Ya Rabbi ölümümü kolaylaştır, şeklinde bir duada bulunmak aşağı bir derece midir?

Soru Detayı

- Gazali Hazretlerinin Kimya-yı Saadet kitabıydı yanılmıyorsam, şöyle bir yazı okumuştum: Huzeyfe, Allah'tan ölümün “Ya Rabbi ölümümü kolaylaştır.” buyurmaktadır. Bu yüksek bir derecedir. Fakat en yükseği değildir. En yükseği, bütün iradeni Allah'a teslim edip O'ndan her gelene rıza göstermendir. Yani ölümünün kolay veya zor olacağını Allah'a bırakmandır, diyor.

- Peygamberimiz (asm)'in de şöyle bir hadisi bulunuyor: "Ya Rabbi ölümü bana kolaylaştır.'' Burada Peygamberimiz insanların en üstünü olduğu halde böyle bir hadisi bulunuyor ise, ya Gazali'nin bu düşüncesi kendi ictihadı mıdır bilemiyorum, ama Peygamberimiz (asm)'in yaratılanların en üstünü olduğu kesin. Bunu açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bu konu, dua ile ilgili herhangi başka bir konuyla aynıdır. Yani bir insanın Allah’a yalvarması ona olan tevekkülü kırar mı?

Bu sorunun cevabını Kur’an’dan verebiliriz:

 “De ki: Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki.” (Furkan, 25/77)

“Rabbena atina.../ Allah’ım! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver..” (Bakara, 2/201)

Bu ve benzeri birçok ayette Allah’a yalvarmanın önemine işaret edilmiştir.

- Dua, imanın bir gereği, kulluğun bir nişanesidir. Sebepler dairesinde hareket etmek, örneğin ilaç kullanmak tevekküle aykırı olmadığı gibi, “Tedavi olun, şifa bulun” manasına gelen bazı hadislerde de teşvik edilmiştir. Dua etmek, yalvarmak insanın kendi âcizliğini ve Allah’a olan ihtiyacını gösterdiği için önemli bir kulluk nişanesidir.

Bu sebeple, dua etmek tevekküle aykırı değildir. Yeter ki, sebeplerin de Allah’ın yaratması için birer perde olduğu bilinsin, bu perdeler arkasında işi yapanın Allah olduğu, örneğin ilacın değil Allah’ın şifa verdiğinin farkında olunsun.

- Kaldı ki, bizzat Hz. Peygamber (asm)'in ölümcül hastalığında “Allah’ım! Ölüm sekeratı karşısında bana yardım et!” diye dua ettiğine dair hadis rivayetleri vardır. (bk. Tirmizi, Cenaiz,8; İbn mace, Cenaiz, 64; İbn Hanbel, 6/64)

Ve bu hadis rivayetini bizzat İmam Gazali de kitabına almıştır. (bk. İhya, 4/462, 463)

İmam Gazali’nin, Hz. Peygamber (asm)'in bizzat yaptığı bir işi, tevekküle aykırı olarak değerlendirmesi mümkün değildir.

Gazali, soruda geçen konuyu "İhya" isimli eserinin son bölümü olan Ahiret Hayatı kısmında işlemiştir. Bu bölüm aynı isimle mütakil bir kitap olarak her Arapça hem de Tercüme eedilerek neşredilmiştir.

Gazali Hazretlerinin buradaki açıklaması, Allah’ım! Ölüm sekeratı karşısında bana yardım et, duasıyla doğrudan ilgili bir durum değildir. Allah’a kavuşmak için ölümü isteyen kişilere göre konuyu değerlendirmiştir. İlgili yerdeki bilgiler şöyledir:

Bil ki, şu dünyaya dalan, onun süsüne aldanan ve şehvetlerine aşırı derecede muhabbet eden kimsenin kalbi, hiç şüphesiz ölümü zikretmekten gafil kalır. Hatırlatıldığı zaman da hoşlanmayıp ondan tiksinir. Onlar, Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

"De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra siz görüleni ve görülmeyen her şeyi bilen Allah'a döndürüleceksiniz; O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir." (Cum'a 62/8)

İnsanlar üç kısımdır:

. Dünyaya ve şehvetlerine dalanlar.
. Pişman olup yeni tövbe edenler.
. Manevî kemâlâtını tamamlamış arif kimseler.

Dünyaya ve şehvetlerine dalanlar, ölümü hiç akıllarına getirmezler. Bir gün hatırladıklarında da dünyada yapamadıkları şeyler için vahlanır, ardından da onu kötülemeye başlarlar. Bu haldeki bir kimsenin ölümü anması, hatırlaması onu Allah'a yaklaştırmaktan daha çok uzaklaştırır.

Pişman olup tövbe eden kimse ise, kalbinden korku fışkırsın, tövbe etmesinin mânası tam yerine gelsin diye ölümü sıkça anar. Bazen o, daha azığını hazırlamadan ve tövbesi tamam olmadan ölümün yakasına yapışıvereceği korkusundan dolayı ölümü hoş görmeyebilir. Fakat o, bu yönüyle ölümden hoşlanmaması bakımından mazur görülür. Bu kişi Resûlullah Efendimizin (asm),

"Kim Allah'a kavuşmayı (ölümü) istemezse, Allah da ona kavuşmayı istemez." (Buhârî, Rikâk, 41)

hadisinin tehdidi altına girmez. Çünkü bu kişi, ölümü ve Allah'a kavuşmayı kötü görüyor değil; kusurlarından dolayı Allah'a kavuşabilme fırsatını elden kaçıracağı korkusundan dolayı bunları söylemektedir.

Bu kişinin durumu, sevgilisinin razı ve hoşnut olacağı bir şekilde ona kavuşmak için hazırlıklar yapan ve bu nedenle kavuşmayı erteleyen sevdalının durumuna benzer. İşte o, bu mâna ile Allah'a kavuşmayı kötü gören biri sayılmaz.

Kişinin ölümden bu maksatla hoşlanmadığının alâmeti, onun ölüm için daima bir hazırlık içinde bulunması, ondan başka şeylerle meşgul olmamasıdır. Yoksa dünya sevgisine dalan kimselerin bulunduğu gruba dahil olur.

Manevî kemâlâtını tamamlamış arif kimseye gelince o dâima ölümü hatırlar. Çünkü ölüm, sevgiliye kavuşma zamanıdır. Seven hiçbir zaman sevdiğine kavuşacağı zamanı unutmaz. Hatta bu arifler çoğu zaman ölümün gelişini yavaş bulurlar; bir an önce günahkâr kimselerin doldurduğu bu dünyadan kurtulup âlemlerin rabbine kavuşmak için ölümün gelmesini isterler. Nitekim sahabeden Huzeyfe vefatının son anlarında şöyle demiştir:

"Dost (ölüm), bana fakirlik halimde geldi. (Bu saatten sonra) pişmanlık duyan iflah olmaz. Allah'ım! Muhakkak sen biliyorsun ki fakirlik zenginlikten, hastalık sıhhatten, ölümüm de yaşamımdan bana daha sevimli idi. Öyleyse bana ölümü kolaylaştır da sana kavuşayım." (Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ, 1/352)

Günahlarından tövbe edip Allah'a güzel amellerle kavuşmak arzusunda bulunan bir kimse, ölümü hoş görmemesinde mazur olduğu gibi, arif kimse de ölümü istemesi ve onu temenni etmesinde mazur sayılır.

Bu ikisinden daha yüksek bir mertebe ise, işini Allah'a havale eden, nefsi için ölümü veya yaşamı tercih etmeyen kimsenin mertebesidir. O kimse için her şeyin en iyisi ve en sevimlisi mevlâsı için en sevimli olanıdır. Böyle bir kimse ileri seviyedeki sevgi ve muhabbetinin çokluğundan dolayı rıza ve teslimiyet makamına ulaşmıştır; işte asıl gaye ve hedef budur.

Her halükârda ölümü anmakta bir sevap ve fazilet vardır. Çünkü dünya sevgisine dalan dahi ölümü anmakla yavaş yavaş dünyadan uzaklaşmaya başlar. Zira artık onun için dünyanın nimetleri sıkıntı vermeye başlar, dünyanın lezzeti gider. İnsana dünyanın lezzet ve şehvetlerini acılaştıran her şey aslında onun için bir kurtuluş sebebidir.

Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurmuşlardır:

"Sizden hiç kimse ölümü temenni etmesin. Mutlaka onu yapmak mecburiyeti hissederse, bari şöyle söylesin: 'Rabbim! Hakkımda hayat hayırlı ise, yaşat. Ölüm hayırlı ise canımı al.' " (Buhari, Merda, 19)

İlave bilgi için tıklayınız:

Ölümü istemek, temenni etmek caiz midir?

Hz. Yusuf (a.s.) en mutlu zamanında, neden ölümü temenni etmiştir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR