Allah için, hiçbir şey zulüm sayılmıyorsa, "Allah kullarına asla zulmetmez." gibi ayetler nasıl açıklanır?

Tarih: 02.11.2011 - 09:29 | Güncelleme:

Soru Detayı
Bazı alimler, "Allah insanlara sebepsiz sonsuz azap yapsa bu zulüm sayılmaz." demişler. - Ne olursa olsun hiçbir şey zulüm sayılmıyorsa, "Allah kullarına asla zulmetmez." gibi ayetler nasıl açıklanır?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bazı alimlerin ilgili görüşleri bir açıdan doğrudur. Çünkü mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. Allah her şeyin sahibi olduğuna göre, istediği her şeyde dilediği şekilde tasarruf hakkına sahiptir.

Zulüm, başkasının var olan hakkına tecavüz demektir. Başka varlıkların -gerçekte- sahip olduğu hiçbir hakları yoktur. Zaten hiçbir varlığın bağımsız bir mevcudiyeti söz konusu değil ki sahip olduğu hakları söz konusu olsun. Bu hakikatin açıklamasını şu ifadlerde görmek mümkündür:

“Nasıl ki bir mahir sanatkâr kıymettar bir elbiseyi murassa' ve münakkaş surette yapmak için, bir miskin adamı lâyık olduğu bir ücrete mukabil model yaparak, kendi sanat ve maharetini göstermek için; o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır; o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaziyetler verir. Şu miskin adamın hiçbir hakkı var mıdır ki, o sanatkâra desin: 'Beni güzelleştiren bu elbiseye neden ilişip tebdil ve tağyir ediyorsun ve beni kaldırıp oturtup, meşakkatle benim istirahatımı bozuyorsun?'"

"Aynen öyle de: Sâni'-i Zülcelal her bir nevi mevcudatın mahiyetini birer model ittihaz ederek ve nukuş-u esmasıyla kemalât-ı san'atını göstermek için; her bir şeye hususan zîhayata, duygularla murassa' bir vücud libasını giydirerek, üstünde kalem-i kaza ve kaderle nakışlar yapar; cilve-i esmasını gösterir. Her bir mevcuda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak; bir kemal, bir lezzet, bir feyiz veriyor..."

"Evet mevcudatın hiçbir cihette Vâcib-ül Vücud'a karşı hakları yoktur ve hak dava edemezler; belki hakları, daima şükür ve hamd ile verdiği vücud mertebelerinin hakkını eda etmektir.” (Nursi, Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektub, Birinci makam)

Bununla beraber, Allah sonsuz merhametiyle yarattığı mahluklarına ezeli ilmiyle bir hak tanımıştır. Çizdiği o hak-hukuk sınırlarını bir adalet ölçüsüne bağlamıştır. Bununla Âdil/Adl isimlerinin tecellisini görmek ve göstermek istemiştir.

Nitekim varlık namına insanın gerçekte sahip olduğu hiçbir şeyi olmadığı hâlde, Allah “insanlardan nefis ve mallarını satın alıp karşılığında onlara cennet vad etmiştir”(bk. Tevbe, 9/111). Bu tür bir muamele, sırf Allah’ın sonsuz rahmet ve şefkatini ve insana verdiği değeri gösteren bir husustur. Yoksa insan mal ve mülkünde olduğu gibi, maddî manevî organ ve donanımlarında da hiçbir hakka sahip değildir. Çünkü -sözgelişi- ne aklını ne de gözünü bir yerde bulmuş veya satın almıştır...

Bununla beraber, Allah, kendilerine emanet olarak verdiği ruh-beden mülkünü onlarınmış gibi onlardan satın alması, Allah’ın merhametinin bir yansıması olan ezeli yasayla çizilmiş mecazî/metaforik bir yetkiyi, bir ehliyeti göstermektedir. Kur’an’da söz konusu edilen ilgili ifadelerin hepsi insana ait mülkiyetin tapusunu değil, belli bir süreç için bir irtifak hakkının verildiğini göstermektedir.

“Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.”(İsra, 17/15)

mealindeki ayette, Allah tarafından ezelî yasayla lütfedilmiş hak-hukukun varlığına vurgu yapılmaktadır.

“İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir.”(Âl-i İmran, 3/182)

mealindeki ayet ve benzerlerindeki “Allah tarafından kullarına haksızlık ve zulmün yapılmayacağı”na dair ifadeler de kendi iradesiyle kullarına lütfettiği hak-hukukun varlığına ve Allah’ın da bu hak-hukuku gözettiğine işaret etmektedir.

Bediüzzaman Hazretlerinin -eserlerinin bir çok yerlerinde olduğu gibi- aşağıdaki ifadelerinde de söz konusu mecazî zulmün varlığına işaret edilmiştir:

“...(ölümden sonra yeni bir hayat olmalı ki) O Bâki Rabb'in mezkûr hakikî dostları ve müştakları idam-ı ebedîden kurtulsun ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün ve Sultan-ı Sermedî'nin kemalâtı naks u kusurdan ve kudreti acizden ve hikmeti sefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin. Elhasıl: Madem Allah var, elbette âhiret vardır...”(Sözler, Onuncu Söz, Zeylin Birinci Parçası)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun