Akla aykırı olan sahih hadislerle neden amel edelim?

Tarih: 02.05.2021 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- ​Ebu Zinad -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi:
- Sünnetler ve dinin hükümleri çoğu zaman kıyasa, akla, reye aykırı olarak gelir. Müslümanların üzerine düşen görev ise muhakkak surette bu hükümlere uymaktır. (Sahih-i Buhâri Tercüme ve Şerhi / 3. Cilt, 234. Sayfa)
- Bir şey akla ve mantığa uygun gelmiyorsa, nasıl onu anlayıp amel edebilelim bu saçma değil mi?
- Bu hadisi nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Burada geçen bilgiler; akılla, kıyasla ve çalışarak elde edilemeyecek konular içindir.

Bu sorudaki bilgiler için bk. Buhari, h.no: 1950.

İlgili yerde “kadın halleri münasebetiyle kılınmayan namazlar kaza edilmez, tutulmayan oruçlar ise kaza edilir.” konusu işlenmektedir.

Bu konuya dikkat çeken bir söz şöyledir:

“Bu konular akılla bilinmez, Allah’ın bunda elbette bir hikmeti vardır. Bu hikmet ise belki de namaz çok oruç az olduğundandır.” (Mustafa el-Biğa, talik, ilgili yer)

Demek ki akıl her konuyu anlamayabilir, hikmetini kavramayabilir; bu nedenle de "aklım ermedi" diye dinimizin bir emrini veya yasağını yok sayamayız. İşte burada vurgulanan konu budur.

Hadisin kesin olarak ilmen sahih olduğu tespit edildiği takdirde, bu hadisin / sözün bizzat Hz. Peygamber (asm) Efendimize ait olduğu kesinleşmiş olur. Hz. Peygamber Efendimize (asm) ait olan bir söz ister emir ister yasaklarla ilgili olsun; ister akıl anlasın ister anlamasın, ona riayet edilmesi dinin gereğidir. “Peygamber size ne verdiyse alın; neyi yasakladıysa ondan da kaçının.” (Haşir, 59/7) mealindeki ayette, Hz. Peygamberin (asm) emir ve yasaklarına riayet edilmesinin dinî bir görev olduğuna işaret edilmiştir. Oysa, akıl her şeyi kavrayamayabilir.

Bazen bir konu vahiyde de akılda da açık olmayabilir. Bazen da NASS dediğimiz vahiyde / ayet ve sahih hadislerde açık bir ifade ile açıklanmış olduğu halde, akıl için bu kadar açık olmayabilir. Bazen da bunun tam tersi de olabilir. Yani bir konu akla göre anlaşılır olmasına rağmen, vahyin ifadelerinde o kadar açık olmayabilir. Bunun diğer ihtimallerini de düşünebilirsiniz.

İşte bu tür konuları çözmek için, şu formülleri kullanmak gerekir:

a) Bir konu hem akıl hem ayet ve sahih hadislerde açık ise bu, nurun ala nurdur.

b) Şayet ne akılda ne de vahiyde bir konu açık değilse, bu konunun çözümünü zorlama bir yorumla irdelemek isabetli bir yöntem değildir.

c) Bir konu ayet ve sahih hadislerde çok açık ifade edildiği halde, akıl bunu kavramakta zorluk çekiyorsa, aklımızla anlamaya çalışmakla beraber, nakli esas almak lazımdır. 

d) Eğer bir konu vahiy kısmında kapalı olmasına rağmen, akılda çok açık ise, bu durumda nakli değil, akıl esas alınır nakil ise tevil edilir. Yeter ki akıl da aklıselim olsun.

e) Bu açıklamalar ışığında Bediüzzaman Hazretlerinin şu sözlerine dikkatle bakmak gerekir:   

“Takarrur etmiş usûldendir: ‘Akıl ve nakil taâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.” (bk. Muhakemat, Birinci Makale, s. 12)

“Bak ey sersem! Sen yalancı vehmini, hezeyancı aklını, aldatıcı nefsini tasdik ediyorsun. Ve hiçbir vechile hulf ve hilafa mecburiyeti olmayan ve hiçbir cihetle hilaf haysiyetine yakışmayan ve bütün görünen işler sıdkına şehadet eden bir zâtı tekzib ediyorsun. Elbette büyük bir cezaya müstehak olursun.” (bk. Sözler, Onuncu Söz, s. 54)

“Sebeb-i münakaşa, eğer hadîs ise; hadisin meratibini ve vahy-i zımnînin derecatını ve tekellümat-ı Nebeviyenin aksamını bilmek lâzım. Avam içinde müşkilât-ı hadîsiyeyi münakaşa etmek, izhar-ı fazl suretinde avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enaniyetini, hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak caiz değildir. Madem şu mes'ele açılmış, medar-ı münakaşa edilmiş, bîçare avam-ı nâsın zihninde sû'-i tesir ediyor. Çünkü şu gibi müteşabih hadîsleri aklına sığıştıramadığı için; eğer inkâr etse dehşetli bir kapı açar, yani küçücük aklına sığışmayan kat'î hadîsleri dahi inkâra yol açar. Eğer zahir-i hadîsin manasını tutarak öyle kabul edip neşretse, ehl-i dalaletin itirazatına ve "hurafattır" demelerine yol açar...” (bk. Mektuba, Yirmi Sekizinci Mektup, s. 351)

“Mesail-i şeriattan bir kısmına 'taabbüdî' denilir; aklın muhakemesine bağlı değildir; emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir.” (bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s. 397)

İlave bilgi için tıklayınız:

"Taabbudi" ne demektir, bu konuda bilgi verir misiniz?
İslam dininin mantık ve bilime bakışı nasıldır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun