Müslüman bir ailenin çocuğu, hayata daha avantajlı başlamış olmuyor mu? Bunun ilahi adaletteki hikmeti nedir?

Soru Detayı

- İnsanların kimi müslüman, kimi hristiyan, budist, mecusi ailelerde doğuyor. dolayısıyle biz hayata avantajlı başlıyoruz bunun ilahi adaletteki hikmeti nedir?

- Aslında soruyu sormaktaki amacım bulunmuş olduğum bir ortamda bu soruyu sorun birini tatmin edici cevap verememiş olmamdır. Kişi, tabiri caizse madem ilahi adalet var ve biz ruhlar aleminde bu dünyadaki görevimize başlamadan önce herhangi bir durumu hakkedecek bir iş yapmadık ama bir kısım insan Müslüman bir ülkede, Müslüman bir ailede doğarak maça zaten bir sıfır önde başlıyor?

- Dolayısıyla Müslüman olmayan aile ülke vs gibi yerlerde doğanlara haksızlık olmuyor mu, biz daha avantajlı değil miyiz? Haşa ilahi adalette böyle bir durum olamaz ancak biz kişiyi tatmin edici ilmi bilgiye sahip olamadığımızdan konuyla ilgili yardımlarınızı rica ederim…

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İslamiyeti hiç duymayan veya duysa da yanlış şekilde duyanlar sorumlu olmazlar, bunlar fetret kapsamına girerler ve cennetliktirler.

- İslam’da -ayet ve hadislerin verdiği bilgiye göre- Allah’a karşı sorumlu olmak için üç temel husus vardır: Bunlar akıl, büluğ / erginlik ve tebliğin duyulması.

Buna göre;

- Akıllı olmayanlar, ister mümin bir ailede, ister kâfir bir çevrede yaşasın, asla sorumlu değildir.

- Yine, büluğ/erginlik çağına gelmemiş bir çocuk ister Müslüman bir ailenin, ister kâfir bir ailenin çocuğu olsun hiç bir eyleminden dolayı sorumlu tutulmaz.

- Keza, Allah’ın gönderdiği vahyi ve peygamberin tebliğini duymamış hiç bir kimse yaptıklarından sorumlu değildir.

“Bir elçi / peygamber göndermeden kimseye azap edecek değiliz.” (İsra, 17/15)

mealindeki ayette bu husus açıkça vurgulanmıştır.

Meşhur alimlerden Katade de söz konusu ayeti yorumlarken şunları söylemiştir: Allah, daha önce -elçiler vasıtasıyla- Allah’tan bir haber almadan, O’ndan -uyarıcı veya müjdeleyici mahiyette-  bir açıklama gelmeden hiç kimseye azap etmez. Çünkü O, ancak suçları sebebiyle insanları cezalandırır. Bir peygamber gelmeden bir emir ve yasak söz konusu değil ki, ona muhalefet etmekten bir suç söz konusu olsun. (bk. Taberî, 17/15. ayetin tefsiri)

- Allah mülkün yegâne sahibi olarak hiç kimseye verecek bir hesabı yoktur. Çünkü mülkün sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Bununla beraber,

“Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.” (İsra, 17/15)

mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Allah sonsuz merhamet ve ihsanıyla, Hak isminin gereği olarak, insanlar için ezelî yasayla lütfetmiş olduğu hak ve hukukun özellikle altını çizmiş ve açıkça buna vurgu yapmıştır.

“İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir.” (Âl-i İmran, 3/182)

mealindeki ayet ve benzerlerindeki “Allah tarafından kullarına haksızlık ve zulmün yapılamayacağı”na dair ifadelerde de Allah’ın kendi iradesiyle kullarına lütfettiği hak-hukukun varlığına ve onun da bizzat bu hak-hukuku gözettiğine işaret edilmektedir.

Bediüzzaman Hazretlerinin -eserlerinin bir çok yerlerinde olduğu gibi- şu ifadelerinde de sonsuz adalet ve merhametinin gereği olarak kendine bir görev saydığı hak ve hukuklarına riayet etmediği takdirde bunu bir nevi haksızlık ve zulüm saydığına işaret edilmiştir:

“...(ölümden sonra yeni bir hayat olmalı ki ) o Bâki olan Rabb'in mezkûr hakikî dostları ve müştakları idam-ı ebedîden kurtulsun ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün ve Sultan-ı Sermedî'nin kemalâtı naks u kusurdan ve kudreti acizden ve hikmeti sefahetten ve adaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin. Elhasıl: Madem Allah var, elbette âhiret vardır...” (Sözler, Onuncu Söz, Zeylin Birinci Parçası)

- Sözün özeti: Bir insan Allah’ın gönderdiği mesajı makul bir sebepten ötürü alamamışsa, bu kimse sorumlu olmaz.

- Ancak kimin makul bir sebepten ötürü -söz gelişi- İslam’ın mesajını alıp almadığını tespit etmek bizim gücümüzün, bilgi kapsamı alanımızın  dışındadır.

“Her doğan çocuk fıtrat dini olan İslam’ı kabul edebilecek bir kabiliyette doğar. Sonra annesi, babası, çevresi, onu Yahudî, Hıristiyan, Mecusî yaparlar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)

manasına gelen hadisin ifadesine göre, aklın yanıltılabileceği ve yanılabileceğini göstermektedir.

Aklını yanıltılabilecek bir atmosfere sokan kimsenin sorumlu olmaması düşünülemez. Bu sebeple, -bir kısmını bilsek bile- genel olarak İslam’ın mesajını alıp almadığı konusunda kimin gerçekten makul bir mazerete sahip olup olmadığını tespit etmemiz imkân haricindedir.

O halde bize düşen Allah’ın şu ilkesine itimat edip bağlı kalmaktır: Allah adildir, hiç kimseye zulmetmez. Öyleyse, Allah kimi cehenneme koyarsa, bu mutlaka adil bir hükümdür. Dolayısıyla, böyle bir kimse İslam’ı kabul etmemekte makul bir mazerete sahip değildir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Müslüman bir ülkede doğduğunuz için Müslüman olmuşsunuz, dinleri araştırıp doğru din İslam dinidir diye Müslüman olmuş değilsiniz diye iddia eden birisine nasıl cevap verebiliriz?

Fetret ehlinin, yani İslam'dan haberi olmayanların sorumluluğu var mıdır?

Mekke'de doğan bir çocukla, dünyanın her hangi bir yerinde doğan biri nasıl eşit olabilir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun