Peygamber Efendimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i öpmesi ile ilgili hadisleri nasıl anlamak gerekir, yorumlar mısınız?

Peygamber Efendimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i öpmesi ile ilgili hadisleri nasıl anlamak gerekir, yorumlar mısınız?
Tarih: 09.01.2007 - 16:19 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Çocuklara karşı duyulan sevgiyi ifade etmenin en iyi yollarından biri onların kucaklanıp öpülmesidir. Bu sebeple Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in reyhâna benzetip "kokusu cennetin kokusundandır" dediği çocukları kucaklayıp öptüğüne dair misaller çoktur.

İbnu Ömer radıyallahu anhın rivayetinde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın "dünyadaki iki reyhânım" dediği Hasan radıyallahu anh ve Hüseyin (radıyallahu anhı, Enes radıyallahu anhın bildirdiğine göre (sık sık) "çağırtıp onları koklar ve bağrına basardı."

Nitekim Buhârî'nin tahricinde Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Tirmizî'nin tahricinde Havle Bintu Hâkim, Hâkim'in tahrîcinde Yalâ ibnu Münebbîh es-Sakatî, İbnu Mâce'nin tahricinde Yala'l-Âmirî Hz. Peygamberin torunlarını kucaklayıp bağrına bastığını ve dua edip sevgisini izhar buyurduklarını haber vermektedir.

Usâme İbnu Zeyd'in Buhârî'de gelen bir rivayetinden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in kendi öz evlâd ve torunları dışında kalan çocuklara da aynı sevgi tezâhüründe bulunduğunu anlamaktayız. Usâme (radıyallahu anh) diyor ki:

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni bir dizine, Hasan İbnu Ali (radıyallahu anh)'yi de diğer dizine oturtur, sonra ikimizi birden bağrına basar ve:

"Ey Rabbim bunlara rahmet et, çünkü ben bunlara karşı merhametliyim." derdi."

Kezâ İbnu Rebî'ati'bni'l-Hâris radıyallahu anhın rivayeti de bu görüşümüzü teyîd etmektedir. Der ki:

"Babam beni, Abbâs radıyallahu anh da oğlu el-Fadl radıyallahu anhı Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma gönderdi, huzûrlarına girdiğimiz zaman bizi sağlı sollu oturttu ve bizi öylesine sıkı kucakladı ki daha kuvvetlisini görmedik."

Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâmın kızı Fâtıma'yı da öptüğü rivayetlerde belirtilmektedir. Fâtıma'yı bazı rivayetlerde "umûmiyetle başının tepesinden" öptüğü belirtilirse de Hz. Ebû Bekir (ra)'in, kızı Aişe'yi yanağından öptüğüne dair rivâyetin varlığı, kız çocuklarının sadece alın veya başının tepesinden öpüleceğine dair bir teamülün olmadığını gösterir.

Öpmeyi: "Sevgi öpmesi, merhamet öpmesi, şefkat öpmesi, hürmet öpmesi, şehvet öpmesi" diye beş kısma ayıran İslam alimleri, Allah rızasıyla olduğu takdirde hepsinin ibadet sayılacağını ifade etmiş, çocukların öpülmesini de "rahmet" olarak değerlendirerek, bunu bilhassa şehvani olan öpmelerinden tamamen ayırmıştır. İbnu Hacer biraz daha tafsilatlı olarak şöyle der:

"Öz çocukların akraba ve yabancı çocuklarının öpülmesi şefkat ve rahmet içindir, lezzet ve şehvet için değildir; bağrına basmak, koklamak ve kucaklamak da böyledir."

Siyer ve hadis kitapları, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâmın Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin radıyallahu anhümaya karşı gösterdiği ilgi ve sevgi ile doludur. Zaman olmuştur, yerde dört ayak olup sırtına bindirip eğlendirmiştir. Zaman olmuş, sırtüstü yatıp karnına oturtmuş, bu sırada üzerine akıtmalarına bile seyirci olmuş, mani olmak isteyenlere müdahele edip: "Oğlumun akıtmasını kestirmeyin!" diyerek engel olmuştur. Pek çok seferler birini bir omuzuna öbürünü diğer omuzuna alıp gezdirmiştir. Zaman olmuş, hutbe okurken tökezleyerek mescide giren torununu kaldırmak üzere kesip kucaklayarak minberin üzerine oturtmuş, hutbesine devam etmiştir. Onları her fırsatta alınlarından, yanaklarından, göbeklerinden.. öpmüştür. Onları öven, sevgisini ifade eden medhu senalarda bulunmuştur, dualar etmiştir. Onların dünyevî ve uhrevî halleriyle ilgili ihbarlarda bulunmuştur.

Kısacası kıyamete kadar insanlığa gerekli olan hidayeti sunmak, dünya ve ahiret saadetleri için muhtaç olacakları düsturları, esasları vazetmek gibi pek büyük işlerle meşgul olan Fahr-ı Alem Efendimizin hayatında iki küçük torununun tuttuğu yer, gördüğü ilgi, alışılmışın ve olması gerekenin çok ötesinde olmuştur.

Ancak tahkik göstermiştir ki, bu ilgi ve alaka, kan bağının, nesebî duyguların bir gereği ve sevki ile olmamış, Aleyhissalâtu vesselâmın bütün insanlığa müteveccih olan risalet vazifesinin gereği olarak meydana gelmiştir. Bu hususta Bediüzzaman merhumun nefis bir açıklamasını kaydediyoruz:

"Resul-i Ekrem aleyhissalâtu vesselâm, külli ve umumî vazife-i nübüvvet içide bazı hususî, cüz'i maddelere karşı azim bir şefkat göstermiştir. Zahir hale göre o azim şefkati, o hususî cüz'î müddelere sarfetmesi, vazife-i Nübüvvetin fevkalâde ehemmiyetine uygun gelmiyor. Fakat hakikatta o cüz'î madde, küllî, umumî bir vazife-i Nübüvvetin medârı olabilecek bir silsilenin ucu ve mümessili olduğundan, o silsile-i azîmenin hesabına onun mümessiline fevkalâde ehemmiyet verilmiş. Meselâ:"

"Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm) Hazret-i Hasan ve Hüseyn'e karşı küçüklüklerinde gösterdikleri fevkkalâde şefkat ve ehemmiyet-i azîme, yalnız cibillî şefkat ve hiss-i karâbetten gelen bir muhabbet değil, belki vazife-i Nübüvvetin bir hayt-ı nuranîsinin bir ucu ve verâset-i Nebeviyenin gayet ehemmiyetli bir cemaatinin menşei, mümessili, fihristesi cihetiyledir. Evet, Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Hazret-i Hasan (radıyallahu anh)'ı kemal-i şefkatinden kucağına alarak başını öpmesiyle, Hazret-i Hasan (radıyallahu anh)'dan teselsül eden nuranî nesli, mübarekinden Gavs-ı Âzam olan Şâh-ı Geylanî gibi çok mehdimisal verese-i Nübüvvet ve hamele-i şeriat-ı Ahmediye (s.a.s) olan zatların hesabına Hazret-i Hasan (radıyallahu anh)'ın başını öpmüş ve o zatların istikbalde edecekleri hizme-i kudsiyelerini nazar-ı Nübüvvetle görüp takdir ve istihsan etmiş ve takdir ve teşvike alâmet olarak Hazret-i Hasan (radıyallahu anh)'ın başını öpmüş."

"Hem Hazret-i Hüseyin'e karşı gösterdikleri fevkalâde ehemmiyet ve şefkat, Hazret-i Hüseyin (radıyallahu anh)'ın silsile-i nuraniyesinden gelen Zeynel-Âbidin, Câfer-i Sâdık gibi eimme-i âlişan ve hakiki verese-i Nebeviye gibi pek çok mehdimisal zevât-ı nuraniyenin namına ve Din-i İslâm ve vazife-i risalet hesabına boynunu öpmüş, kemal-i şefkat ve ehemmiyetini göstermiştir. Evet Zat-ı Ahmediyye'nin (s.a.s.) gaybâşina kalbiyle, dünyada Asr-ı Saadetten ebed tarafından olan Meydan-ı Haşri temâşâ eden ve yerden cenneti gören ve zeminden gökteki melâikeleri müşahede eden ve zaman-ı Âdem'den beri mazi zulümatının perdeleri içinde gizlenmiş hadîsatı gören, hatta Zat-ı Zülcelâl'in rü'viyetine mazhar olan naraz-ı nuranîsi, çeşm-i istikbalbînisi, elbette Hazret-i Hasan ve Hüseyin'in arkalarında teselsül eden aktâb ve eimme-i verese ve mehdileri görmüş ve onların umumu namına başlarını öpmüş. Evet Hazret-i Hasan (radıyallahu anh)'ın başını öpmesinden Şâh-ı Geylânî'nin hisse-i azîmesi var." (Lem'alar, Dördüncü Lem'a.)

Bediüzzaman, bahsin devamında Resûl-i Ekrem'in, ümmeti, Âl-i Beyt'i etrafında toplanmaya ehemmiyet verdiğini belirttikten, Âl-i Beyt'in "Sünnet-i seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan Âl-i Beyt" olduğuna dikkat çektikten sonra şunu söyler:

"İşte bu sırra binâendir ki, Kitap ve Sünnet'e ittiba ünvanıyla bu hakikat-ı hadisiye bildirilmiştir. Demek ki Âl-i Beyt'ten vazife-i risaletçe muradı Sünnet-i seniyyesidir. Sünnet-i seniyyeyi terkeden hakiki Âl-i Beyt'ten olmadığı gibi Âl-i Beyt'e hakiki dost da olamaz."

(Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 50.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun