Ebu Damdam gibi olmaktan aciz miyim?

Tarih: 16.06.2026 - 11:40 | Güncelleme:

Soru Detayı

Ebu Damdam Makamını diye bir şeu duydum. Allah affedenleri sever sözlerini hepimiz biliriz. Ama ahirette hakkımıza giren hakkımızda gıybetler eden dedikodular yapan herkesi daha şimdi dünyada iken o insanlar bize ulaşmadan helal etsek ve ahirette de hakkımıza çeşitli şekillerde giren bu insanları affetmemiz Rabbimizin bizden razı olmasına vesile olur mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah Teâlâ’nın en güzel isimlerinden biri el-Afüv’dür. Yani çok affeden, günahları silen ve kullarını bağışlayandır. Mümin de Rabbinden aldığı nasip ölçüsünde affedici olmaya çalışır. Bu sebeple İslam ahlâkında affetmek, kin ve intikam duygularını terk etmek büyük bir fazilet olarak görülmüştür.

Bu bağlamda sıkça zikredilen örneklerden biri de Ebu Damdam’dır. Halk arasında "Ebu Damdam makamı" diye ifade edilen şey, kişinin kendisine yapılan şahsî haksızlıkları Allah rızası için affetmesi ve hakkını helal etmesidir.

Ebu Damdam kimdir?

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün ashabına: "Sizden biri Ebu Damdam gibi olmaktan aciz midir?" buyurdu.

Ashab: "Ebû Damdam kimdir?" diye sorunca Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Sizden önceki kavimlerden bir adamdı. Her sabah: 'Allah'ım! Bana hakaret eden ve gıybet ederek haysiyetimi zedeleyen kimselere hakkımı helâl ediyorum.' derdi." (Ebû Dâvûd, Edeb, 36/4887)

Başka bir rivayette ise: "Allahım, bana zulmedene senin rızan için hakkımı bağışladım. Bana vurana vurmayacağım, sövene sövmeyeceğim, zulmedene zulmetmeyeceğim." buyurduğu nakledilmiştir. (Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 7026)

Bu rivayetler, müminin şahsî haklarında affedici olmasının ne kadar büyük bir ahlâk olduğunu göstermektedir.

Affetmenin Fazileti

Kur'n-ı Kerîm affı ve bağışlamayı birçok ayette teşvik eder:

"Sizin bağışlamanız takvaya daha yakındır." (Bakara, 2/237)

"Takva sahipleri bollukta ve darlıkta harcayanlar, öfkelerini yenenler ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah iyilik edenleri sever." (Âl-i İmrân, 3/134)

"Affeder, kusurlarına bakmaz ve günahlarını örterseniz, şüphesiz Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir." (Teğâbün, 64/14)

Yine Cenâb-ı Hak: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki yakın bir dost oluverir." (Fussilet, 41/34) buyurarak affın kalpleri yumuşattığını ve düşmanlıkları dostluğa çevirebildiğini haber vermektedir.

Peygamber Efendimizin Teşviki

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Rıfktan (yumuşak huyluluktan) nasibi olmayan kimse hayırdan mahrum bırakılmıştır." Buyurmuştur. (Tirmizî, Birr, 67/2013)

Bir başka hadisinde de: "Kim öfkesini yenerse Allah da ondan azabını uzaklaştırır." Ve "Öcünü almaya gücü yettiği hâlde öfkesini yenen kişiyi Allah kıyamet günü bütün mahlûkatın huzurunda çağırır ve onu hurilerden dilediğini seçmekte serbest bırakır." (Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, 5/332-333) buyurarak affın ahiretteki büyük mükâfatını haber vermiştir.

Hz. Ebû Bekir'in Örneği

İfk hadisesinde Hz. Aişe’ye iftira atanlar arasında bulunan akrabası Mistah'a yardım etmeyeceğine dair yemin eden Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) hakkında şu ayet nazil oldu:

"İçinizden fazilet ve servet sahibi olanlar akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere yardım etmeyeceklerine dair yemin etmesinler; affetsinler, bağışlasınlar. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" (Nûr, 24/22)

Bu ayet üzerine Hz. Ebû Bekir: "Elbette Allah'ın beni bağışlamasını isterim." diyerek yardımına devam etti. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56)

Bu olay, affetmenin Allah'ın affına vesile olabileceğini gösteren en güzel örneklerden biridir.

Gıybet Edenleri Affetmek

Gıybet büyük günahlardandır. Cenâb-ı Hak: "Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?" (Hucurât, 49/12) buyurmuştur.

Buna rağmen kişi, Ebu Damdam gibi davranıp kendisi hakkında yapılan gıybetleri Allah rızası için affedebilir. Bu zorunlu değildir; kul isterse hakkını talep edebilir. Ancak affetmek daha faziletli kabul edilmiştir.

Nitekim Hasan-ı Basrî'ye bir gün: "Falanca senin gıybetini yaptı." denildiğinde, ona bir tabak hurma göndererek: "Duydum ki sevaplarını bana hediye etmişsin. Ben de buna karşılık sana bir hediye göndermek istedim." demiştir. (Tenbîhu’l-Gâfilîn, 1/186)

Ebu Damdam gibi olmak ne kazandırır?

Bir mümin, kendisine yapılan şahsî haksızlıkları Allah rızası için affederse:

* Kalbini kin ve öfkeden korumuş olur.

* İnsanlarla arasındaki düşmanlıkların sona ermesine vesile olabilir.

* Allah'ın affına mazhar olmayı ümit eder.

* Ahirette hesaplaşma yükünü azaltabilir.

* Merhamet ve ihsan ahlâkını kazanır.

* Allah'ın sevdiği kullar arasına girme ümidi taşır.

Ancak burada önemli bir nokta vardır: Affedilen haklar kişinin şahsî haklarıdır. Başkalarının hakkını affetmeye kişinin yetkisi yoktur. Ayrıca affetmek, zulmü meşru görmek veya zalimi desteklemek anlamına da gelmez.

Ebu Damdam gibi olmaktan aciz miyim, konusuna gelince:

Ebu Damdam'la ilişkilendirilen bu örnek, kendisine haksızlık yapan insanları affetmeyi ve hakkını Allah rızası için bağışlamayı anlatır. Bu oldukça yüksek bir ahlaki ideal olarak görülür. Çoğu insan böyle bir seviyeye her zaman ulaşamaz; bu, bir anda kazanılan bir özellikten çok üzerinde çalışılan bir tutumdur.

Böyle biri olmak istiyorsak şu adımlar yardımcı olabilir:

Küçük kırgınlıklardan başlayalım. Büyük yaraları affetmeye çalışmadan önce günlük hayattaki öfke ve kırgınlıkları bırakmayı dene.

Affetmek ile haksızlığı onaylamayı ayıralım. Affetmek, yapılan davranışın doğru olduğunu kabul etmek anlamına gelmez.

Empati kurmaya çalışalım. Karşındaki kişinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışmak öfkenin şiddetini azaltabilir.

Kendi nefsimizi gözlemleyelim. Kırgınlığı canlı tutmanın sana ne kazandırdığını ve ne kaybettirdiğini düşünelim.

İdeal ile gerçeklik arasında denge kuralım. Her durumda affetmek zorunda olduğunu düşünmek yerine, adalet ve merhameti birlikte değerlendirmeye çalışalım.

Sonuç

Ebu Damdam makamı, kişinin kendisine yapılan şahsî haksızlıkları Allah rızası için bağışlayabilmesi, kin taşımaması ve affederek Allah'ın affını ummasıdır. Bu, farz değil; yüksek bir ihsan ve fazilet makamıdır.

Bu sebeple bir mümin, daha dünyadayken: "Allah'ım! Bana gıybet edenleri, bana haksızlık edenleri Senin rızan için affettim." diyebilir.

Böyle bir affın Allah'ın rızasına ve mağfiretine vesile olması kuvvetle umulur. Nitekim Kur'an'ın çağrısı açıktır:

"Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" (Nûr, 24/22)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun