Zina cezası hakkında bilgi verir misiniz? Bu dünyada cezasını çekenler ahirette tekrar cezalandırılır mı? Dünyada cezası infaz edilmeyenlerin akıbeti nasıl olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ahirette Allah, kullarının durumunu göz önünde bulundurarak, mutlak adaletiyle muamele edecektir. Tam tövbe edip de kendisine recm cezası uygulan kimseninn bağışlanacağı ve ahirette ayrı bir ceza almayacağı umulur. Kendisine recm cezası uygulanmayan kimse de yine rahmetten uzak değildir. Allah onu dilerse bağışlayabilir. Bu kimsede tövbe edip kendi halini düzeltse onunda affedileceği umulur. Ama bu gibi günahlarda kul hakkıda söz konusu olduğu için tecavüz vb. vakalarda kendisine tecavüz edilen kimse bu hakkını alır.

İslâm hukukunda ve bütün fıkıh kitaplarında «hudud» yani hadler, cezalar mühim bir yer işgal etmektedir. Esas itibarıyla kaynağını Kur'ân ve hadislerden alan bu hükümlerin en mühim hususiyeti, fertleri ve milleti korumak, ahlâkî çöküntüye sürükleyen felâketlere set çekmek, namus ve iffeti muhafaza etmek, fertlere hak ve hukuk mefhumunu yerleştirmek, sulh ve sükûnu te'sis etmektir. Başkalarına ibret olması ve caydırıcılığı da diğer bir hikmetidir.

Zina suçuna verilecek cezalar hakkında Nur Sûresinin ilk âyetlerinde açık bir şekilde izahlar mevcuttur:

«Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah'ın dinini tatbik hususunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir topluluk onların cezalarına şahit olsun.» (1)

Zina cezasının tatbik edilmesi için, bu suçun kesin olarak aydınlığa çıkması ve tesbit edilmesi şartı başta gelmektedir. Bu da üç şekilde mümkün olur:

a) Dört âdil erkeğin zina fiilini kesin olarak gördüklerine dair şahitlik etmeleri,
b) Suçu işleyen kimsenin itirafı,
c) Suçlu kadınsa hamile kalması. Bu üç husus ile suç tespit edilmediği müddetçe cezası tatbik edilmez.

Asr-ı aaadet'te Kur'ân'ın bu emri mü'min kalb ve ruhlara öylesine yerleşmişti ki; hiç şahide, ispata kalmadan, şeytana ve nefsine uyup da bir anlık hissiyatına kapılan bazı kimseler, bu suçu işledikleri zaman bizzat gelip Peygamberimize (asm) itiraf etmişler, kendilerine Kur'ân'da emredildiği şekilde cezanın uygulanmasını istemişlerdir.

Meselâ Maiz el-Eslemî adında birisi Peygamberimizin (asm) huzuruna gelerek zina yaptığını itiraf etti, Peygamberimiz (asm) yüzünü çevirerek dinlemek istemedi. Maiz ikinci, üçüncü ve dördüncü defa aynı şeyi tekrar etti. Peygamberimiz (asm) yine dinlemek istemedi. Nihayet dördüncüsünde, «Sende delilik var mı?» dedi ve «Hayır!..» cevabını aldı. «Sarhoş musun yoksa?» sorusu üzerine bir zat kalkarak ağzını kokladı. Sarhoşluğa dair bir belirti bulunmadı. Bundan sonra Peygamberimiz (asm) «Belki yalnız öptün, lâf attın veya sadece baktın.» dedi. Maiz «Hayır!..» diye devam etti. «Evli misin?» sorusuna da «Evet!..» deyince, Peygamberimiz (asm) recmedilmesini emretti ve recmedildi. Tövbesinin kabul edilip edilmemesi hususunda da Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

«O öyle bir tövbe etti ki, bir millet arasında taksim edilse idi, hepsini içine alırdı.» Başka bir vesile ile de, «Sen Allah için canını vermekten daha faziletli bir tövbe gördün mü?» buyurdu. 2

Âyet-i kerimede ifâde buyurulduğu gibi, zina suçuna terettüp edecek ceza iki şekilde mütalâa edilmektedir: Birisi, yüz sopa, diğeri de recim (öldürmek). Bu çirkin suçu işleyen kimse, erkek veya kadın, bir defa olsun hiç evlenmemiş olmalıdır. Bunlara suç tesbit edilip hüküm verildikten sonra yüz sopa cezası tatbik edilir.

Bu hükme bir esas teşkil eden hadis-i şerifi Hz. Ubeyde bin Sâmit rivayet eder. Hadis şu mealdedir:

«Ölçüyü benden alınız, benden alınız! Allah onlara bir yol gösterdi. Zina edenler bekâr ise yüz sopa ve bir sene sürgün cezası tatbik ediniz. Evliler ise yüz sopa ve recim tatbik ediniz.»3

Fıkıh kaynaklarında bu sopanın durumu ve vuruş şekli hususunda bir ölçü verilir:

Sopa parmak kalınlığında olmalı, yüze ve başa vurulmamalı, cezayı tatbik eden kimse sopayı omuzunun hizasından yukarı kaldırmamalı ve çıplak bedene vurmamalıdır.4

Âyet-i kerimede geçen, «Müminlerden bir topluluk onların cezasına şahit olsun» ifâdesindeki hikmetleri de asrımız müfessirlerinden merhum Elmalılı şöyle belirtir:

"Cezayı tatbik eden kimse suistimale girmemelidir. Herkesin gözü önünde cereyan etmesi hâlinde ceza bir işkence şekline bürünmez. Tarihin şikâyet edegeldiği zalimane işkenceler hep gizlenerek yapılmıştır. Halbuki bu bir işkence olmayıp cezadır. Bunun için dinin çizmiş olduğu sınırın dışına taşırılmamalıdır. Cezanın açıktan tatbik edilmesinde İffetin kıymetini, ibret ve terbiyesinin tamimini ifade eden bir iman ve teşhir vardır. Bu şekil aynı zamanda suçlu için psikolojik bir ceza manâsını da taşımaktadır."5

Dipnotlar:

1. Nur Sûresi, 2.
2. et-Tâc, 3/25; Müslim, Hudûd: 24.
3. Müslim, Hudûd: 12.
4. Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, VII/105.
5. Hak Dini Kur'ân Dili, V/3473 - 3474.

(bk. Mehmed PAKSU, Helal-Haram)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
25079 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.