Tur Suresi 1 - 7. ayetlerin açıklamasını yapar mısınız?

Tarih: 01.05.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Tur Suresi, 1-8. Ayetler:

“Tura, açık sahifeler üzerine yazılı Kitaba, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, kaynayan denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olabilecek yoktur!”

Ayetlerin Açıklaması:

Yüce Allah bu şeyler üzerine kasem (yemin) ederek peygamberleri vasıtasıyla haber verdiği azabın mutlaka geleceğini ve onu engelleyebilecek hiçbir gücün bulunmadığını bildirmektedir. Üzerine yemin edilenlerle nelerin kastedildiği ve bunların yemin konusu ile bağlantısı hakkında değişik açıklamalar yapılmıştır. (Allah'ın yemin etmesi ve Kur'an'da yer alan kasemler konusunda genel bilgi ve değerlendirme için bk. Zâriyât 51/1-6)

Müfessirlerin büyük çoğunluğu, 1. âyette geçen tûr kelimesini -Kur'an'daki kullanımlarını dikkate alarak- Hz. Musa'ya peygamberlik görevinin tebliğ edildiği kutlu dağ (Sina Dağı) anlamıyla açıklamışlardır. Bununla genel olarak dağların kastedildiği kanaatini taşıyanlar da vardır. (İbn Atıyye V, 185) Bazı müfessirler ise bu kelimenin kök anlamlarından olan "uçma" manasıyla bağ kurarak "gayb âleminden duyular âlemine uçup gelenler (ilhamlar, bilgiler, melekler)" yorumunu yapmışlardır . (Beyzâvî VI, 88)

2 ve 3. âyetlerde söz konusu edilen "kitap" ile ilgili olarak yapılan belli başlı yorumlar şunlardır:

a) Hz. Musa'ya verilen kitap.

b) Kur'ân-ı Kerîm.

c) Hz. Muhammed (sav)'den önce indirilmiş ilâhî kitaplar.

d) Yaratılmışlarla ilgili bütün bilgilerin kayıtlı bulunduğu Levh-i Mahfuz.

e) Meleklerin göreviyle ilgili olarak Levh-i Mahfuzdan istinsah edilmiş kısımlar.

f) Haşir günü insanların dünyada yapıp ettiklerini ayrıntılı olarak görecekleri amel defterleri. (Zemahşerî, IV, 33; İbn Atıyye, V, 185; Râzî, XXVIII, 239)

3. âyette geçen "rakk" kelimesi "sahife, varak" mânasına gelir; daha çok hayvan (özellikle ceylan) derisinden yapılmış ince deri İçin kullanılır. Burada "kitap" kelimesiyle Kur'ân-ı Kerim'in kastedildiği yorumunu yapanlar, sürenin indiği sıralarda Kur'an'ın bu şekilde yazılmaya başlandığı veya -tamamı açısından- ileride yazılacağına işaret bulunduğu yorumunu yaparlar. "Açık ve yayılmış" anlamına gelen "menşur" kelimesiyle ilgili olarak Râzî şu ilginç yorumu yapar: Burada kitabın açıklık özelliğine işaret vardır; zira dürülü, kapalı kitapta ne bulunduğunu kimse bilemez; şu halde burada söz konusu olan kitap dürülü yazılardan yani levh-i mahfuzdan farklıdır; bunun anlamı "O size açıktır, onu inceleyip üzerinde düşünmenize kimse engel olamaz" demektir. (XXVIII, 240)

4. âyetteki "el-beyt'ül-ma'mûr" tamlaması hakkında başlıca üç yorum vardır:

a) Semâda bulunan bir evin, bir mescidin adıdır; ilgili rivayetlerde bunun yedinci semâda, Kabe'nin izdüşümüne denk gelen bir yerde, Arş'ın hizasında bulunduğu, Durah diye de anıldığı, meleklerin ziyaretiyle şenlendiği belirtilir. Dördüncü ve altıncı semâda veya semânın ve yerin her bir katında bir beyt-i ma'mûr bulunduğu yönünde de nakiller vardır. Yine rivayetlerde yer alan bilgilere göre her gün oraya çok sayıda melek girer, Allah'ı takdis ve tesbih ederler; çıkanlar artık asla (kıyamete kadar) oraya dönmezler. (bk. Taberî, XXVII, 16-18; Zcmahşerî, IV, 33; İbn Atıyye, V, 186) Şu var ki bu rivayetlerin âyetteki tamlamayı izah amacı taşıdığı açık değildir. (İbn Âşûr, XXVII, 39)

b) Kabe'nin adıdır. Bu yorumda mamur kelimesinin, "gelen gideni çok olan, ziyaretçileriyle şenlenen ve bakımlı olan yer" mânaları esas alınmıştır. (Zemahşerî, IV, 33) Bu yorumu destekleyen bir rivayete göre Allah Teâlâ onu her yıl belirli sayıda ziyaretçi ile mamur kılar, insanların sayısı bundan eksikse meleklerle tamamlar,

c) Müminin kalbi kastedilmiştir. Kalp, kişinin Allah'ı tanıması ve O'na tam bir teslimiyet göstermesiyle mamur olur. (Beyzâvî, VI, 89; ayrıca bk. Abdurrahman Küçük, "Beytülma'mûr", Dİ A, VI, 94-95)

Hemen bütün müfessirler, 5. âyette geçen ve "yüksek, yükseltilmiş tavan" anlamına gelen "es-sakf el-merru'" tamlamasıyla semânın kastedildiğini belirtirler; Enbiyâ sûresinin 32. âyeti de bu mânayı destekler niteliktedir. Bu konudaki bir rivayete dayanarak bazı müfessirler, bununla (cennetin tavanı olan) Arş'ın kastedildiği yorumunu yapmışlardır. (Şevkânî, V, 110; Elmahlı, VE, 4551-4552)

6. âyetteki "el-bahru'1-mescûr" tamlamasında geçen bahr kelimesi "deniz" anlamına gelir; bunun sıfatı olarak zikredilen mescûr kelimesi ise farklı mânalara gelmektedir. Bu mânalardan hareketle söz konusu tamlama için yapılan belli başlı yorumlar şunlardır:

a) Kızdırılmış, alevlenmiş: Kelimenin Tekvîr 81/6'daki kullanımı ışığında, kıyametin kopması sırasında -muhtemelen jeolojik bir patlamayla- denizlerin aşırı ısınması kastedilmiş olabilir. (Gâfır 40/72'de de fiil -edilgen haliyle- "yakılma" manasına kullanılmıştır.)

b) Dolgun, taşkın: Denizlerin sularla dolu olması veya okyanuslar kastedilmiş olabilir.

c) Boş: Kıyamet sırasında denizlerin boşalması kastedilmiş olabilir.

d) Tutulmuş, hapsedilmiş: Denizlerin, dünyanın düzenini alt üst edecek taşmalar yapmasının engellenmesine işaret olabilir. (Taberî, XXV, 18-19; İbn Aliyye, V, 186)

e) Karışık, karışkan: Suyu birbirine veya tatlısı acısına karışan denizler mânası kastedilmiş olabilir. (Şevkânî, V, 110)

f) Tur'dan söz edilmesi dikkate alınarak, Firavun'un boğulduğu denizin kastedildiği de düşünülebilir. (İbn Âşûr, XXVII, 39-40; Elmalılı, VII, 4552) Ayrıca burada, semâda Arş'ın altında bulunan bir denize (Taberî, XXVII, 20) veya cehenneme (İbn Atıyye, V, 187) yemin edildiği yönünde riayetler de bulunmaktadır. Taberî kelimenin "yakma" ve "dolma" şeklinde iki temel mânası bulunduğunu, bunlardan ilkinin dünya hayatındaki denizlere uymadığını, dolayısıyla "dolu deniz" mânası verilmesinin isabetli olacağını belirtir. (XXVII, 19-20) Ancak buradaki denizin "kıyamet koparken ısınan ve kaynayan deniz" olarak anlaşılmasına da bir engel bulunmadığından mealde "kaynayan deniz" anlamı tercih edilmiştir.

İbn Âşûr burada üzerine yemin edilenlerle yeminin amacı arasındaki bağı özetle şöyle açıklar: İlk altı âyette üzerine yemin edilenler Hz. Musa'nın Firavun'a gönderilmesiyle ilgili hususlardır. Yeminin konusu ise peygamberlerin uyanlarının esasım oluşturan ilâhî azabın mutlaka geleceği gerçeğidir. Firavun ve adamlarının helaki de bu gerçeği inkâr edip Musa'yı yalancılıkla itham etmeleri sebebiyle olmuştur. (XXVII, 36; Râzî'nin burada zikredilen üç mekân Tûr Dağı, deniz ve Kabe ile üç peygamber -Hz. Musa, Hz. Yûnus ve Hz. Muhammed- arasında bağ kuran tevili için bk. XXVIII, 239-240)

(bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu:V/89-91)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun