Kadınlarla istişare edilmemesi veya kadının sözünün dinlenilmemesi ile ilgili hadis var mı?

Tarih: 20.02.2012 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Zaman zaman, bir kısım kitaplarda mutlak bir ifade ile "kadınla istişare etmeyin" (1) şeklindeki tavsiyenin sünnete uymadığını söyleyebiliriz. Zira en azından kadını ilgilendiren meselelerde onunla istişare edilmesi hususunda Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm)'den çok net "emirler" gelmiştir:

"Kendilerini ilgilendiren konularda kadınlarla istişare edin." (2)

"Kızlarla ilgili konularda kadınlarla istişare edin." (3)

"Bakire kızla, (evlendirmezden önce) babası müşavere etmelidir." (4)

"Dul kadın, kendisiyle istişare edilmeden evlendirilmemeli, bakire kız da izni  alınmadan nikahlanmamalı..." (5) gibi.

Evlenme gibi şahsını alâkadar eden bir konuda fikrinin alınması ve ona uyulması kesinlikle ifade edilir ve hatta "kızın istemediği evliliğin bizzat Resulullah tarafından iptal edilmesi" (6) olayına dayanan "cumhur = İslam alimlerinin çoğunluğu" bu çeşit nikahın geçersiz olduğuna hükmeder(7).

Şüphesiz bir erkek, kadını veya kızı ile sadece evlenme meselesinde "istişare etmekle" sınırlı değildir. Bunu destekleyen bir rivayette:

"Hz. Peygamber  (aleyissalâtu vesselâm) kadınlarla bile istişare eder, onların beyan ettikleri görüşlerini uygulardı."(8)

denmektedir. Bunun aksini ifade eden rivayete rastlamadık. Tirmizi'de "kızıl rüzgâr"la alâkalı hadiste geçen "kişi annesine bakmaz, kadınına  itaat eder" cümlesinde kınanan olay, kadınla yapılan istişare değil, annenin ihmal edilmesidir. Nitekim aynı hadiste "...babasına bakmaz, arkadaşına rağbet gösterir" denmektedir.(9)

Kadınla istişare konusunun önemine dikkat çekmek için bazı örnekler vermek uygun olacaktır:

1.  Peygamber Efendimiz ilk vahiyden sonra, gördüklerini ve hissettiği korkuyu muhterem zevceleri Hatice-i Tahire validemize açtılar. Validemiz (radıyallahu anhâ), Resulullah (aleyissalâtu vesselâm)'ı şöyle teselli etti:

"Korkma, Allah seni asla mahcup etmez. Zira sen akraba hukukunu gözetir, muhtaçlara yardım, fakirlere iyilik, misafirlere de ikram edersin..."(10)

2. Ayet-i kerime ile içyüzü ortaya konan ve kitaplarımızda teferruatıyla açıklanan ifk yani Hz. Aişe validemize (radıyallahu anhâ) münafıklarca yapılan iftira hâdisesi üzerine Resulullah (aleyissalâtu vesselâm) zevce-i tahireleri hakkında geniş bir tahkikat açmıştı. Bu tahkikat sırasında, sadece Hz. Ali (ra) gibi ileri gelenlerin değil, Berire -ki Hz. Aişe'nin cariyesi idi- gibi cariye bir kadının da fikrine müracaat etmişti.(11)

3. Hicretin altıncı yılında, Müslümanlar, başlarında Resulullah (aleyissalâtu vesselâm) olduğu halde, umre yapmak niyetiyle Mekke'ye doğru yola çıkarlar. Ancak Mekkeli müşrikler, ziyarete müsaade etmezler ve Müslümanlarla aralarında Hudeybiye sulh anlaşması yapılır. Anlaşma tamamlandıktan sonra, Hz. Peygamber (aleyissalâtu vesselâm) yanındakilere:

"Kalkın, kurbanlarınızı kesin, ihramdan çıkın, başlarınızı tıraş edin."

emrini verir. Ne var ki Kabe'yi  tavaf için gelmiş bulunan ashab, sulh anlaşmasının muhtevasından memnun olmadığı için tavaf yapmadan umre ile ilgili tıraş olmak, kurban kesmek gibi hac ile ilgili hükümleri yapmazlar. Resulullah (aleyissalâtu vesselâm) emri üç kere tekrarlar.. Ashab yine de şaşkın şaşkın bakınmakla mukabelede bulunurlar. Resulullah (aleyissalâtu vesselâm) son derece öfkeli halde, çadırına, Ümmü Seleme validemizin (radıyallahu anhâ) yanına girerler. Aralarında şu konuşma geçer:

"Neyin var ya Resulallah?"
"Hayret ey Ümmü Seleme! Ben insanlara ısrarla 'Kurbanlarınızı kesin, tıraş olun, ihramdan çıkın.' diye emrettim, hiç kimse bu çağrıma cevap vermedi. Emrimi işittikleri halde sadece yüzüme bakıyorlar."
"Ya Resulullah, sen kalk, kurbanlığına git ve kes. Onlar mutlaka sana uyacaklar ve kurbanlarını keseceklerdir."

Bu tavsiye üzerine Resulullah (aleyissalâtu vesselâm) gider ve kurbanlık devesini keser. Aynen Ümmü Seleme validemizin (radıyallahu anhâ) dediği gibi, Resulullah'ı gören Ashab-ı Güzin de (radıyallahu anhüm ecmain) teker teker kalkıp kurbanlarını keserler (12).

4. Hz. Ömer (ra) bir cuma hutbesi sırasında, evlenmelerde kadınlara verilecek olan mihir için bir sınır getirerek aşırılığa kaçılmasını önlemek istediği zaman cemaatte bulunan bir kadının, bizzat Kur'an'dan okuduğu ayetle bu kararın yanlışlığını hatırlatması üzerine Hz. Ömer (ra): "Bir kadın isabet, bir erkek hata etti. Bir emîr (lider) cedelleşti ve cedeli kaybetti." diyerek kendi iddiasından vazgeçip kadının görüşüne uymuştur. (13).

İkincisi, konumuz açısından daha dikkat çekicidir. Bir gece teftişinde Hz. Ömer (ra), kocası cihad için askere gitmiş olan bir kadının "yalnızlıktan yakındığını"  işitince, kızı Hafsa'ya (ve kadınlardan tecrübeli olanlara) (14) müracaat ederek: "Kızım, söyle bakalım bir kadın kocasından ne kadar müddet ayrı  kalmaya tahammül edebilir?" diye sorar ve onun verdiği cevaba dayanarak askerlik müddetini altı ay olarak sınırlandırır. (15)

4. Halid İbnu Velid de, bazı meselelerde, kız kardeşi Fatıma Bintu'l-Velid ile istişare etmiştir.(16)

5. Abdurrahman İbnu Avf, Hz. Ömer (radıyallahu anh)'den sonra halife olarak Hz. Osman (radıyallahu anh)'ı belirlerken üç gün herkesin fikrini sormuş, kadınların da görüşünü almayı ihmal etmemiştir. (17).

Şu halde, kadını ilgilendiren şahsî, ailevî meselelerde fikri alınacağı gibi, ihtisasına giren meselelerde de fikri alınabilecektir. Zaten liyakat ve ilgisi olmayan konularda  erkek de olsa kendisiyle istişare tavsiye edilmemiştir. Öyle ise, "kadınla istişare etmeyin" mealindeki bazı tavsiyelerin kaynağı Peygamberimize (aleyissalâtu vesselâm) dayanmaz. Bazı ciddi kitaplarda (18) açıklandığı üzere böyle sözler İslam kaynaklı değildir. Ne var ki, dinî kitaplarımıza girmiş bulunan -darb-ı mesel, İsrailiyat, etibba ve hükema sözü nevinden- her şey, halk tarafından zamanla dinin kendisi zannedilerek, Kur'an ve Hadis’ten zannedilmiştir.

Dipnotlar:

1) İbnu'l-Hac el-Maliki, el-Medhal, yer meçhul, 1293, 4, 45; Maverdi, Edebü'd Dünya ve'd-Din, İstanbul, 1299, s. 239-40.
2) Üsdü’l-Gabe, 4/15.
3) Ebu Davud, Nikah 24.
4) Ebu Davud, Nikah 24, 26.
5) Buhari, İkrah 3, Müslim, Nikah 64.
6) Buhari, İkrah 4.
7) İbnu Hacer,  Fethu'l-Bari 15, 351; Azimabadi, Avnu'l-Mabud, Medine, 1968, 6, 119 vd.
8) İbnu Kuteybe, Uyunu'l-Ahbar, Mısır, 1963 (ofset) 1, 27.
9) Tirmizî, Fiten 38.
10) Buhari, Bed'ü'l-Vahy 1,
11) Buhari, Şehadat 16.
12) Vakidi 2, 613.
13) Bk. Bakillani, et-Tehmid, Beyrut 1957, s. 199.
14) A.e.g, s. 198.
15) Said İbnu Mansur, Sünen, Malegaon, 1967, 2, 186; Bakillani, a.g.e., s. 198; Bk. Canan İbrahim, Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye, s. 326-27.
16) İbnu Kesir (v. 774), el-Baisu'l-Hasis, Beyrut, 1951, s. 183.
17) Canan İbrahim, Kütübi Sitte Tercüme ve Şerhi, 15/162 vd..
18) İbnu'l-Hacc, a.g.e., 4, 46; Maverdi, a.g.e., s. 236.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun