"Ahir zamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak, Kur'an'ı okurlar. İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar." Bu hadiste ne anlatılmak isteniliyor?..

Tarih: 26.05.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Süveyd b. Gafele anlatıyor: Hz. Ali (ra) şöyle dedi:

"Ben size Resulullah (s.a.m)'dan bir şey aktardığım zaman, Allah'a yemin olsun ki, onun (a.s.m) söylemediği bir şeyi ona isnat etmektense,  gökten aşağı düşmek bana daha sevimlidir. Ancak benimle sizin aranızda cereyan eden şeyler hakkında konuşunca, bilirsiniz harp hiledir / yanıltmadır. (Hz. Ali biraz sonra muhataplarına aktaracağı hadisin doğruluğunu teyit etmek için bu girişi yaptıktan sonra, sözünü şöyle sürdürmüştür:) “Resulullah (s.a.m)'ın şöyle dediğini işittim:

‘Ahir zamanda yaşları küçük, akılları zayıf bir grup insanlar / birtakım gençler ortaya çıkacak. Yaratıkların en hayırlısının (a.s.m) sözünden söylerler (“Hüküm vermek ancak Allah’a aittir”, “Siz Kur’an’ın hakemliğine davet ediyoruz” demeleri gibi -bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi-) ve Kur’an okurlar, ama okun yaydan çıkıp fırladığı gibi dinden çıkarlar.  İmanları gırtlaklarından öteye geçmez. Onlara nerede rastlarsanız onları öldürün. Kuşkusuz, onları öldürmek, kıyamet günü, öldürenler için bir ücret / bir mükâfat sağlar." (Buharî, Menakıb, 25; Benzer rivayet Ebu Davud, Sünnet, 31).

Hz. Ali (ra), bu hadisi haricilerle mücadele ettiği bir sırada söylemiştir. Onun için, Buharî ve diğerleri bu hadisi haricilere yormuşlardır.

“Savaş hiledir” sözünden, doğrudan yalan söylemeden imalı ifadelerle karşı tarafı yanıltma taktiği anlıyoruz.  Bir savaş durumunda olan Hz. Ali (ra), bununla demek istiyor ki, insanlarla konuşmamda karşımdaki insanları savaş taktiğinin bir gereği olarak bazı yanıltıcı şeyler söyleyebilirim, kendi görüşüme göre bazı taktikler uygulayabilirim, fakat sıra Hz. Peygamber (asm)’den bir şey aktarmaya gelince iş değişir, orada taktik işlemez” demek istiyor. Ve bu hususu teyit ettikten sonra, Hz. Ali (ra) haricîlerle yapmakta olduğu savaşta haklı olduğunu ispat etmek üzere, söz konusu hadisi aktarıyor. (bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi).

Gerçekten, haricîler, oldukça dindar olmalarına rağmen, dinî anlamadaki yanlışları sebebiyle, dinden çıkmış ve Hz. Ali (ra) onlarla savaşmak zorunda kalmıştır. Artık bu noktada Haricîlerin durumunu okuyup öğrenebilirsiniz.

İlgili rivayetlerde şu ilaveler de vardır:

"Ey Allah'ın Rasulü (onların) alâmetleri nedir?" diye sordular da; "Saçlarını kökten tıraş etmeleridir." buyurdu. (Müslim, zekat 149; Ahmed b. Hanbel, 2/197)

Bu hadislerde vasıfları belirtilenler, Haricîlerdir. Nitekim Müslim'in bir rivayetinde, bu kavmin, bu hadislerde belirtilen sıfatları sayıldıktan sonra: "Bunlar, insanlar tefrikaya düştükleri zaman ortaya çıkarlar." buyurulması da bu fırkanın Hariciler olduğunu açıkça ispat eder. Çünkü Hâriciler Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye (ra) arasında çıkan tartışmalar sonunda zuhur etmiştir. (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/588-589)

Başın tümünü tıraş ettirmek Haricîlerin alâmetlerindendir. Bu mevzuda İmam-ı Nevevi şöyle diyor: "Her ne kadar bazıları başın tümünü tıraş ettirmenin Hâricilerin alâmeti olması noktasından hareket ederek, böyle tıraş olmanın mekruh olduğunu söylemişlerse de aslında bu söz doğru değildir. Çünkü alametlerin bazısı haram, bazısı da helal olur. Haricilerin bu alameti helal olan alametlerdendir.

Ulemânın açıklamasına göre, başın tümünü tıraş ettirmek her halükârda caiz olmakla beraber, kendisine saç bakımı zorlaşan kimsenin saçının tümünü tıraş ettirmesi müstehabdır. (bk. el-Azimâbadi, Aynü'l-Ma'bud, XIII, 112)

Bir diğer nokta şudur: “Ahir zaman” ifadesi, Hz. Peygamber (a.s.m) devrinden başlayan kıyamete kadar devam edecek bir süreçtir. Çünkü Hz. Muhammed (a.s.m) bizzat ahir zaman peygamberi unvanına sahiptir. Bu sebeple, “Ahir zamanda gelecek” bir grup insanı daha o zamanki Haricilerle açıklamak doğru olmadığı anlayışı uygun değildir.

Bununla beraber, her asırda Haricî zihniyetindeki gruplar hep var olagelmiştir.

- Harici ve bagîler gibi İslam halifesine karşı ayaklanan ehl-i bidayı yaptıklarından tevbe edip özür dilemeleri istendikten sonra müspet bir cevap alınmadığı takdirde, devletin onlarla savaşması gerekir. Nitekim Hz. Ali bunu yapmıştır. Bu hususta ümmetin icmaı vardır.(Nevevî, a.g.e).

Hadisin haber verdiği güruh,  sistemli ve köklü bilgilerden mahrum, bir kısım sloganlar ezberletilmiş, akıldan çok his ve heyecana tabi, düşüncesi kıt gençlerdir. Bunlar kendilerine telkin edilip ezberletilen sloganlarla heyecana gelip, tahrik edilirler. Sloganlar ise, en dindar kimselerin bile hoşuna gidecek güzel sözlerdir. Kur'an'dan bir ayet, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den bir hadistir. Ancak, bu sloganların yaşayışlarına tesiri yoktur. Alimlerin belirttiği üzere, bunlar lafta inandıklarını söylerler, kalpleriyle inanmazlar. Zahiren güzel sözler söylerler ancak söylediklerine aykırı hareket ederler.

Buna göre en azından bir kısım mühim fitnelerde, tecrübesiz ve kıt düşünceli gençlerin birinci derecede rol oynayacağı, bunların herkesçe makbul ve müsellem olan güzel sözler, ayet ve hadisten alınma parlak düsturlarla ortaya çıkacakları, ancak sözleriyle amellerinin bir ilgisinin olmayacağı belirtilmiştir.

Hadis'ten çıkarılan hükümler:

1. Alimler, burada yaşça genç, akılca kıt gençlerle Haricîlerin kastedildiğini anlamışlardır. Nitekim, Teysîr'in bu hadisi, Haricîlerle ilgili fitne başlığı altında kaydettiğine göre, aynı anlayışı görmek mümkün. Ancak Resûlullah (asm)'ın hadisleri, aynen Kur'ân gibi her devre baktığı için, kıyamete kadar gelecek zaman içinde her devir insanı, kendi zamanına tatbik etme hakkına sahiptir. Nitekim, günümüzün fitnelerinde gizli ve münafık güçlerin cahil gençlerimizi, İslâmî sloganlarla aldatıp istismar edeceklerine dikkat çekmek gerekir.

2. Kur'ân okumalarına rağmen imanlarının gırtlaklarından öteye geçmemesi Kur'ân'ı anlamadıklarına, ahkâmını hayatlarında tatbik etmediklerine, halkı aldatmak için, slogan olarak onları zikrettiklerine işaret eder. Bunlar, bir avı delip, ondan hiçbir bulaşık almadan öbür tarafa geçen ok gibi, İslâm'dan hiçbir pay kapmamış olarak dinden çıkarlar. İbnu'l-Esîr, en-Nihâye'de bu insanların dine giriş ve çıkışlarını "ok"un bir ava giriş çıkışına benzetmesini, oka avdan hiçbir şeyin takılmaması sebebine bağlar.(bk. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte)

3. Hariciler: Sıffîn savaşındaki Hakem olayından sonra, Hz. Ali (ra)'ye isyan ederek ondan ayrılan ve Abdullah b. Vehb er-Rasbi'ye bey'at eden, onu imam tanıyan bir topluluktur. Bilindiği gibi Haricilik İslam tarihinde tekfir mekanizmasını ilk işleten mezheb olmuştur. Hariciler başta Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) olmak üzere sahabenin ileri gelen şahsiyetlerini tekfir etmişlerdir. Bu sebeple kelamcılardan bir grup, ayet ve hadislerde Allah'ın ve peygamberin övgüsüne mazhar olmuş, hatta hayatlarında iken cennetle müjdelenme şerefine erişmiş kişileri kâfir saydıkları için, Haricilerin küfre düştüklerini, çünkü sahabiyi tekfirin Allah Rasulünü (asm) yalanlamak olduğunu söylemişlerdir. (bk. Kılavuz A. Saim, İman-Küfür Sınırı, 166.) Ancak, fıkıhçılarla hadisçilerin büyük çoğunluğu bu görüşte değildir.

Gerçekten de Hz. Peygamber (asm)'in istikbale ait verdiği bu haber, aynen haber verildiği şekilde çıkıyor. Bu bakımdan bu hadis, Hz. Peygamber (asm)'in mucizelerinden biridir. (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/584-585.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun