Ücret alan din alimine uyulmaz mı?

Tarih: 29.09.2017 - 00:10 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Yasin 21. ayeti izah eder misiniz?
“Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yolda hidayete erenlerdir.” derken, bu ayete binaen hoca, imam, müezzin gibi meslek yönlerindeki kişi ve kişileri mi kastediyor, ayetteki maksat kimlerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hiçbir peygamber yaptığı ilâhî hizmetten dolayı kimselerden kar­şılık ve ücret beklememiştir. O halde dini teblîğ eden din mürşitleri de im­kânlar ve şartlar elverdiği ölçüde ücret almaktan kaçınmalıdırlar. Zira böy­lesine hasbî hizmetin ruhlar ve vicdanlar üzerindeki olumlu tesiri çok daha büyük olur.

Bununla beraber, imamlar, kıldırdıkları namazın karşılığı olarak değil, vakitler arasında çalışma imkanı bulamadıkları için, ister istemez namazları beklemek üzere kullandıkları zamanın karşılığı olarak maaş alıyorlar.

Yoksa, bir imam Müslüman olarak elbette maaş almasa da namazını kılar. Fakat her gün beş vakit namazda camiyi açıp kapamak, aynı camide namaz kıldırmak zorunluluğu onu genellikle başka iş yapmaktan alıkoymaktadır. Zaten devlet de buna izin vermez.

Demek ki, imamlar namaz kıldırdıkları için değil, mesaisini oraya ayırdığı için maaş alıyorlar.

Diğer dini hizmetleri yerine getirenleri de bu şekilde değerlendirmek gerekir.

Özetle, dini hizmetler; mal, para, makam, mevki gibi gayelerle yapılmaz ve yapılmamalıdır.

Ayetin meali şöyledir:

“Sizden bir ücret istemeyen o kimselere tabi olun; onlar doğru yoldadırlar.” (Yasin, 36/21)

Müfessir Razi, bu ayeti şöyle tefsir eder:

Burada bahsedilen kimse, "elçilere uyun" deyince, sanki o müşrik kimseler, onların elçilik görevini yapmalarına mani olmuşlar da, böylece de bu zat (bu ifadeyi) bir derece yumuşatarak şöyle demiştir:

"Şüphe yok ki, dünyada insanlar, bir yola sülük etmekte ve istikameti aramaktadırlar. O yolda karşılarına bir kılavuz çıkarsa, ona uymak gerekli olur. Halbuki, uymaktan geri durmak, ancak şu iki halde uygun olabilir: Ya, o kılavuzun, ücret talebinde aşırı gitmesi halinde, yahut da onun, yol göstericiliği ve yolu iyi tanıdığı hususunda itimat olmadığında. Ne var ki, bu kılavuzlar, hiçbir ücret talep etmemektedirler. Üstelik bunlar, hem hidayete ermiş, hem de Hakk'a ulaştıran müstakim yolu bilen kimselerdir. Farzedin ki bunlar, hidayete götüren elçiler değillerdir. Ama, kendileri hidayete ermemişler midir? (Yani, hidayete ermişlerdir). Şu halde, onlara uyunuz." (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Peygamberleri veya gönderilen elçileri tasdik eden yerli halktan bir müminin uyarı ve tavsiye mahiyetindeki bu sözleri incelendiğinde önemli gerçekleri hatırlattığı görülecektir:

1. Hakka davette sürat ve cesaret esastır. Aynı zamanda peygam­berlerin kişiliğini ve görevlerini, yardımcı olup halka anlatmak büyük bir hizmettir.

2. Hakka, doğruya, iyiye çağrıda bulunurken ücret istenmez. Bu kut­sal görev tamamen hasbîdir, fahrîdir. Nitekim hiçbir peygamber bu husus­ta ücret talebinde bulunmamış; aksine hakka davet doğrultusunda yapılan tebliğ ve irşadın ücretsiz olduğunu özellikle açıklamıştır.

Unutmamak gerekir ki, davanın büyüklüğünü ve yüceliğini kişisel çı­karlara alet etmek, o davaya bütünüyle ihanettir. Aynı zamanda davanın kutsallığına ters düşer.

3. Peygamberlerin veya onları temsil eden gerçek mürşitlerin doğru yolda bulunduklarına dikkatleri çekmek; hiçbir makam, mevki, servet ve baş olma sevdasında bulunmadıklarını söylemek ve bu açıdan hareketle onların nasıl ferağat-i nefisle yola çıktıklarını anlatmak her müminin gö­revidir.

4. Yoktan yaratıp var kılan ve her şeyi insanın hizmetine veren Al­lah'a kulluk ve ibadette bulunmanın akıllıca bir düşünce ve sağlam iman­dan kaynaklanan bir davranış olduğunu belirtmekte; her şeyin O'nun kud­retinin eseri olduğunu ispat etmekte; eninde sonunda o yüce kudrete dön­dürüleceğimizi, ölümün bunun giriş kapısı bulunduğunu haber vermekte sayısız yararlar vardır.

5. Allah'ı bırakıp yarar ve zarara muktedir olmayan basit cisimlere, canlı-cansız eşyaya tapmanın akıl ve idrak dışı olan cehaletin ürünü oldu­ğunu anlatarak, düşünceleri yönlendirmeye çalışmayı ihmal etmemek ol­dukça lüzumludur.

6. Allah'ı bırakıp başka şeye tapan insan, şüphesiz kendinden daha aşağı derecede bulunan şeylere tapmak gibi bir küçüklük ve aşağılık ser­gilemekte ve bütünüyle sapıttığını ortaya koymaktadır.

7. Alemleri yaratıp terbiye eden, her şeyi düzen ve dengede tutan O Yüce Rabbe kulluğun en üstün şeref ve meziyet olduğunu çekinmeden ilân etmekte mutlak hayır vardır.

İşte irşat ve tebliğin tartışmalı, çekişmeli safhalarında mürşitlerin du­rumunun açıklanması, onların gerçek tavrını, sadık müminler olduklarını simgeler. Gerisi Allah'a aittir. Dilediğini korur, dilediğini doğru yola eriştirir, dilediğini sapıklığıyla bocalar halde bırakır, dilediğini de bu yolda şehadet mertebesine eriştirir.

Böylece Kur'an-ı Kerim, beyan ettiği kıssa ve misallerle bu gibi müminleri hem övmekte hem de onları kıyamete kadar gelecek olanlara ör­nek ve model göstermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun