Tevhid ilmi öğrenmek farz mıdır?

Soru Detayı

a) Kainatın vehim ve hayalden ibaret olmaması ne demektir? Bu konuda Ehl-i Sünnet'in mezhep imamlarının görüşlerini yazar mısınız?
b) Tevhid ilmi öğrenmek farz mıdır; farz ise nasıl öğrenilmelidir?
c) Tevhid-i Ef'al, Tevhid-i Sıfat ve Tevhid'i Zat konularında bir Müslümanın sorumlulukları nelerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) Kâinatın vehim ve hayalden ibaret sayılmasının, gözle görülen eşyanın varlıklığına aykırı olduğu ortadadır. Bir insanın kendi kendini inkâr etmesi, hayal sayması elbette mümkün değildir.

- Bunu böyle kabul edenler, işin gerçekliğini değil, geçekliğin arka planını düşünürler. Bu anlayışa göre:

Allah’tan başka hiçbir şey bağımsız, zorunlu bir varlığa sahip / vacibu’l-vücud değildir. O halde varlığı ile yokluğu birdir. Demek ki varlığı hayal mertebesindedir. Hayal bir vücudun rengini tasavvur etmeye imkân verdiği için biz de bu kâinatı var kabul ediyoruz.

- Ehl-i tahkik İslam alimleri ise, insan olarak duyu organları ile hissettikleri, akıllarıyla kavradıkları, hatta bir kısmını elle tuttukları bu varlıkların hayal değil, hakikat olduklarını kabul etmişler.

Kaldı ki, kâinat Allah’ın sıfatlarının tecellisi olduğuna göre ve bu sıfatlar hakikat olduğuna göre, elbette onların tecellileri de hakikattir.

Demek ki, her şeyi yaratan Halık isminin tecellisi olan her şeyin, Halık ismine uygun olması lazımdır. Rezzak olan Allah’ın rızıklandırdığı kimseler ve rızıkları hayal değil, gerçektir. Yoksa cennet ve cehennemi bile hayal saymak gerekir ki, bu bir safsatadır. Bu sebepledir ki, ehl-i hak,“Eşyanın hakikatleri sabittir.” (hayal değildir) demişler.

b) Tevhid ilmi, Allah’ın varlığını ve birliğini, yani zatında, sıfatlarında ve fiillerinde hiçbir ortağının olmadığını bilmek manasında olduğuna göre, bunu bilmek elbette farzdır. Çünkü bunu bilmeyen mümin olmaz.

- Bununla beraber, Allah’ın birliğinin delillerini araştıran kelam ilmini bilmenin farz olduğunu söyleyen alimler de olmuştur. Ancak kabul gören genel kanaate göre, bütün insanların aklî istidlal yoluyla Allah’ın vahdetini detaylı bir şekilde bilmesi imkânsız gibi olduğundan farz değildir. İcmalî bir tarzda iman etmek yeterlidir. Allah’ın her şeyin yegâne yaratıcısı olduğunu, hiçbir fiilinde ortağının bulunmadığını kavraması genel halk kesimi için yeterlidir.

- Fakat bu asırda özellikle tahsil görmüş (ki bu çağın genel bir fotoğrafıdır) insanların tahkiki iman denilen delile dayalı olarak iman etmeleri zorunlu gibidir. Aksi takdirde pozitivist, materyalist eğitimden kaynaklanan vesveselerden kurtulamaz. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi,

“...Bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kal'aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan; her mü'min, tek başıyla dalaletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin.” (bk. Mektubat, s. 466)

c) İkinci maddede ifade edildiği üzere, Tevhid-i Zat, Tevhid-i Sıfat ve Tevhid-i Ef'al konularında bir Müslümanın sorumluluğu, tevhid hakikatini zedeleyen ve onların kudsiyetine halel getiren her türlü düşünce, tutum ve davranıştan uzak durmasıdır. Örneğin, bir ilaç aldığında şifayı Allah’tan bilmesi bu sorumluluğun bir gereğidir. Bir ölüm vuku bulduğunda, verenin de alanın da Allah olduğunu bilmesi şarttır. Her şeyin sonsuz ilmin kaderinde, nihayetsiz kudretin (kaderin uygulamasındaki) kazasında şekillendiğine iman etmek lazımdır.

- “Yani ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde naziri yoktur, misli olmaz, şebihi yoktur, şeriki olmaz.” (bk. Lem'alar, s. 341); buna iman etmek gerekir.

İhlas suresinin “Onun hiçbir dengi yoktur.” mealindeki son ayetinde belirtildiği gibi, Allah hem zatında hem sıfatlarında hem ef’alinde birdir.

“Ne zâtında naziri, ne ef'alinde şeriki, ne sıfâtında şebihi yoktur.” (bk. Sözler, s. 697)

Her müminin bütün hayatında bu iman ve inancını düşünce ve davranışlarında göstermesi gerekir.

- Hülasa:

“Allah'ı bilmek, bütün kâinatı ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî her şey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve 'Lâ ilahe illallah" kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa 'Bir Allah var.' deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, -hâşâ- hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci' tanımak ve her şeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah'a iman hakikatı onda yoktur.” (Emirdağ Lahikası-1, 203)

İlave bilgi için tıklayınız:

Tevhid nedir? Rububiyet tevhidi, uluhiyet tevhidi, isimlerde ve sıfatlarda tevhit olur mu? 
Tevhit inancı neyi ifade eder ve kaç kısma ayrılır?

Vahdet-i Vücut hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun