Üslubu kırıcı insanlara ne yapayım?
Üslubu bozuk insanlara karşı tavrımız nasıl olmalı? Ben affetmeye çalıştığım da oldu defalarca görmezden geldiğim kişiler de oldu. Ama üslubu bozuk meraklı her şeyi soran hadsiz insanlarla ilişkimiz nasıl olmalı? Dinen bize zarar dokunan kişilerse iş ortamında herkesi affetmek zorunda mıyız? Bizi kıskanan çekemeyen her şeyimize gün içinde karışan kişilerin şerrinden nasıl kaçabilirim? Allah onlara musibet de verdi ama akıllanmadılar ben onları Allah'a havale etsem beddua etsem Müslümana yakışmayan bir tutum mu sergilemiş olurum?
Değerli kardeşimiz,
Sorularınızın bir çok boyutu vardır, bunlara kısa kısa cevap vermeye çalışacağız:
1. Affetmek ile sınır koymak arasında dengeyi korumak
Evet, dinimizde affetmek teşvik edilir; ancak bu, kişinin kendisine sürekli zarar verilmesine izin vermesi anlamına gelmez. Nitekim Kur'an-i Kerim'de müminler hem affetmeye teşvik edilir hem de kendilerini zulümden korumaları, haklarını korumaları tavsiye edilir.
Bundan dolayıdır ki bir Müslüman kin ve intikam duygusuyla yaşamamaya çalışır. Ancak zarar veren kişilere karşı sınır koyar. Gerektiğinde mesafe koyar. Hakkını meşru yollarla arar. Kendisini sürekli inciten kişilere yeniden yeniden fırsat vermek zorunda değildir.
Özellikle üslubu bozuk, sürekli eleştiren, kıskançlık gösteren, özel hayatınıza müdahale eden kişiler için şu ilke faydalıdır:
"Kalbimde düşmanlık taşımam ama hayatıma da istediği gibi girmesine izin vermem."
Bu, affetmek ile sınır koymanın birleştiği noktadır.
İş ortamında ise herkesi affetmek zorunda değilsiniz. Affetmek başka, güvenmek başkadır.
Örneğin, bir kişi sizi defalarca zor durumda bıraktıysa onu affedebilirsiniz. Ama artık ona sır vermeyebilirsiniz. İşinizi onunla minimum düzeyde yürütebilirsiniz. Kendinizi koruyacak mesafeyi koyabilirsiniz. Bu, kötü ahlak değil; hikmettir, hakkını korumaktır.
2. En güzeli kalbe kin ve öfke doldurmamaktır
Beddua etmeye gelince: Haksızlığa uğrayan kişinin dua etmesi, beddua etmesinden daha hayırlıdır. İslam alimleri genellikle şu yolu daha faziletli görmüşlerdir:
"Allah'ım, bana yapılan haksızlığı Sana havale ediyorum. Hakkımı Sen koru. Bana zarar verenlerin şerrinden beni muhafaza et."
Bu dua hem hakkınızı Allah'a teslim etmektir hem de kalbi kin ve öfke ile doldurmamaktır.
Özellikle "Allah'ım onları ıslah et." "Allah'ım bana zararlarından korunmayı nasip et." "Allah'ım aramıza hayırlı bir mesafe koy." şeklindeki dualar çoğu zaman insanın ruhuna daha fazla huzur verir.
3. İnsanları değiştirmek bizim sorumluluğumuzda değil
Musibetlerin bir kısmı, geçmiş hata ve günahlarımızın neticesidir.
"Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah çoğunu da affeder." (Şura, 42/30)
Bu ayet, insanın başına gelen bazı sıkıntıların, hataların ve günahların bir sonucu olabileceğini bildirir. Ancak ayetin devamındaki "Allah çoğunu da affeder" ifadesi çok önemlidir. Yani insanın karşılaştığı her sıkıntı mutlaka bir ceza anlamına gelmez; Allah'ın rahmeti ve imtihan hikmeti de söz konusudur.
"Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Rad, 13/11)
Bu ayet, insanların iç dünyalarındaki değişimlerin ve davranışlarının hayatlarındaki sonuçlarla ilişkili olduğunu ifade eder.
"Karada ve denizde bozulma, insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden ortaya çıktı. Allah da yaptıklarının bir kısmını onlara tattırır; umulur ki dönerler." (Rum, 30/41)
Bu ayet, yeryüzündeki bazı bozulmaların insan davranışlarıyla bağlantılı olduğunu bildirir.
Bununla birlikte Kur'an, her sıkıntının sadece günah sebebiyle olmadığını da bildirir:
"Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele." (Bakara, 2/155)
Kur'an'da Hz. Eyyûb'un ağır hastalık ve sıkıntılarla imtihan edildiği anlatılır:
"Şüphesiz biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Gerçekten o Allah'a çok yönelen bir kimseydi." (Sad, 38/44)
Bu da gösterir ki başa gelen her sıkıntı günahın cezası değildir; bazen makam yükseltmek, sabrı ortaya çıkarmak veya imtihan etmek için de olabilir.
Şu halde, bazı insanlar musibetlerden ders çıkarır, bazıları maalesef çıkarmaz. Onların değişip değişmemesi bizim sorumluluğumuz değildir. Bizim sorumluluğunuz, kendi ahlakımızı korumak ve kendimizi koruyacak sınırları çizmektir.
Sürekli kıskançlık yapan, her şeye karışan ve hadsiz davranan kişilerle mücadelede en etkili yöntem çoğu zaman onları değiştirmeye çalışmak değil; onların bize erişim alanını daraltmaktır.
Yani, daha az bilgi paylaşmak, daha az açıklama yapmak, gereksiz tartışmalara girmemek, özel hayatı korumak, gerekirse duygusal ve fiziksel mesafeyi artırmak.
4. Kötü üsluba aynı üslupla karşılık vermemek
Müslümanın ahlakı, karşısındaki kişinin tavrına göre değişmemelidir. Bir insan kırıcı, kaba veya haksız davransa bile mümin kendi dilini ve davranışını korumaya çalışır. Çünkü bazen insan, karşısındaki kişinin hatasına tepki verirken farkında olmadan aynı yanlışa düşebilir.
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurur: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav." (Fussilet, 41/34)
Bu ayet, her durumda susmak veya haksızlığa razı olmak anlamına gelmez. Ancak kötülüğe karşılık verirken bile ölçüyü, adaleti ve güzel ahlakı korumayı öğretir.
5. Her söze cevap vermek zorunda değiliz
Bazı insanlar gerçekten anlamak için değil, tartışmak, üstün gelmek veya karşısındakini yormak için soru sorabilir veya eleştirebilir. Böyle durumlarda her söze cevap vermek hikmet değildir.
Hz. Peygamber (asm) Efendimiz, boş ve faydasız sözlerden uzak durmayı övmüştür. Mümin, kendisini sürekli yıpratan tartışmalara girmek yerine bazen susmayı, konuyu değiştirmeyi veya mesafe koymayı tercih edebilir.
Çünkü amaç her tartışmayı kazanmak değil; kalbi, ahlakı ve huzuru korumaktır.
6. İnsanların kalplerindeki niyetleri Allah bilir
Bir kişinin kıskanç mı, kötü niyetli mi yoksa sadece yanlış davranan biri mi olduğunu kesin olarak bilmek her zaman mümkün değildir. Bu sebeple Müslüman, insanları hemen kötü niyetle suçlamaktan kaçınır; ancak görünen zarara karşı da tedbir alır.
Yani, "Hüsnüzan ederim; fakat tedbiri de elden bırakmam." dengesi korunmalıdır.
7. Allah'a havale etmek ne demektir?
Bir kimse zulme uğradığında "Allah'a havale ediyorum" demesi, mutlaka beddua anlamına gelmez. Bu ifade bazen: "Allah hakkımı biliyor." "Ben intikam peşinde koşmayacağım." "Adaleti Allah'a bırakıyorum." anlamına gelir.
Ancak mümkünse kişinin affetmeyi, ıslah için dua etmeyi ve kendi kalbini kin yükünden korumayı tercih etmesi daha faziletlidir. Bununla birlikte zulme uğrayan kişinin Allah'tan yardım istemesi veya hakkını talep etmesi de dinen yasak değildir.
8. En büyük kazanç, onların ahlakına benzememektir
Bazen insan, kendisini kıran kişiye çok öfkelendiği için onun davranışlarını hayatının merkezine alır. Hâlbuki asıl başarı, başkasının kötü ahlakının bizim ahlakımızı bozmasına izin vermemektir.
Müminin hedefi, haksızlığa uğradığında adaleti korumak, kırıldığında taşkınlık yapmamak, affettiğinde bunu Allah rızası için yapmak, uzak durduğunda ise bunu kinle değil hikmetle yapmaktır.
Netice olarak: İnsanları değiştirmek bizim görevimiz değildir; fakat kendi tavrımızı düzeltmek bizim sorumluluğumuzdur. Affetmek kalbi temizler, sınır koymak kişiyi korur, güzel ahlak ise insanı Allah katında değerli kılar. Bazen en doğru cevap tartışmak değil, güzel bir şekilde mesafe koyarak kendi huzurunu ve imanını korumaktır.
Bazen huzur, insanları ikna etmekle değil, onlara ulaşabilecekleri alanı sınırlandırmakla gelir. Affetmek kalbin yükünü hafifletir; sınır koymak ise hayatınızı korur. Bu ikisi birlikte mümkündür.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet