Cahil kalmanda mazeretin neydi?

Tarih: 29.09.2026 - 08:08 | Güncelleme:

Soru Detayı

Ey Uveymir! Kıyamet Günü sana “Âlim miydin, cahil miydin?” diye sorulduğunda hâlin ne olacak? Eğer “Âlimdim” dersen sana “Bildiğinle ne amel yaptın?” diye sorulacak. “Cahildim” dersen “Cahil kalmanda mazeretin neydi? Neden ilim öğrenmedin?” diye sorulacak. (Camiü’s-Sağir, No: 3057)
Böyle bir hadis-i şerif var mı, cahil kalmanın mazereti olur mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle şunu ifade edelim:

Bir Müslümanın iman esaslarını, kendisine farz ve vacip olan hükümleri, haramları ve tahrîmen mekruhları öğrenmesi gerekir. Sünnetleri de öğrenmeye ve uygulamaya gayret eder.

Bununla birlikte insan, hayatında kendisini ilgilendirmeyen bütün dinî meselelerin ayrıntılarını bilmekle aynı derecede sorumlu değildir. Mesela bekâr bir kimsenin evlilik hukukunun bütün ayrıntılarını bilmesi şart değildir; ancak evlenmeye karar verdiğinde, evlilikle ilgili hak ve sorumluluklarını öğrenmesi gerekir. Aynı ölçü ticaret, zekât, hac ve diğer meseleler için de geçerlidir.

Kısacası insan, hayatında karşılaştığı ve kendisini dinen sorumlu hâle getiren meselelerde bilgisiz kalmamaya gayret etmelidir.

Bu kısa bilgiden sonra, soruda geçen söze gelince:

Hz. Ebû’d-Derda’dan (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resulullah aleyhissalatü vesselam şöyle buyurmuştur:

Ey Uveymir! Kıyamet günü sana, “Biliyor muydun, yoksa bilmiyor muydun?” denildiğinde halin nice olacak?

Eğer, “Biliyordum” dersen, sana:

“Öyleyse bildiğin şeyler hususunda ne yaptın, onları uygun yaşadın mı?” denilecek.

Eğer, “Bilmiyordum.” dersen, sana:

“Peki, bilmediğin şeyler konusunda mazeretin neydi? Öğrenmeye çalışmadın mı?” denilecek. (Suyuti, el-Camiü’s-Sağir, No: 6441; Şihâbüddîn el-Busiri, İthafü’l-Hıyere, 8/161)

Bu rivayetin zayıf olduğunu ifade edilmiştir. (Suyuti, Busiri, a.g.y.)

Bu rivayet, cehaletin çirkinliğine ve kişinin sahip olduğu bilgiyle amel etmemesinin kötü sonucuna dair şerî delillerden biridir. Aynı zamanda kıyamet günü insanın yaşayacağı büyük şaşkınlığı, ne cevap vereceğini bilemeyişini ve kurtulmanın mümkün olmadığı, kaçış yolu bulunmayan bir durum karşısında bocalayışını anlatan son derece etkili bir tasvirdir.

İnsanın kendi kendine telkin ettiği ve kendisini rahatlatmak için öne sürdüğü birtakım bahaneler ise gerçekte asılsız bir avuntudan ve hiçbir fayda sağlamayacak bir ümide kapılmaktan ibarettir.

Buradan, Allah’tan gafletin iki türlü olduğu anlaşılmaktadır:

Birincisi, dinî konulardaki cehalettir. Kişi ne yapması gerektiğini bilmez, nelerden uzak durması gerektiğinin farkında olmaz.

İkincisi ise bildiği halde bildiğini uygulamaktan geri durmasıdır. Bu, Allah’ın emrettiklerini yerine getirmemek ve nefsin arzuları, dünyanın aldatıcılığı ve süsleri sebebiyle Allah’ın yasakladığı şeylere yönelmektir.

Gafletin bu ikinci türü, iki türün daha çirkin olanıdır.

Unutmamak gerekir ki, ilim, insanın elinde yalnızca bir bilgi birikimi değildir. İlim aynı zamanda bir emanettir. İnsan öğrendiği hakikatleri hayatına taşıdığı ölçüde o ilmin bereketini görür. Aksi hâlde kişi çok şey bilen fakat bildikleri hayatına yansımayan bir kimse hâline gelebilir.

Peki, cahil kalmanın mazereti var mı?

Burada “Cahil kalmanın hiçbir mazereti yoktur.” şeklinde mutlak bir hüküm vermek doğru olmaz. Çünkü İslam’ın temel prensiplerinden biri, insanın gücünün yetmediği şeylerden sorumlu tutulmamasıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz.” (Bakara, 2/286)

Dolayısıyla bir insanın gerçekten öğrenme imkânı bulamaması, kendisine doğru bilginin ulaşmaması, şartlarının elvermemesi veya elinden gelen gayreti gösterdiği hâlde bazı şeyleri öğrenememesi ile öğrenmeye imkânı olduğu hâlde bilgisizliği tercih etmesi aynı değildir.

Buradaki asıl mesele şudur: İnsan, kendisine gerekli olan bilgileri öğrenmek için üzerine düşeni yapıyor mu?

Mesela bir Müslümanın imanını, namazını, orucunu, helal ve haramları, kul haklarını ve günlük hayatında ihtiyaç duyduğu temel dini hükümleri öğrenme imkânı olduğu hâlde bunları öğrenmeye hiç önem vermemesi ile bütün gayretine rağmen bazı ayrıntıları bilememesi aynı değerlendirilemez.

Bu sebeple insan kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Benim şartlarım ve imkânlarım içerisinde Allah’ın benden bilmemi istediği şeyleri öğrenmek için üzerime düşeni yapıyor muyum?”

Her ilim aynı derecede sorumluluk getirir mi?

Hayır. İnsan her ilmin bütün ayrıntılarını öğrenmekle yükümlü değildir. Her insanın mesleği, hayatı, şartları ve karşılaştığı meseleler farklıdır.

Fakat kişinin yaşayabilmesi için gerekli olan temel dini bilgileri öğrenmesi başka, uzmanlık gerektiren ilmî meseleleri bilmesi başkadır.

Örneğin ticaret yapan kişinin alışverişteki helal ve haramları öğrenmesi, evlilik yapan kişinin eş ve aile hukukuyla ilgili temel sorumlulukları bilmesi, bir ibadetle yükümlü olan kişinin o ibadetin nasıl yapılacağını öğrenmesi önemlidir.

İnsan bilmediği bir meseleyle karşılaştığında da “Ben bilmiyorum.” deyip geçmek yerine bilenlere sormalı ve doğru bilgiyi araştırmalıdır.

Kur’an-ı Kerîm’de: “Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.” (Nahl, 16/43) buyurulması da bu konuda önemli bir ölçü ortaya koymaktadır.

Asıl tehlike bilmemek mi, bildiğiyle amel etmemek mi?

İnsan bilmediği bir şeyi öğrenebilir. Fakat doğruyu öğrendiği hâlde hayatını değiştirmemek daha büyük bir tehlikedir.

Bir insan namazın önemini öğrenir fakat namazını terk ederse, kul hakkının haram olduğunu bilir fakat insanların hakkına girerse, gıybetin yanlış olduğunu bildiği hâlde gıybet etmeye devam ederse, öğrendiği bilgi onun hayatında henüz gerçek bir karşılık bulmamış demektir.

Bu nedenle ilmin kemali, bilginin amele dönüşmesidir.

İnsan her yeni bilgi öğrendiğinde kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Bu öğrendiğim hakikat hayatımda neyi değiştirecek?”

Eğer hiçbir şeyi değiştirmiyorsa, sadece bilgi biriktiriyor olabilir.

Kendimizi nasıl kontrol edebiliriz?

Bunun için insanın zaman zaman kendi nefsini hesaba çekmesi çok faydalıdır.

Mesela haftada veya ayda bir defa sakin bir şekilde kendimize şu soruları sorabiliriz:

“Son zamanlarda öğrendiğim hangi bilgiyi hayatıma uyguladım?”

“Bildiğim hâlde yapmadığım bir şey var mı?”

“Bilmediğim için ihmal ettiğim hangi dini meseleleri öğrenmem gerekiyor?”

“Allah’ın bana verdiği imkânları O’nun razı olacağı şekilde kullanabiliyor muyum?”

“Öğrendiğim bilgiler beni daha merhametli, daha dürüst, daha sabırlı ve daha güzel ahlaklı bir insan hâline getiriyor mu?”

Bu tür bir muhasebe, ilmin kuru bir bilgi olarak kalmasını önleyebilir.

İlim öğrenirken sabırlı olmak ve acele etmemek

Bir başka önemli nokta da ilim öğrenmenin bir süreç olduğudur. İnsan bir anda her şeyi öğrenemez. Bu sebeple “Ben çok cahilim, hiçbir şey bilmiyorum.” diyerek ümitsizliğe kapılmak doğru olmadığı gibi, “Artık yeterince biliyorum.” diyerek öğrenmeyi bırakmak da doğru değildir.

Az da olsa düzenli öğrenmek daha faydalıdır.

Her gün Kur’an’dan birkaç ayet okumak, güvenilir bir kaynaktan bir hadis öğrenmek, bilmediğimiz bir dini meseleyi araştırmak, öğrendiğimiz bir hakikati hayatımıza geçirmek ve anlamadığımız konuları ehil kimselere sormak zaman içerisinde insanın ilmini ve şuurunu artırır.

Burada önemli olan yalnızca çok okumak değil, okuduğumuz şeylerin hayatımıza yansımasını sağlamaktır.

İlmi kendimize karşı bir hüccete dönüştürmemek

İlim insanın lehine de olabilir, aleyhine de.

Doğru bilgi insanı Allah’a yaklaştırır, davranışlarını güzelleştirir ve hayatına yön verir. Fakat insan doğruyu bildiği hâlde sürekli olarak bildiğinin aksine davranırsa, sahip olduğu bilgi kendisi için bir sorumluluk hâline gelebilir.

Bu sebeple “Ne kadar çok şey biliyorum?” sorusundan önce “Bildiklerim beni ne kadar değiştiriyor?” sorusunu sormak gerekir.

Sonuç

Bilmediğimizi öğrenmek ve öğrendiğimizle amel etmek.

İmkanı olduğu hâlde öğrenmekten kaçınan insan “Bilmiyordum.” diyerek her şeyi açıklayamayacağı gibi, bildiği hâlde bildiğinin gereğini yapmayan insan da ilmin sorumluluğundan tamamen kurtulamaz.

Fakat İslam insanı gücünün yetmediği şeylerden sorumlu tutmaz. Bu nedenle herkes kendi imkânını, şartlarını ve kendisine ulaşan bilgiyi dikkate alarak hareket etmelidir.

Belki bu sözlerden kendimiz için çıkaracağımız en güzel ders şudur:

“Allah’ım! Bana sadece bilmeyi değil, doğruyu öğrenmeyi; öğrendiğimi anlamayı; anladığımı yaşamayı ve bildiklerimle amel etmeyi nasip et. Bilmediğim şeyleri öğrenmek için gayret göstermeyi, öğrendiğim şeyleri de nefsime karşı bir delil hâline getirmemeyi bana lütfet.”

Çünkü gerçek ilim, insanın sadece zihnini değil, hayatını da değiştiren ilimdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun