Vehhabiler türbelerin şirk göstergesi olduğunu söylüyorlar. Sahabelerin uygulaması nasıldır? İslam alimlerinin bu konudaki görüşleri nelerdir?

Tarih: 29.03.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cenaze defnedildikten sonra, kabrin belli olması ve çiğnenmemesi için üstü toprakla bir karış kadar veya biraz daha fazla yükseltilmesi müstehaptır. Diğer üç mezhebin aksi­ne Şâfiîlerin çoğunluğu, kabrin üstünün yerle aynı seviyede tutulmasının daha uy­gun olduğu görüşündedir. Resûl-i Ekrem (asv), Osman b. Maz'ûn'un kabri başına büyük­çe bir taş dikmiş ve, "Bununla kardeşi­min kabrini tanır ve bulurum, ailemden ölenleri de yanına gömerim." demiştir.(1)

Fakihlerin çoğunluğu, kabre yazı yazıl­masını yasaklayan hadislerden hareketle (2) ma­hiyeti ne olursa olsun kabir üzerine yazı yazmayı mekruh saymıştır. Hanefîlere ve diğer ulemâdan bazılarına göre ise ölü­nün kabrinin kaybolmaması, saygı duyulup çiğnenmemesi için gerekirse yazı yaz­makta bir sakınca yoktur; çünkü hadiste­ki yasağa rağmen icmâ derecesinde bir uygulama ile kabir taşlarına yazı yazıla gelmiştir. Hâkim en-Nisâbûrî, bu konu­daki rivayetlerin sahih olmasına rağmen uygulamanın bunlara göre gelişmediği­ni, bütün Müslümanların önderlerinin kabirleri üzerine yazılar yazıldığını ve bu durumun halefin seleften devraldığı bir uygulama olduğunu belirtir.(3) Hâkim'in tesbitini naklettik­ten sonra bu hususun Osman b. Maz'ûn'la ilgili hadisle daha da kuvvet kaza­nacağını söyleyen İbn Âbidîn, yazının an­cak yukarıda belirtilen gerekçelerle yazı­labileceğini, kabir taşına âyet, şiir ve ölü­yü öven yazıların yazılmasının mekruh olduğunu ifade eder.(4)

Kabirlerin dış şekliyle ilgili olarak Hz. Peygamber (asv)'in son hastalığı sırasında söy­lediği,

"Allah Yahudi ve Hristiyanlara la­net etsin. Bunlar peygamberlerinin ka­birlerini mescid edinip mâbed haline ge­tirdiler."

sözünü (5) ve benzeri hadisleri dikkate alan âlimler, kabir üzerine kubbe, türbe, bina gibi şeyler yapma ko­nusunda farklı görüşler ileri sürmüşler­dir.

Hanefî, Mâlikî ve Şâfiîlere göre özel mülkiyete tâbi topraklardaki kabirlerin üstüne gösteriş ve övünme maksadıyla ev, kubbe, türbe yapmak haram, böyle bir maksat yoksa mekruhtur. Özel mülkiyet altında olmayan umumi mezarlık­larla sahiplerinin mezarlık için vakfettik­leri topraklardaki kabirler üzerine bina vb. bir şey yapmak ise her iki durumda da haramdır. Hanbelîler, böyle bir ayırım yapmaksızın bunu harama yakın derece­de mekruh görürler.

Mezarlık içinde mes­cid yapılması veya namaz kılınması diğer mezheplere göre mekruh iken Hanbelîler bunu haram kabul etmişlerdir. Hadislerdeki yasaklamanın amacı tevhid inancını korumak, gösteriş ve israfı önlemektir. Dinî bilgisi zayıf kişilerin mâbedle mezarı birbirine karıştırmalarına ve mezarda ya­tan kişinin insan üstü bir varlık olduğuna inanmalarına sebep olur endişesiyle kabirlerin mescid gibi yapılması ve mescid haline getirilmesi yasaklanmıştır. Ayrıca kabirlerin mermer, taş vb. malzemeyle masraflı ve gösterişli bir şekilde inşası da caiz görülmemiştir.

Bir kısım İslâm âlimleri meşayih, ulema, hükümdar ve hükümdar eşleri ve çocuklarının üzerine türbe yapılmasını caiz görmüşlerdir. Türbelerin yapıldığı yerde, bunun gibi bina ve kubbeler çok olup bunlar ölenlerin isimlerinin bilinmesi ve tanınmalarından başka, onlara prestij ve buna benzer bir hürmet ve saygıya sebep olmayacaksa, böyle zamanlarda türbe ve kubbe inşasının caiz olduğuna fetva veren alimler bulunmuştur (6).

Müteveffanın ismi ve yattığı yer bilinsin diye taş gibi bir alamet dikilmesinin gerekli olduğunda Vehhabiler hariç, ittifak edilmiştir.

Hz. Peygamber (asv), Hz. Ebû Bekir ve Ömer'e (r.anhuma) ait naaşların bir hücre içerisin­de bulunmasından, kabir üzerine bina ve kubbe yapmayı yasaklayan hadislerin hü­kümlerinin mutlak olmadığı, bu umumi hükümleri kayıtlı ve sınırlı şekilde anla­yan bazı sahâbîlerin bulunduğu onların bu yöndeki tatbikatından anlaşılmakta­dır.(7) Burada, hadiste yer alan yasağın ihlâlinden ziya­de başlangıçta kabir ziyaretinde de oldu­ğu gibi tevhid inancını korumaya yöne­lik tavizsiz bir yasak getirildiği, tevhidden sapma ve şirke dönüş tehlikesinin azal­masıyla birlikte toplumsal talebe uygun olarak belli bir yumuşamaya gidildiği yo­rumu yapılabilir. Nitekim sahabe, tabiîn ve tebeu't-tâbiîn nesillerinden bazı kim­selerin kabirler üzerine türbe (bina, ça­dır) yaptıkları bilinmektedir. Meselâ Hz. Ömer, Zeyneb bint Cahş'in, Hz. Âişe kar­deşi Abdurrahman'ın, Muhammed İbn Hanefıyye İbn Abbas'ın, Hz. Hüseyin'in kı­zı Fâtıma da amcası Hasan'ın oğlu olan kocası Hasan'ın (Radiyallahu anhum ecmain) kabirleri üzerine türbe yaptırmışlardı. Daha sonra Abdurrahman'ın kabri üzerindeki yapının Abdul­lah b. Ömer tarafından yıktırıldığı nakle­dilir.(8)

Ali el-Kârî, meşhur meşâyih ve ulemâ kabirleri üzerine in­sanların ziyaret ve istirahati için kub­be ve türbe yapılmasının Selef âlimleri tarafından caiz görüldüğünü kaydeder.(9) Hanefî fakihlerinden İbnü'l-Hümâm da kabrin yanında Kur'an okurken oturmak için böyle bir mekânın yapılma­sının tercih edilen görüşe göre mekruh değil caiz olduğunu(10) söylemiştir. (11)

Dipnotlar:

1. Ebû Dâvûd, "Cenâ'iz", 63; krş. İbn Mâce, Cenâ'iz", 42
2. Müslim, "Cenâ'iz", 94, 95; Ebû Dâvûd, "Cenâ'iz", 76; Tirmizî, "Cenâ'iz", 58
3. el-Müstedrek, I, 370
4. Reddü'l-muhtar, 11, 237-238
5. Buhârî, "Cenâ'iz", 62; Ebû Dâvûd, "Cenâ'iz", 76
6. Hasen el-Idvî, Meşâriku'l-Envâr, Mısır, 1316/26
7. Süleyman Uludağ, Mezar ve Türbe, Nesil, II/1, İstanbul 1977, s. 25
8. Aynî, VII, 46
9. Mirkâtü'l-mefâtih, II, 372; İbn Âbidîn, I, 237
10. Fethu'l-kadîr, 1,473
11. DiA, Kabir Maddesi.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun