Şeytan, cehenneme atılacağını bile bile neden Allah'ın kullarını azdırıyor?

Şeytan, cehenneme atılacağını bile bile neden Allah'ın kullarını azdırıyor?
Tarih: 11.05.2017 - 00:49 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Şeytan, kıyamet günü kesinlikle cehenneme atılacağını bile bile neden Allah'ın kullarını azdırıyor?
- İnsanlar ya gaflet uykusuna daldıklarından ya da dini inkar ettiklerinden kötü işler yapabiliyor. Ama şeytan, Allah'ın da cehennemin de hak olduğunu ve mutlaka oraya atılacağını bile bile neden Allah'a düşmanlık ediyor? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Şeytan önce kibir ve gurura kapıldı. Ateş unsurundan yaratılmış biri olarak, topraktan yaratılmış Hz. Âdem’e saygı secdesini kendine yediremedi. Öyle anlaşılıyor ki, şeytanın nefsani kibir ve gururu, bu isyanının akıbetini düşündürmekten bile alıkoymuştur.

Bunun böyle olabileceğini gösteren milyonlarca delil vardır.

Nitekim, milyonlarca insan Allah’a ahirete iman ettiği halde, yine de bazı duygularının ön plana çıkmasıyla aklının akıbeti düşünmesine fırsat vermediği için günah işlemekten çekinmezler. “Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler.” (İbrahim, 14/3) mealindeki ayette de bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Yani çoğu insanlar ebedi bir cennetin ve ebedi bir cehennemin varlığına inandığı halde, fani, geçici dünya hayatını ahirete tercih ederler. Dünyanın geçici bir lezzeti için âdeta cennetten vazgeçer; dünyanın ufak bir sıkıntısını görmemek için cehennemin sıkıntısını göz ardı ederler.

“İnsan aceleci bir fıtratta yaratılmıştır.” (Enbiya, 21/37) mealindeki ayetten de anlaşıldığı gibi, insanın bazı duyguları peşin lezzetlere müpteladır.

- Her insanda kendi menfaatini düşüme duygusu vardır. Bu duyguyu tatmin şekli ise kişinin manevi donanımlarına bağlı olarak gelişir.

Mesela, bir kimse gözünü baki lezzetlere dikse, o lezzetlere kavuşma yolunun bu dünyanın zevklerini terk etmekten geçtiğini düşünüyorsa, bunu tereddütsüz terk edecektir. Çünkü, bu kimsenin inancına göre asıl lezzet yeri ahiret hayatıdır.

Keza, ahirette başarılı olmak ve ona göre bir hayat yaşamak isteyen kimselerden bazılarının bütün gayesi cehennemden kurtulmaktır. Azaptan kurtulmayı en büyük menfaat bilen bu gibi insanların nazarında dünya hayatı gibi, cennet hayatını da düşünecek vakitleri yoktur. Çünkü, bunlar bütün duygularıyla cezadan kurtulmaya yoğunlaşmış olduklarından, bundan daha büyük bir menfaati, daha büyük bir lezzeti düşünemezler.

Buna mukabil, gözünü -fani de olsa- yakın bir lezzete, peşin bir ücrete çeviren kimsenin bütün himmetini dünya hayatına çevirmesi, ahireti göz ardı etmesi kaçınılmazdır.

Çünkü bu kimsenin -kendi düşüncesine göre- en büyük menfaati dünya hayatının zevküsefasıdır. Bu zevküsefa ise çeşitlidir. Bazılarına göre hırsızlık, bazılarına göre öldürmek, bazılarına sarhoş olmak, bazılarına göre başkasını aldatmak en üstün bir zevktir. İşte şeytan da insanları aldatmaktan dört köşe döner. Bu nefsani ve şeytani zevk, onu veresiye sayılan ahiret hayatıyla ilgilenmesine manidir.

Malum olduğu üzere, bir işe yoğunlaşmanın dercesine göre kişinin duygularının, düşüncelerinin ve zihni faaliyetlerinin de o konuya yoğunlaşması söz konusudur.

Örneğin, bazı insanlar şeyhine o kadar yoğunlaşırlar ki, artık her yerde onu görüyor, onu düşünüyorlar. Artık "fena fiş-şeyh" olurlar. Aynı manayı ifade etmek üzere, "fena fir-resul", "fena fillah" kavramlarını da biliyoruz.

İşte bunun gibi, şeytan da kötülükleri yapmak, insanları aldatmak, vesvese üretmek, ayakları kaydırmak, tuzakları kurmakla o kadar meşguldür ki, bütün zihni melekeleri fena fiş-şer olmuştur. Artık o, ezeli düşmanı olan Hz. Âdem’in çocuklarına kötülük yapmakla yoğun meşguliyeti, onu kendi halini düşünmeye imkân vermemektedir.

Ayrıca, şeytan kendi iradesiyle cevherini bozduğu için, tövbe etme ve imana girme özelliğini kaybetmiştir. Bozulan çekirdeğin ağaç olamayacağı, kömürün elmasa dönemeyeceği gibi...

Bu durum şeytanın iradesinin zayıflığını değil, onu hep yanlış yolda kullandığını göstermektedir.

Demek ki, iradenin imalat hatası yok, kullanım hatası vardır.

Bu husus insanlar için de geçerlidir. “Fena fillah” mertebesine çıkan bir velinin Allah’tan başka şeyleri düşünmesi söz konusu olmadığı gibi, “fena fil-gurur” (başkasını aldatma) mesleğinde fani olmuş bir istiğrak halet-i ruhiye içindeki şeytanın bu işten başka şeylerle meşgul olması söz konusu değildir.

Kur'an’da şeytan için “garur = çok aldatan” ifadesinin kullanılması, onun bu meslekte fani olduğunu, başka şeyleri düşünmeye vakit bulamadığını göstermektedir.

Nefs-i emmarenin esiri olmuş insanlar için dalalet yolunu tercih etmelerinin sebebi budur. Yani peşin lezzete müptela olan nefs-i emmareye hizmetkarlık etmek nefsin hoşuna gider, lezzet alır. Bu nefsin sahibi de bu Leyla’nın arkasına takıldığı için Mecnun gibi en ağır bir yol olan dalaletten bile zevk almaya başlar.  

Şeytan da kendi mesleğinin bir Mecnun'udur, onu icra etmekten başka bir şey düşünmez...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun