Dua, 74-76)

Allah Resulü (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz gerek namazlarının akabinde, gerekse diğer zamanlarda daha başka hususlardan da Allah’a sığınmış, ashabına dolayısıyla ümmetine de sığınmalarını tavsiye etmiştir.

Peygamber Efendimizin hadîs-i şerîflerine bakıldığı zaman, O’nun;
- Allah’ın gazabından,
- Cehennem ve kabir fitne ve azabından,
- zenginlik ve fakirlikle imtihan olmaktan,
- Deccal fitnesinden, şekavetten,
- düşmanlara maskara olmaktan,
- belâlara maruz kalmaktan,
- hastalıklardan,
- erzel-i ömür tabiriyle ifade buyurdukları ele ayağa düşmekten,
- bunamaktan,
- dünya imtihanlarından,
- haşyet duymayan kalpten,
- kabul olmayan duadan,
- doymayan nefisten,
- yaşarmayan gözden,
- fayda vermeyen ilimden,
- şikak, nifak ve kötü ahlaktan,
- hubs u habâis şeklinde söyledikleri erkek ve dişi şeytanlardan
- ve onların her türlü desiselerinden

Allah’a iltica ettiği görülmektedir.

İşte namazlarımızdan sonra bizim,

اَللّهُمَّ أَجِرْنَا

سُبْحَانَكَ يَا اَللهُ تَعَالَيْتَ يَا رَحْمٰنُ أَجِرْنَا مِنَ النَّارِ

سُبْحَانَكَ آهِيًا شَرَاهِيًّا تَعَالَيْتَ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ اْلأَمَانَ اْلأَمَانَ أَجِرْنَا من النار

gibi dua ve tesbihatlarla “Allah’ım bizi koru…” diyerek yakarışa geçmemiz ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sığındığı şeylerden Allah’a sığınmamız evvel emirde O’nun sünnet-i seniyyesine ittiba içindir. Yine Cevşen-i Kebir’de her bir hizbin sonunda okuduğumuz,

سُبْحَانَكَ يَا لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ الْأَمَانَ الْأَمَانَ خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ، أَجِرْنَا مِنَ النَّارِ، نَجِّنَا مِنَ النَّارِ

“Sübhansın ya Rab! Sen’den başka yoktur ilâh. Eman diliyoruz senden, koru bizi cehenneminden!”

duası da Allah Resûlü’nün (aleyhissalâtü vesselam) mübarek diliyle yapılmış bir istiâzedir. Aslında Cevşen’in bizzat kendisi bir istiâzedir.

Esmâ-i Hüsnâ ile İstiâze 

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu son hususla alâkalı şu mütalaası ne kadar dikkat çekicidir:

“Çok esmâya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara müptelâ olan insan, münâcâtında, istiâzesinde çok isimleri zikreder. Nasıl ki, nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî (aleyhissalâtü vesselâm), Cevşen-i Kebîr nâmındaki münâcâtında bin bir ismiyle dua ediyor, ateşten istiâze ediyor. İşte şu sırdandır ki sûre-i  قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ. مَلِكِ النَّاسِ. إِلٰهِ النَّاسِ. مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ  ‘de üç unvan ile istiâzeyi emrediyor.” (Sözler, s. 356)

Hak Teâlâ’nın kulları olarak bizler aslında bu dersi yani Cenâb-ı Allah’a değişik isimleriyle istiâzede bulunup sığınma ders ve edebini Cevşen’den ve Allah dostlarının dualarından öğrendiğimiz gibi, onlardan daha önce Felak ve Nâs sûre-i celîlelerinden öğreniyoruz. Şöyle ki, Cenâb-ı Allah kullarına bu iki sûrede رَبِّ الْفَلَقِ، رَبِّ النَّاسِ، مَلِكِ النَّاسِ، إِلَهِ النَّاسِ  diyerek istiâzede bulunmalarını Resûlü vasıtasıyla emretmektedir. Görüldüğü üzere burada Rab, Melik ve İlâh isimleri zikredilmektedir.

Bu iki sûreyi okuyan mü’min, insî ve cinnî düşmanlardan, onlardan gelebilecek kötülüklerden, hastalık ve musibetlerden, değişik fiyasko ve başarısızlıklardan Allah’a sığınırken, O Kudreti Sonsuz’un, evvelâ bütün insanları topraktan yaratan, terbiye ederek tekemmül ettiren, onlara akıl ve iz’an veren, insanlık vazifelerini duyurarak bütün mahlûkat içinde mümtaz bir hâle getiren ve Rubûbiyet mefhumunu öğreterek Kendi varlığını sezdirip hak ve hayır uğrunda çalışma yolunu gösteren bir Rabbimiz olduğunu bilir.

İkinci olarak, Kendisine sığındığı Yüce Zât’ın, insanların hepsini hükmü altında tutan, ilim ve hikmetinin muktezasınca onları hayır ve kemâle yönlendiren, dilediğini mülk verip şah yapan, dilediğini de padişahlıktan atan, dilediğini azîz, dilediğini zelîl etmek kudretine mâlik bulunan Melikler Meliki, Padişahlar Padişahı, Hükümdarlar Hükümdarı bir Melik olduğunu düşünür.

Üçüncü olarak da sığındığı kapının, kullarının Kendisine her dâim ibadette bulundukları bir Hak Ma’bûd’un, yaratma, icat etme, varlık sahasına çıkarma ve o sahadan çıkarma, sevap ile mükâfatlandırma, azap ile cezalandırma gibi küllî tasarruflara, önüne geçilemez kudrete mâlik, samediyet, celâl ve ikram sahibi bir İlah’ın kapısı olduğunu düşünür.

İşte Cenab-ı Hakk’a değişik isimleriyle istiazede bulunan bir insan, bu üç ismi okurken içine girdiği düşüncelerin benzerlerini mana ve muhtevalarına göre diğer esmâ-i hüsna için de mülahazaya alabilir.

Özetle diyebiliriz ki, Cenab-ı Allah’ın birbirinden güzel isimleri olan esmâ-i hüsna, istiâze açısından da büyük ehemmiyet ve kıymete sahiptir. (bk. Hak Dini Kur’ân Dili, Felak Nas Sureleri tefsiri)

Netice 

Mümin, havl ve kuvvetin yegâne sahibi Rabbine istiâze etmeden ne günahlara düşmekten kurtulabilir, ne de lâyıkıyla kulluğunu yerine getirebilir. Ne şeytanın oyunlarından azade kalabilir, ne de nefs-i emmareye mağlup düşmekten korunabilir.

Bundan dolayı, Kur'an-ı Kerîm, Hadîs-i Şerîfler ve dua mecmualarında yer alan istiâze dualarına sık sık müracaat etmeli ve gönlünün sesiyle her zaman Rabbinin koruyup kollamasına olan ihtiyacını dile getirmelidir. (İlâhiyatçı-Yazar M. Yılmaz)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
802 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun