Antimadde nedir?

Tarih: 03.05.2026 - 23:25 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

A KELAMÎ LOOK AT THE ASIMETRIES OF MATTER AND ANTIMATTER IN THE VIEW OF THE TRUTH OF CREATION

Hasan Emre ULUTOP

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri, İstanbul, Türkiye

[email protected]

Abstract

Antimatter is material consisting of particles of the same mass as the matter particles but with different electrical charge and quantum spin direction. It is a question by scientists on why these do not destroy each other by cancelling each other out although they are required to be formed in equal amounts after the Big Bang. There are many hypotheses such as the CP symmetry violation which explains the deterioration of the matter and the amount of antimatter symmetries in favor of the matter. All of these hypotheses are seeking an answer to the question of how the matter predominates over the antimatter, that is, investigating the preferential power that brings the world from the marginal to the stage of existence. Hypotheses based on this asymmetry bring possibilities into ming, one of the proofs of the existence of God, in the kalam literature.

In the word Kelam, according to what is known as "possession", the world is a powerful entity and needs a preference for its absence. If there is the universe, then it is based on a reason that exists in it. This reason is also the God of the Vacuum. In fact, the proof of Vâcib proves the existence of asymmetry between matter and antimatter from these hypotheses. Because all the data should be symmetrical, the presence of the opposite is pointing to one that distorts this balance. The hypothesis of the book only tries to explain how this equilibrium is distorted, and they are contemplating the beginning of the universe. What we say is, that it supports our evidence of possibilities is not how this asymmetric situation is realized, but it is realized by the inequality of matter - antimatter itself.

In this study, we briefly provide information about matter – antimatter, and then, CP (charge parity) symmetry research will be mentioned in the LHCb (Large Hadron Collider beauty) experiment carried out at CERN (Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire) and then the particle accelerator experiments are carried out, and this matter – antimatter asymmetry -I will try to explain that it supports one of the pieces of evidence for possibilities.

Key Words: Evidence of the existence of God, Possibility of being, Hadron collider

YARATILIŞ HAKİKATİ AÇISINDAN MADDE – ANTİMADDE ASİMETRİSİ’NE KELAMÎ BİR BAKIŞ

Hasan Emre ULUTOP

Özet

Antimadde bilindiği üzere madde parçacıkları ile aynı kütleye sahip fakat farklı elektrik yükü ve quantum spin yönü olan anti parçacıklardan oluşan materyaldir. Büyük patlamadan sonra evrende madde ile eşit miktarda oluşmuş olması gerekli bulunan antimadde parçacıkların neden madde parçacıkları ile etkileşime geçerek birbirini yok etmediği ve sonuç olarak bir enerji denizi oluşmadığı bilim adamlarının hala cevap aradığı sorulardandır. Madde ile antimadde miktarındaki simetrinin maddenin lehine olacak şekilde bozulmasını açıklayan yük parite simetrisi ihlali gibi birçok hipotez mevcuttur. Bu hipotezlerin hepsi de maddenin nasıl olup antimaddeye baskın geldiğini sorusuna cevap aramakta, yani alemi yokluk denizinden varlık sahnesine çıkaran tercih edici gücü araştırmaktadır. Bu asimetri üzerine kurulan hipotezler kelam literatüründe İsbat-ı Vacip delillerinden biri olan imkan delilini hatıra getirmektedir.

Kelam literatüründe bilinen adıyla “imkan delili” ne göre âlem mümkin varlık olup, varlığını yokluğuna tercih edici birine muhtaçtır. Şu kainat madem ki vardır, o halde onunda var olması bir illete dayanmaktadır. İşte bu illet de Vacibü’l Vücûd olan Allah’tır. Esasen Vâcib’in ispatını bu hipotezlerden ziyade madde ile antimadde arasındaki asimetrinin varlığı sağlamaktadır. Zira tüm veriler simetrik olmaları gerektiğini söylerken mevcudun bunun aksi yönde olması, bu dengeyi bozan birine işaret etmektedir. Bahsi geçen hipotezler sadece bu dengenin nasıl bozulduğunu açıklamaya çalışmakta olup, kainatın başlangıcı ile ilgili fikir yürütmektedirler. Bizim imkan delilini desteklediğini söylediğimiz şey ise, bu asimetrik durumun nasıl gerçekleştiği değil, madde – antimadde miktarlarındaki eşitsizliğin bizatihi kendisidir.

Bu çalışmamızda madde - antimadde hakkında kısaca bilgi verilip ardından parçacık hızlandırıcı deneyleri yapılan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezinde gerçekleştirilen Büyük Hadron Çarpıştırıcısı deneyinde yük parite simetrisi araştırmalarına değinilecek ve bu maddeantimadde asimetrisinin kelam literatüründeki İsbat-ı Vacip delillerinden biri olan imkan delilini desteklediği izah edilmeye çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: İsbat-ı Vacip, İmkan delili, Hadron çarpıştırıcısı

1. GİRİŞ VE ANTİMADDE

Kur’an-ı Kerim’in en temel konularından biri de yaratılış hakikatidir. Semantik bir tahlille Kur’an-ı Kerim “Allah her şeyin Yaratıcısıdır” ( Zümer, 39/62) gibi ayetlerde “hâlık” manasını, “O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” ( Bakara, 2/117) ve “ İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? ” ( Meryem, 19/67) gibi ayetlerde ise “Mübdi” , “Muhdis”, “Fâtır” manasında bir fiil olarak yaratmayı kullanmıştır. Öte yandan Resulullah Aleyhisselatü Vesselam “Allah vardı, O’ndan başka hiçbir şey yoktu” (Buhari, Bed’ül- halk, 3191) buyurarak bu yoktan yaratılışa dikkat çekmiştir. Böylece hem ibda ve inşa manasına “halk” kelimesinin (Süleyman, 767, s.309) hem de prototip olmaksızın yoktan yaratma yani ibda manasına olarak (İsfehani, 1010, s.184) Bedi’ kelimelerinin kullanımlarının delaletiyle anlaşılmaktadır ki yoktan yaratma fiili doğrudan Allah’a nispet edilmiştir. “11 Kur’an’ da ki yaratma fiili ile ilgili haleka, bedee, berae, enşee, sane’a, ahraca, fatara gibi lafızların kullanım çeşitliliğinden yola çıkılarak bu zengin istimalin sebebinin Kudret sıfatının farklı tecellilerine isabet etmesi yani farklı yaratma boyutlarındaki incelikleri nitelemesi olduğu anlaşılır (Yüksel, 2013, s. 15-16). Yani “Nasıl ki kainatı yoktan yaratmıştır öylede fiillerimiz dahil olmak üzere her şeyi yaratmaya devam etmektedir ve öldükten sonra bizleri çürümüş kemiklerimizden tekrar yaratacak ve hesaba çekecektir” manası vardır.

Konu ile ilgili ayetler değerlendirildiğinde Kur’an’ da her ne kadar sarahaten belirtilmese de zımnen bir kozmogoninin varlığı açıktır. Göklerin ve yerin bitişikken ayrılmasını, canlı olan her şeyin sudan yaratılmasını ( Enbiya, 21/30), gece gündüz mübadelesini, güneş ay ve yıldızların musahhariyetlerini, göklerin ve yerin altı günde yaratılmasını ( Kaf, 50/38), göklerin yedi kat olarak tanzimini ( Bakara, 2/29), göklerin duman halini ( Fussilet, 41/9-12), arşın su üzerinde oluşunu ( Hud, 11/7) anlatan onlarca ayet-i kerimede hem kâinatın varoluşu, gök cisimlerinin meydana gelişi anlatılmakta hem de kâinatta cari olan kanunlardan bahsedilmektedir. Bunlarda zaten kozmoloji ve kozmogoninin konuları arasındadır (Ayverdi, 2011, s. 1782).

Yoktan yaratmanın mahiyeti konusu İslam’ın aslu’l usûlü olan tevhid akidesi ile sıkı münasebetinden ötürü ilk devirlerden beri “Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler! Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.” (Tur, 52/34-36) ayeti muvacehesinde konuşula gelmiştir. Ma’dumun bir şey olmadığını savunanlar âlemin yoktan yaratıldığını söylerken, ma’dumun bir şey anlamına geldiğini söyleyenler ise âlemin ezeli bir maddeden yaratıldığını iddia etmişlerdir. Bu şey Aristo ve Platon’da “heyula”, İslam filozoflarında “imkân”, kelamcılarda “ma’dum” olarak isimlendirilmiştir (Düzgün, 1998, s. 170).

11 Aksi bir görüş için bkz. Kandemir, 2016, s. 171-172

Yaşadığımız son yüzyıldaki bilimsel gelişmelerin en mühimlerinden olan Büyük Patlama Teorisi ve bu teori ile birlikte bir dizi keşfin teizmi desteklediği yönündeki yayınlar artmış olup bu teori evrenin yaratılışının bilimsel ispatı olarak yorumlanmaktadır (Craig, 2009, s.178). Bunu kelam literatürümüzdeki hudûs delili ile mukayeseli olarak ele alan yazarlar olduğu gibi (Koons, 2002, s. 262), kelamdaki yokluk kavramı ile Büyük Patlama Teorisindeki tekillik kavramının aynı şey olmaması ve plank duvarının ötesi ile ilgili henüz bilimsel verilere sahip olmadığımızdan ötürü böyle bir desteklemenin mümkün olmadığını belirtenler de vardır (Acar, 2006, s. 107-109).

Büyük Patlama Teorisi, kâinatın genişlemesinin gözlenmesi, entropide ki artış, kozmik mikrodalga arka alan ışınımı, hidrojen ve helyumun oranları gibi kanıtlar ışığında günümüzde geniş bir kabul bulmuş durumdadır. Bu teori evrenin ilk saniyelerden başlamak üzere büyük bir patlamayla meydana geldiğini, bu patlamanın sonlu bir geçmişte, belli bir zamanda sonsuz sıcak ve yoğun bir noktadan olduğunu öngörmektedir (Uslu, 2007, s. 20-31). 1926 yılında Paul Dirac tarafından varlığı gözlenmeden önce deneysel olarak ispatlanan antimadde miktarı (Lederman and Hill, 2005, s.234), Büyük Patlama Teorisine göre ilk andaki madde miktarı ile eşitti, zira laboratuar ortamındaki deneylerde üretilen maddeantimadde miktarlarında sürekli bir simetri vardır.

İşte o ilk anda yani Madde ve antimadde karışımını içeren kararsız bir halde bulunan evrenin ilk saniyelerinde bu miktar eşitliği nasıl bozulmuştu? Çünkü laboratuar ortamında bugün enerji girdisiyle madde ve antimadde üretilebilmekte ve aynı şekilde madde ve antimadde girdisiyle bir patlama oluşturulabilmektedir. Madde ve Antimadde birleştiği takdirde birbirlerini yok ederek maddedeki enerji bir patlamayla açığa çıkmaktadır (Davies, 1995, s.78-79). Bu durumu bir matematik işlemi olarak düşünürsek -2 sayısı antimadde parçacığı, +2 sayısı da madde parçacığını temsil etsin. İkisinin toplamı nasıl sıfırı verirse, madde ve antimadde birleşimi de bir patlama birlikteliğinde yokluk neticesini verir. Âlem var olduğuna göre, evrenin yaratıldığı ilk anda madde miktarını antimadde miktarına galip ettirecek bir güce ihtiyaç var. Açıklaması her ne olursa olsun bu asimetrik durumun kendisinin imkân delilini desteklediğini söylüyoruz. Makalemizin amacı, kelamın imkân delili ile maddeantimadde asimetrik durumunun doğurduğu gerekliliği mukayese ederek, Büyük Patlama Teorisi kapsamında maddi âlemin varlığının bizatihi kendisinin Allah’ın varlığına delil olduğunu göstermektir.

1.1. ANTİMADDE NEDİR?

Antimaddeye geçmeden önce maddeye göz atmak gerekirse, madde moleküllerden, atomlardan oluşmaktadır. Atomlar, çekirdek ve etrafında yörüngelere sahip elektronlardan müteşekkildir. Çekirdekte proton ve nötronlar vardır. Protonlar ve nötronlar da kuark adı verilen daha temel parçacıklardan meydana gelmektedirler. Bir fikir vermesi için söylemek gerekirse henüz bilinebilen en temel parçacık olan bir kuarkın büyüklüğü 10-20 m den azdır (Tuna, 2006, s. 35).

1905 yılında Albert Einstein tarafından ortaya atılan izafiyet teorisi madde ile enerji arasındaki bağı açıklayarak maddeyi enerjinin yoğunlaşmış hali olarak tanımlıyordu. Max Planck ise ışığın hem parçacık olduğunu hem de dalga şeklinde yayıldığını söylüyordu. Planck ışığın bu en küçük paketini foton olarak isimlendirdi.

1928 yılına gelindiğinde ise Paul Dirac kuantum teorisi ile izafiyet teorisini birleştirerek ortak bir çözüm önerdi. X2 = 4 denklemindeki x bilinmeyeninin, x = +2 ve x = -2 olmak üzere iki çözümü olduğu gibi, Dirac’ ın bağıntısında da iki adet çözüm çıkıyordu. Yani eksi yüklü elektrondan başka artı yüklü bir elektron daha mevcut olmalıydı. Buna anti elektron yani pozitron adı verildi.

1950li yıllardan başlayarak hızla gelişen teknoloji sayesinde çok yüksek enerjili çarpışmalar gerçekleştirilmiş ve bu çarpışmaların gelişmiş dedektör sistemlerinde incelenmesi ile maddenin temeli diye bildiğimiz proton ve nötronların kuark ismi verilen parçacıklardan oluşan bir altyapısı olduğu anlaşılmıştır. Ulaşılan yüksek enerjilerde yapılan ölçümler protonun yarıçapının yüzde biri kadar olan uzaklıklarda maddenin yapısını araştırma olanağı sağlamıştır. 1965 yılına gelindiğinde birbirinden bağımsız olarak Amerika’da New York Brookhaven Araştırma Enstitüsü’nde ve İsviçre deki CERN (Center of Eurepean Reserch Nucleer) Laboratuarı’nda çalışan iki fizikçi aynı deneyi yürüttüler ve anti deteryum çekirdeğini keşfettiler. 1995 yılında ise CERN’ de (Center of Eurepean Reserch Nucleer) 9 adet anti atom keşfedilmiştir.

Avrupa Nükleer Çekirdek Araştırma Merkezi (CERN) yerin yüz metre altında kurulu olup parçacıklar burada bulunan 27 km uzunluğundaki tünelde önce hızlandırılıp ardından birbirleriyle çarpışmaları sağlanır (Tuna, 2005, 71-76). Parçacıkların bu çarpışmalar neticesinde yok olmaları ve deneyler esnasında edinilen bilgiler maddenin kökeni ve doğasını anlamada bizlere epey ufuk kazandırmaktadır (Close, 2015, s. 89). Lhcb (Large Hadron Collidor beauty) deneyi de bu laboratuarda yapılan deneylerden biri olup amacı evrenin neden tamamen maddeden oluştuğunu anlamaktır.

Madde ve Antimadde arasındaki farkları araştırırken bulunan “b” kuarkı bu deneye adını vermiştir. Öte yandan kuantum mekaniği Newton fiziğinin yerini alalı, doğa hakkında sadece olasılıksal bir öngörüde bulunulabiliyor ve bu olasılık yorumu doğanın gerçek bir simetrisi olan CPT (Yük Konum Zaman) simetrisi olarak adlandırılmaktadır. CPT ihlali ile ilgili deneyler yapılmakla birlikte henüz eldeki verilerle bu simetrinin nasıl olup bozulduğu konusunda bir açıklamaya sahip değiliz (Lederman and Hill, 2005, s. 238-239). Yani “Eğer evren yanıtsa, soru nedir?” (Lederman and Teresi, 2001, s. 5) mottosu ile ifade edilen ve CERN (Center of Eorepean Reserch Nucleer)’ in “Aslında evrenimiz olmamalıydı” açıklamasıyla kastettiği hakikat âlemin Allah’ın yarattığı gerçeğidir. Bunun delillerini, patlamanın daha ilk saniyelerinde antimadde madde miktarlarındaki hassas dengeden, olayın tamamına hâkim olan bir nizamdan okumak mümkündür. Yani Büyük Patlamanın ilk saniyelerinde dahi kaos değil kozmos hakimdir (Efil, 2004, s48).

2. İMKÂN DELİLİ VE TARİHÇESİ

Hicri ikinci yüzyıla girmeden İslam’ın geniş coğrafyalara yayılması ve bunun bir neticesi olarak çeşitli din ve kültürlerle etkileşime girerek, materyalist, ateist fikirlere karşı tevhid akidesini savunmanın gerekliliğini ilk hissedenler Mutezilî âlimler olmuştur. Bu sapkın fikirlere karşı tevhid akidesi savunusunun Mutezilî ekolün kuruluşundaki payını anlamak için Ebu’l Huzeyl Allaf’ ın bu meyanda altmıştan fazla eser yazdığını zikretmek yeterli olacaktır (Işık, 1967, s. 43). O ilk devirlerdeki yabancı uyruklu felsefi kültürden faydalanmış, âlemin kıdemi fikrine karşı onun hâdis oluşu ile ilgili ilk delillendirmeyi yaparak, Yunan felsefesinden devşirilen atomcu düşünceye İslami bir kisve giydirmiş ve bu yorumları kendinden sonraki hemen hemen tüm kelamcılarca benimsenmiştir. Ebu’l Huzeyl kendi fizik sistemiyle ahiret hayatı arasında irtibat kurarak başlangıcı olan her hareketin sona ereceğini düşünmüştür ( Yurdagür, 1994, s. 330-331).

Ehl-i Sünnet akidesinin teşekkülündeki rolü büyük olan Ebu Hanife’nin de âlemdeki değişimden yola çıkarak Allah’ın varlığını kozmolojik delillerle bir anlamda ispatlamaya çalıştığı söylenebilir. Ona göre değişim ve başkalaşıma mahkûm olan şu âlemin ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcı olmaksızın mevcudiyeti mümkün değildir. Çünkü değişim bir değiştiriciyi gerektirir. Nasıl ki bir bina onu yapana delalet ederse, bu âlemin vücudu da onu mevcut kılan bir iradeye delalet eder. O da Allah’ tır. Ebu Hanife’nin bahsi geçen metodu ilk kelamcıların delil kurgularına yakın olmakla birlikte henüz erken bir dönem olmasının da tesiriyle cevher ve araz anlayışına dayanmamaktadır (Topaloğlu, 1998, s. 75).

2.1. KELAMCILARIN İMKAN - HUDÛS VE CEVHER - ARAZ TAKSİMATI

Kelami düşüncenin teşekkül döneminde Ebu’l Huzeyl el-Allaf, İbrahim b. Seyyar en-Nazzam, İbn Küllab el-Basri ile temsil edilen hudûs delili kullanımları, Sünni kelamın teşekkülü döneminde Ebu’l Hasen el-Eş’ari ve Ebu Mansur el-Maturidi ile geliştirilmiştir. Eşari, insan örneğini irdelerken meninin kadim olması ihtimalini de reddeder. Eğer kadim olsaydı, değişim ve dönüşüm gibi etkilere maruz kalmayacaktı. Kadim varlığın değişime ve dönüşüme konu olması kendisinde hudûs alametlerinin bulunması anlamına geleceğinden ötürü mümkün değildir. Sonradan olma özelliklerini taşıyan ve varlığı da yaratılmışların varlığına öncelenmeyen şey muhakkak hâdis ve yaratılmıştır. İmam Maturidi’ de ise hudûs delili Vacip’in ispatı için tek metot olmamakla birlikte, bu konuyu çağdaşlarına göre oldukça kapsamlı işlemesinden hareketle başlıca delilini bunun oluşturduğu söylenebilir (Kılavuz, 2007, s. 65-78).

Kelamcılar varlıkları kadim ve hâdis olarak ikiye ayırmışlardır. Mesela kelamda dilin istimalinin çok önemli bir unsur olduğunu bilen Bakıllani bunu kullanmıştır. O itikadî hükümlerin delillendirilmesinde dil üzerinde durmuş, dili istidlal metotları arasında zikrederken kendi görüşlerinin inşasında dilin delaletini nasıl kullandığını açıklamıştır.

Kelamda istidlal ve delilin kullanımı konusunda her itikadi görüş sahibi kendi bakış açısının doğruluğunu ispatlayabilmek için nakli ve akli delillere başvurmuştur. Mutezilî âlimler genellikle aklı esas alırken, Ehl-i Sünnet kelamcılarından bilhassa Eş’ariler nakli esas almışlardır. Kıyas’ul gaib ale’ş-şahid, sebr ve taksim gibi yöntemler söz konusu istidlal metotlarından birkaçıdır. Mutezile ve Ehl-i Sünnet kelamcıları görünenden hareketle görünmeyene gitme yani şahit olunana bakarak gaib hakkında delil getirme metoduyla Allah’ın varlığını ve birliğini kanıtlamaya çalışmışlardır (Çam, 2018, s. 217-218). Sebr ve taksim metoduna gelince, “bir aslın muhtemel illetlerini teker teker inceleyip eledikten sonra kalan tek illete göre hüküm vermek” manasına gelmektedir (Cürcani, 2012, s. 186-187). Mesela, Ebu’l Muin en-Nesefi öncelikle âlemin yaratıcısı olan Allah kadimdir (varlığının başlangıcı yoktur, öncesizdir) dedikten sonra varlık alanı ile ilgili olan ihtimalleri kadim ve hadis olmak üzere ikiye ayırıp bunun ortasında bir konum bulunmadığını belirtir. Hâdis ise varlığının başlangıcı bulunup sonradan yaratılmış manasına olup Allah’a izafe edilseydi o zaman O’da bir yaratıcıya muhtaç olacaktı. Aynı şekilde ikinci ve üçüncü de bir yaratıcıya ihtiyaç duyulacak ve bu sonsuza kadar böyle devam edecekti. Böyle bir durumda âlemin mevcudiyeti kesin varlığı tasavvur olunamayana bağlı olurdu ve âlem yok üzere kalırdı. Oysa şahit olduğumuz şu âlem vardır ve görünmektedir. Yaratılmış olması da delil ile sabittir. Böylelikle diğer ihtimalin yanlışlığı ortaya çıktığına göre ilk önermenin doğruluğu müsellem olur. Yani âlemin vücudu kadim olan tek yaratıcıya bağlıdır (Nesefi, 2007, s. 30).

Aynı istidlali Mutezilî âlimlerin öncülerinden olan Kadı Abdulcebbar’ da görüyoruz. O âlemin sonradan meydana gelmesi meselesinde evrenin şu görmüş olduğumuz cisimlerden ibaret olduğunu söyleyerek önce ihtimalleri ortaya koyar. Cisimlerin hem kadim hem hâdis olamayacağından hareketle varlıklar ya başlangıcı bulunmayanlardır ya da sonradan meydana gelenlerdir. Evrenin sonradan meydana geldiğinin delili ise cisimlerin varlıksal anlamda kendilerini önceleyemedikleri ve muhdes şeylerle birlikte bulunmaları zikredilebilir. Burada sonradan meydana gelen şeylerden kasıt arazlar olup hareket, sükûn, yakınlık, uzaklık gibi cisme sonradan arız olan her türlü şeydir. Sonra hareketin sükûnla birlikte ortadan kalkıp yok olduğunu ispatlar ve ardından arazların sonradan olmuşluğunu tespit edip, cismin renk tat ve kokudan bağımsız olamayacağını söyler. Böylelikle cisimler arazlardan bağımsız olamayacağı ve cisimlerin sonradan meydana gelmiş olması gerekliliği açıklanmış olur. “Âlem muhdes olduğuna göre bir muhdise ihtiyaç vardır, O da Allah’tır.” Hakikati ortaya çıkmış olur (Kadı Abdulcebbar, 2007, s. 29-33).

Kelam miras aldığı cevher teorisini yaratılmışlık çerçevesinde yeniden yorumlayarak yepyeni bir şekle sokarak hudûs delilini vazetmiş (Kılavuz, 2007, s.192) ve literatürün de buna külliler (Tümeller) başlığı altında yer vermiştir. Örneğin Kadı Beydavi Tümeller bahsine vücud ve adem ile başlayıp vücub, imkan, kıdem ve hudûsü işler sonra cevher araz bahislerini ele alır ve nihayet Allah’ın sıfatları, fiilleri ve nübüvvet konularını işlemiştir (Beydavi, 2014).

Öte yandan kelamcılar hudûs delilini, âlemin sonradan olmuşluğu üzerine kurarken, hemen hemen aynı önermeye sahip olan imkân delilini ise aklın ontolojik bir araştırmada verdiği üç hüküm üzerine kurmaktadırlar. Aristo’nun varlık ile ilgili araştırmaları neticesindeki imkân ve istihale ile ilgili fikirleri İslam filozofları tarafından geliştirilerek kelam literatürümüze dâhil edilmiştir. Buna göre akıl bir şeyin varoluş (vücud) kavramıyla ilişkisi bakımından üç türlü hüküm verebilir: Vücub, imkân, imtina. Bu hükümlere konu teşkil eden varlık ve kavramlara vacip, mümkin ve mümteni’ denir. Vacip, varlığı zatının gereği olan, varlığı zatının aynı olan, var oluşunda başka bir sebebe muhtaç olmayan ve yokluğu muhal olan demektir. Mümkin, varlığı da yokluğu da zatının gereği olmayan ve zatına nispetle varlığı ile yokluğu eşit bulunandır. Allah’ın dışında kalan bütün varlıkların dâhil olduğu mümkin, var olmak için mutlaka bir sebebe muhtaçtır ve bu sebep onun varlığını yokluğuna tercih eder. Mümkin varlık sebebinden önce ve sebebiyle birlikte değil mutlaka sebebinden sonra bulunur. Bundan dolayı her mümkin varlık hâdistir. Muhal veya müstehil diye de ifade edilen mümteni’, yokluğu zatının gereği olan veya varlığı mümkün olmayandır. Allah’ın yokluğu, âlemin kadim oluşu veya bu âlemin var olmamış olması örnek olarak zikredilebilir (Üzüm, 1998, s.465-466). Bunu akla yaklaştırmak için bir örnekle açıklamamız gerekirse, bulunduğumuz odanın ortasında bir lamba olsun ve lambanın etrafında odanın çevresi boyunca dizilmiş aynalar bulunsun. Aynalardaki görüntüler için lambanın mevcudiyeti nasıl zaruri ise bu âlemde yansıyan İlahi tecelliler için Allah’ın varlığı öyle zaruridir.

Burada Lamba Vacibe, aynalardaki görüntüler ise mümkin varlığa misal olarak zikredilmiştir. Aynalar olmasa da lamba vardır, fakat aynalardaki yansımalar ancak lambanın mevcudiyetiyle kaimdir. Lamba olmasa aynalardaki akisler olmayacaktır. Mademki şu gördüğümüz âlem vardır, eserden müessire bir istidlalle Allah vardır. Aradaki irtibat kesilse bütün eşya bir anda yok olur. (Nursi, 2004, s. 78-80). Yani mümkin varlık olan aynalardaki yansımalar gibi olan mahlûkat mümkündürler. İmkân dairesi olan şu âlemde varlıkları ve yoklukları eşittir (Nursi, 2004, s.807-808).

Mutezile’nin temellerini attığı hudûs delili ve delile temel teşkil eden cevher – araz teorisi Ehl-i Sünnet kelamcıları tarafından da benimsenmiş ve kullanılmıştır. Öte yandan ilk kurguları Aristo ve Platon’a dayandırılan imkân delili Fahrettin Razi gibi âlimlerce geliştirilmiş, İbn-i Sina’ da sudûr teorisi kapsamında Vacib’ul- Vücud kavramı kullanılmıştır.

Gazzali hudûs ve imkân delillerini birleştirerek ayrı bir formda bunları kullanmıştır (Kandemir, 2016, s.178). Gazali’nin bunu formüle edişi şöyledir; “Her hadis olan, varlık sahasına çıkmak için bir sebebe muhtaçtır. Âlem hâdistir. O halde onunda bir sebebi bulunması gerekir (Gazzali, 2012, s.36). Gazzali ilk öncülünde mümkinin varlık için bir sebebe ihtiyacını, bu delilin bir ön verisi olarak düşünmektedir (Kılavuz, 2009, s.181).

“ Özetlemek gerekirse, Ebu’l Hüzeyl cevher- araz teorisini kelamın sınırlarına dâhil etmesiyle ve bunu Allah’ın varlığını ispatta kullanmasıyla bir çığır açmıştır. Menşei neresi olursa olsun, İslam kelamcılarının elinde bu teori Kur’an’ ın sunduğu Allah tasavvurunu destekleyecek tarzda evrilerek kökenleri yine Kur’an’ dan istihraç edilmeye çalışılmıştır. Yunan felsefesinden ithal edilen mekanik bir nizama tabi zannedilen ezeli atomlar, varlığı Allah’ın yaratmasıyla var olan ve varlığının devamı da yine Allah tarafından sağlanan yapıtaşları olarak yorumlanmaya başlanmıştır. Cevher teorisi ilim irade kudret sıfatlarına sahip âlemin tedbir ve idaresini her an elinde bulunduran Allah anlayışının oturtulacağı elverişli bir temel teşkil etmiştir.

Bu bağlamda İspat-ı Vacip konusunda kelam geleneğindeki başlıca delil, âlemin yaratılmışlığı öncülüne dayanan ve bunun ispatı içinde cevheraraz ikilisini kullanan hudûs delilidir. Her ne kadar cevheraraz değerlendirmelerinde kelamcılar arasında bir takım farklar olsa da hepsinde mevcut olan ortak payda şu kâinatın yaratılmış oluşudur. Varlık, ezeli ve muhdes olarak ikiye ayrılıp, Allah’ tan başka her şeyin yani mükevvenatın yaratılmış oldukları ispat edildiği takdirde, yegâne yaratıcı olarak Allah kalacak ve O’nun varlığına ulaşılmış olunacaktır. İşte kelamcıların cisimleri cevher ve araz olarak taksimatının sebebinin de, bu cisimlerin geçici olmalarını ve müstakil bir varlığa sahip olmamalarını ispat sadedinde kullanmak için olduğu da böylelikle anlaşılmış olur. Özellikle İbn-i Sina ile zirvede temsil edilen İspat-ı Vacip konusunda kullanılan delillerden olan vacip – mümkin ayrımı ve imkân kavramı, kelamcılar tarafından daha ziyade mantık önermelerine ilişkin, reel âlemde ki varlıklara tatbik edilemeyecek unsurlar olarak değerlendirilmişse de bilhassa Cüveyni ile cevaz – tahsis kavramları çerçevesinde kelam delilinde yeni açılımlar oluşturulmak suretiyle bunlar (cevaz ve tahsis) yardımcı unsurlar olarak kullanılagelmiştir. Bu manada imkân veya cevaz kelamcılarda felsefeden farklı olarak bizatihi varlığa yüklenen bir vasıf olarak değil, varlığın oluşturucu unsurlarının şu veya bu şekilde, şu veya bu zamanda “yaratılmış olması” nın imkânı olarak değerlendirilmiştir. Bu şekilde tasvir olunan bir imkân, olabilirliği olan ihtimallerden birini seçip tercih edecek ve bilfiil hale geçirecek bir varlığın mevcudiyetini mümkün kılacaktır.

Felsefecilerin “var olması da olmaması da imkân dâhilinde bulunan bir varlık mevcutsa, bu varlığın karşısında varlığı zorunlu bir varlıkta bulunmalıdır” şeklinde özetlenebilecek imkan delili, âlemin yaratılmışlığının tesis edildiği hudûs delili ile birlikte kullanılmış, kelamın neredeyse tamamen felsefi bir renge büründüğü Razi ve sonrası döneme kadar cedelin zorunlu kıldığı haller dışında müstakil olarak genel geçer kullanılmamışsa da hudûs ile birlikte istimali her daim gündemde olmuştur. Böylelikle kelam, tevhid akidesinin zeminini oluşturan Allah’ ın varlığı konusunda, füruattaki bazı farklılıklara rağmen âlemin yaratılmışlığı altyapısında kendi içinde tutarlı, sistemli bir delil vazetmiş, felsefecilerle arasına bu manada bir mesafe koymuş, her ne kadar imanı tesis etme noktasında olmasa da, muhalif tasavvur ve anlayışlara cevap vererek şüphelerin izalesine çalışmış ve sahih Allah tasavvurunun korunmasına önemli katkılarda bulunmuştur” (Kılavuz, 2007, s. 191-193).

3. MEVCUT ASİMETRİK DURUMUN İMKÂN DELİLİ ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

Kur’an’ da yahut hadislerde yaratmanın “hangi şey”den yahut “ne”den olduğu hususu sarahaten bildirilmemekte (Aydın, 2012 s.69), fakat hem yoktan var etme manasına hem de mevcuttan başka şeyler inşası manasında yaratmaya dair ifadeler bol miktarda bulunmaktadır. Büyük Patlama Teorisi kâinatın bir başlangıcı olduğunu teyit eder ve yaratma ile âlemin ezeliliği üzerinden yapılan tartışmaları bilimsel bir neticeye bağlar (Dhanani, 2013, s.269). Teorinin önemli delillerinden biri olan genişleme anlaşıldıktan sonra, evrenin ezeli olduğunun bilimsel açıdan kabul edilebilir tarafı kalmamıştır (Taslaman, 2003, s. 113).

Her ne kadar bu patlamanın tesadüfi bir şekilde olduğu, evrenin bir yaratıcıya gerek kalmaksızın açıklanabileceği bazı araştırmacılar tarafından iddia edilse de12 modern bilimin ortaya koyduğu manzara karşısında ateizmi bırakan Antony Flew’ e göre bilim, fiziksel gerçekliğin arka planında varlığı başkasına dayanmayan, değişmez, maddi olmayan, her yerde hazır ve nazır, her şeye kadir bir Varlığın var olduğunu ortaya koyar (Bulğen, 2017, s. 97).

Bilim adamları evrenin ne olduğu sorusuna, filozoflar ise evrenin niçin olduğu sorusuna cevap ararlarken aslında yapılması gereken şey birleşik kuramlı bir bakış açısıyla olaya bakmak olabilir (Hawking, 1987, s. 182-183). Öte yandan bu çoklu disiplinli çalışmalar esnasında hangi bilimsel verinin hangi dini hükümleri nasıl bir delalet şekliyle desteklediği belirlenmesi gereken önemli bir husustur. Örneğin yaratılış anının pozitif bilimlerin bilgi elde etme sınırının dışında kalması (Yücedoğru, 2006, 162) iddia edildiği takdirde, insanın bilimle Allah’ı bulması imkânsız hale gelecek ve İlahi iradenin giremediği mevhum bir alan oluşmuş olacaktır. Hâlbuki bilimin bulduğu neticeyi önümüze koyduğumuzda şöyle bir tablo ile karşı karşıya kalırız.

Evren yaklaşık 15 milyar yıl önce gerçekleşen şiddetli bir patlamayla başladı (Silk, 1997, s. 1). Bu yaklaşıklık hesaplamada kullanılan yöntemlere göre farklılık göstermekle beraber bugün evrenin yaşı ile ilgili, elementlerin üretilme hızından, radyoaktif yaş ölçümünden, beyaz cücelerin soğuma hızından, yıldız gruplarının yaşından faydalanılarak yapılan yaklaşık bir hesaplama neticesinde sekiz buçuk ile on yedi buçuk milyar yıl arasında değişen tahminler bulunmaktadır (Ant, 2005, s.4). Normalde patlamalar maddeyi dağıtıp düzensizleştirmesine rağmen, Büyük Patlamada bunun tam aksi bir durumu gözlemliyoruz (Hoyle, 1984, s.184-185) ve Allah’ın kusursuz bir şekilde yarattığı evren oluşmuştur (Aksu, 2006, s. 24). Başlangıçta evren atomların varlığını sürdüremeyeceği denli sıcak bir ışınım halindeyken, ilk birkaç dakikada en hafif elementlerin çekirdeklerinin oluşabileceği derecede soğudu (Barrow, 1998, s. 7).

Teoriye göre patlamayı takip eden ilk saniyelerde oluşan madde ve antimadde miktarlarının eşit olması mevcut durumu açıklama konusunda bizleri zora sokmaktadır. Zira soruyu farklı şekillerde sormak mümkündür. Birbirlerini anında yok edip bizlerin bir radyasyon denizinde yüzüyor olmamızın önündeki engel ne idi? Antimadde neden ortadan kayboldu ya da madde nasıl oldu da sağ kaldı? Zira temel elektronlar, protonlar ve nötronlar anti parçacık zıtlarıyla tam bir denklik içindedirler. Bu Dirac’ ın denkleminde tam da öngördüğü şekildir, yani normal madde parçacıklarıyla bunların zıt parçacıkları olan anti parçacıklar birbirlerinin mükemmel denk karşıtlarıdır. O halde asıl soruyu sorabiliriz; Nasıl oluyor da bir şeyler var oluyor (Close, 2015, s. 119-120) ? Bu soruya cevap bulmak için bilim adamları kuark tabir edilen atom altı parçacıkları alın alına çarpıştırıyor ve daha küçük parçacıklar elde edilmeye çalışılıyor. CERN Araştırma Merkezin’ de kurulu olan LHC (Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) bu atom hızlandırıcıları ve çarpıştırıcılarına örnektir. İşte burada yapılan deneylerde madde ile anti madde arasında bulunan mükemmel simetrinin acaba bir ihlali mevcut mudur sorusuna yanıt aranmakta olup, şu ana kadar henüz açıklanan bir bilimsel açıklama mevcut değildir.

12 Bu fikri savunanlar için bkz. Hawking and Mlodinow, 2012, s.141, 155

Nihayetinde bunun açıklaması ne olursa olsun bizim söylemek istediğimiz şey başlangıçta simetrik olması gerekliliğinin bir neticesi olarak var olmaması gereken şu âlemin mevcut oluşundan hareketle, bir tercih edicinin bulunduğunun delalet-i iltizamîye ile ispatlanmasının, kelamcıların hudûs delili zımnında ele aldıkları imkân delili ile paralellik gösterdiğidir.

Modern bilimin ulaştığı tekillik durumu ile kelamcıların delillerinde kullandıkları mutlak yokluk kavramlarının aynı olmadığı açıktır. Ama bunların birbirine mutabık olmamaları delil olmayacakları anlamına gelmez. Zira delil “yol göstermek ve rehberlik yapmak” anlamında olup, bir şeyin bilgisine ulaştırmayı ifade eder (Cürcani, 2012, s. 171-172, Altıntaş, 2016, s. 323, Askeri, 2013, s. 76). Delalet çeşitleri mutabakat, tazammun ve iltizamdır. Mesela, tavan sözcüğü “tavan” anlamına mutabakat yoluyla, tavanın kendileriyle teşkil edildiği malzemelere tazammun yoluyla, duvarın varlığına ise iltizam yoluyla delalet eder. Tavanın duvara delaleti tavanın tavana delaleti gibi mutabakat yoluyla değil iltizam yani gereklilik yoluyladır. Tavan deyince duvarın mevcudiyeti anlaşılır, çünkü duvarsız ayakta duran bir tavan yoktur (Gazzali, 2006, s. 48-49). Bunu meselemiz olan tekillik ile mutlak yokluğa uygularsak, şöyle bir sonuç ortaya çıkar. Evet, Büyük Patlama Teorisi ile ortaya konan tekillik kavramı kelamcıların mutlak yokluk kavramına mutabık değildir. Ama teorinin diğer yönlerinden olan evrenin genişlemesinin ispatlanmış olması ve bunun geriye sarıldığında tekilliğe ulaşılıyor olması, bu tekilliğin bozulması için bir nedenin varlığını zorunlu kılıyor.

Başlangıçtaki tekillik durumunu takip eden ilk saniyelerde büyük patlama neticesinde ortaya çıkan madde miktarı ile anti madde miktarı da eşit olması gerekiyordu. Bugün deney yoluyla gördüğümüz üzere parçacık ve karşı parçacık karşılaştığında netice birbirlerini yok etmelerinden başka bir şey değildir. Peki, patlamayı takip eden ilk saniyelerde maddenin lehine karar veren sebep, ilk sebep nedir? Evet, asimetrik durum bilimsel olarak nedeni açıklanamamış bir veridir. Ama biz bu durumu bilim açıklayamadı diye içinde bulunduğumuz şu âlemin varlığını inkar edemeyiz. Mademki âlem vardır, o halde başlangıçta karşıt maddeyi değil normal maddeyi tercih eden bir müreccih vardır. Yani âlemin mevcudiyeti ile ilgili; anti maddeden oluşmak, hiç oluşmamak, oluşup her tarafın gama ışımalarından müteşekkil bir radyasyon denizine dönüşmesi gibi imkânlar arasından tam da maddenin oluşumuna zemin hazırlayacak şekilde olanın tercihi elbette ilim irade kudret sıfatlarına kemal mertebede sahip bir Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna iltizam yoluyla delâlet eder. Öte yandan ilk olarak Gazzali’de örneğini gördüğümüz imkân ve hudûs delillerinin birleştirilmiş formuna benzer şekilde tüm kozmolojik delilleri birleştirip kuracağımız önermenin neticesi Allah’ın varlığının ispatına güçlü başka bir delil olacaktır.

19.yüzyılın ilk yarısında başlayan ve beraberinde bir dizi keşifle birlikte düşünüldüğünde büyük fotoğrafın görülebileceği Büyük Patlama Teorisi, kozmolojik delilin evrenin başlangıcına dair “Evren sonradan var olmuştur yani bir başlangıcı vardır” anahtar önermesine bilimsel zemin oluşturmuştur. Newton’un çekim yasası, Einstein’ in izafiyet teorisi, Hubble’ ın genişleme delili, George Gamow’ un teorik olarakortayakoyduğuvedahasonraArnoPenziasveRobertWilson’ungözlemselolarakispatettiğiKozmik Fon Radyasyonunun keşfi, Kuantum fiziğinde yapılan hesaplamalar, termodinamiğin ikinci yasası, Dirac’ ın teorikolarakortayakoyduğuvedahasonraparçacıkhızlandırıcılaboratuarlarındagözlenenantimaddeveanti parçacıkların keşfi gibi evrenbilimin gidişatını etkileyen bulgular, bilimin Allah’ı arama çabalarının son yüzyıldaki sergüzeştini ortaya koymaktadır (Kalkan, 2005, s. 110)

Âlemin yaratılmışlığı ile ilgili evrenin başlangıcından yola çıkılarak kurgulanan kozmolojik delil son yüzyıla kadar mantıksal çıkarımlar ve kelamcıların orijinal önermeleri ile açıklanmakta ve delillendirilmekteydi. Bunun en önemli sebebi kuşkusuz evrenin başlangıcı ile ilgili bilimsel keşiflerin bulunmayışıdır (Kalkan, 2005, s. 110). Son yıllarda sadece kozmolojide değil ayrıca biyoloji, fizik, astronomi alanlarındaki yapılan keşifler, sayıları giderek artan bilim adamlarının görüşlerini evren ve hayatın bir tasarımın neticesi olduğu yönünde değiştirmektedir (Michael ve ark, 1999, s. 12). Çünkü fiziksel sabitlerin çok hassas terazilerle belirlenmesi, hayat ve idrakin ancak akil ve hakîm birinin amaçları arasında bulunursa beklenebilir (Barbour, 2004, s. 89). Fiziki dünya ve kuantum hakkında öğrenilenler arttıkça şüphesiz maddenin ardında bulunan hakikati kavrayış farklılaşmıştır (Unwin, 2005, s. 153). Kelam kitaplarında yer alan “Allah varlıkları ne zaman yarattı?”13 gibi başlangıca yönelik sorular artık modern bilimin laboratuvarlarında seslendirilmektedir.

Tüm bu veriler ve teorilerin ötesinde ileride ortaya çıkabilecek ve Büyük Patlama Teorisinin yerini alabilecek yeni teoriler geliştirilebilecek mi? Bu soru her daim ihtimal dâhilinde olmakla beraber şu kadarını söyleyebiliriz. O da bugün kabul ettiğimiz Standart Modelin yerini alacak olan yeni teorinin gücünü ve istinat noktasını yine bu teoriden alacağıdır (Weinberg, 1995, s. 6). Biz kendi istidlalimizi eserden müessire, fiilden faile intikalle yaptığımız için yeni gelişmeler Allah’ın varlığının ispatı noktasında mevcut delilleri yıkıcı değil her daim yapıcı olacaktır. Yeni gelişmelerle ispatlanan yeni teoremlerin hepsinden Allah’ın varlığına ve birliğine bir yol bulmak, İspat-ı Vacip delillerine bir yenisini eklemek anlamına gelecektir.

Yani sonuç olarak söylemek gerekirse karşıt madde ile madde arasında bulunan asimetrik durumun, bir müreccihin varlığı, kainatın sonradan yaratılması, alemin başlangıcının sonsuz olmaması, mevcut evrenin varlığının gerçekliği noktalarından kelamcıların imkan delilini desteklediğini söylemek mümkündür.

KAYNAKÇA

  1. Abdulcebbar, K. Dinin temel ilkeleri (el-muhtasar fi usuli’d-din) (Arslan, H, Çev.). 1. baskı. Malatya, Türkiye: Hulusi Arslan; 2007.
  2. Acar, R. Büyük patlama teorisi kelâm kozmoloji argümanını destekler mi?. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2006; 14; 89-109.
  3. Aksu, T. Evrenin oluşumu. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Güneş Yayıncılık; 2006.
  4. Altıntaş, R. Delil ve delillendirme yöntemleri. Düzgün, ŞA, editör. Kelam El Kitabı. 5. baskı.Ankara, Türkiye: Grafiker Yayınları; 2016.
  5. Ant, A. Evrende yolculuk – 4 yıldızlar imparatorluğu. 1. baskı. İzmir, Türkiye: Zambak Yayınları; 2005.
  6. Askerî, EH. Arap dili’nde ve Kur’an’ da farklar sözlüğü (Akdoğan, V, Çev.). 2. baskı. İstanbul, Türkiye: İşaret Yayınları; 2013.
  7. Aydın, H. İlim felsefe ve din açısından yaratılış ve gayelilik (Teleoloji). 7. baskı. Ankara, Türkiye: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları; 2012.
  8. Ayverdi, İ. Asırlar boyu tarihi seyri içinde misalli büyük Türkçe sözlük (C. 1-3). 4. baskı. İstanbul, Türkiye: Kubbealtı Yayınları; 2011.
  9. 9.Barbour, IG. Bilim ve din çatışma – ayrışma – uzlaşma (Mehdi, N, Camal, M, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: İnsan Yayınları; 2004.
  10. Barrow. JD. Evrenin kökeni (Gül, S, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Varlık Yayınları; 1998.
  11. 11.Behe,MJveark.Evreninalternatiftarihi(Düz,O,Çev.).1.baskı.İstanbul,Türkiye:GelenekYayıncılık;
  12. Beydavi, K. Tavali’u’l-envar, (Çelebi, İ, Çınar, M, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları; 2014.
  13. Buhari, EA. Cami’u’s-Sahih (Abdulbaki, MF, Thk.), (C. 1-4). Kahire, Mısır: al-Matba’atü’s-Selefiyye; 1400 H.
  14. 14.Bulğen, M. Stephen Hawking the Grand design (büyük tasarım). Bulğen M, Doko E, editörler. Güncel Kelam Tartışmaları Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı. 2. baskı. İstanbul, Türkiye: M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları; 2017.
  15. Close, F. Antimadde (Alpar, Z, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi; 2015.
  16. Craig, WL. Büyük patlama ve ötesi (Terkan, F, Çev.). Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2009; 50 (1); 165-178.

13 Bkz. Nesefi, 2010, s. 87, Taftazani, 2011, s. 112, Köse, 2017, s. 211-222, Koloğlu, 2011, 189-221

17. Cürcani, SŞ. Kitabu’t-Ta’rifât (Mar’aşlî, MA, Thk.). 3. baskı. Beyrut, Lübnan: Daru’n-Nefas; 2012.

18.Çam, EG. Bakıllani’de bir delillendirme yöntemi olarak luğavî istidlal. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2018; 1 (40); 217-234.

19. Davies, P. Tanrı ve yeni fizik (Temelli, M, Çev.). 3. baskı. İstanbul, Türkiye: İm Yayın Tasarım; 1995.

20. Dhanani, A. Büyük patlama kozmolojisi üzerine Müslüman bakış açıları (Bulğen, M, Çev.). Kelam Araştırmaları 2013; 11 (2); 265-274.

21.Efil,Ş.Büyükpatlamakozmolojisininteistikyorumuüzerine.EkevAkademiDergisi2004;8(18);48.

22. Gazzali, EH. İtikadda orta yol (Demir, O, Çev.). 3. baskı. İstanbul, Türkiye: Klasik Yayınları; 2016.

23. Gazzali, EH. Mustafa İslam hukuk metodolojisi (Apaydın, Y, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Klasik Yayınları; 2006.

24. Hawking, SW, Mlodinow, L. Büyük Tasarım (Öğünç, S, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Doğan Edmond Yayıncılık; 2012. 25. Hawking, SW. Zamanın kısa tarihi (Say, S, Uraz, M, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Milliyet Yayınları; tsiz.

26. Işık, K. Mutezile’nin doğuşu ve Kelami görüşleri. 1. baskı. Ankara, Türkiye: Ankara Üniversitesi Basımevi; 1967.

27. İ, Rağıb. Müfredat kur’an kavramları sözlüğü (Türker, Y, Çev.). 4. baskı. İstanbul, Türkiye: Pınar Yayınları; 2016.

28. Kalkan, Y. Big bang teorisi’nin teistik deliller açısından değeri (Basılmamış yüksek lisans tezi). Ankara Üniversitesi, Ankara, Türkiye, 2009.

29. Kandemir, AM. Big bang teorisi kelâmın yoktan yaratılış düşüncesini destekler mi?. V. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi Bildiriler Kitabı- III (İlahiyat- Sanat). İstanbul, Türkiye:TLCK; 2016. s. 171-187.

30.Kaya,M.İmkân.TDVİA.(C.22,S.224-225).Ankara:TürkiyeDiyanetVakfıYayınları;

31. Kılavuz, MU. Kelamda kozmolojik delil. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: İz Yayıncılık; 2009.

32. Koloğlu, OŞ. Cübbailer’ in kelam sistemi. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: TDV Yayınları; 2011.

33. Koons, RC. Teizm ve big bang kozmolojisi (Aydın, H, Çev.). Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi II 2002; 3; 251-263.

34.Köse, M. Mutezile’de entelektüel düşünce-Cahız-.1.baskı.İstanbul,Türkiye:EndülüsYayınları;

35. Lederman LM, Hill CT. Simetri ve evrenin görkemli güzelliğini anlamak (Akalın, B, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Güncel Yayıncılık; 2005.

36. Lederman LM, Teresi, D. Tanrı parçacığı eğer evre yanıtsa, soru ne? (Kapkın, E, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Evrim Yayınevi; 2001.

37.Nesefi,EM.Maturidi Akaidi(Bahru’lkelam tercümesi)(Biçer,R,Çev.).1.baskı.İstanbul, Türkiye: Gelenek Yayıncılık; 2010.

38. Nesefi, EM. Tevhidin esasları Kitabü’t- temhid li- kavaidi’t- tevhid (Alper, H, Çev.). 1. baskı. İstanbul, Türkiye: İz Yayıncılık; 2007.

39. Nursi, BS. Risale-i nur külliyatından lem’alar. 3. baskı. İstanbul, Türkiye: Söz Basım Yayın; 2004.

40. Risale-i nur külliyatından şuâlar. 3. baskı. İstanbul, Türkiye: Söz Basım Yayın; 2004.

41. Silk, J. Evrenin kısa tarihi (Alev. M, Çev.). 1. baskı. Ankara, Türkiye: Tübitak Yayınları; 1997.

42. Süleyman, M. Kur’an terimleri sözlüğü (Eryarsoy, MB, Çev.). 2. baskı. İstanbul, Türkiye: İşaret Yayınları; 2016.

43.Taftazani,S.Şerhu’lakaid-iNesefitercümesi(Doğan,AH,Çev.).1.baskı.İstanbul,Türkiye:Dila Yayıncılık; 2011.

44. Taslaman C. Big bang ve tanrı. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: İstanbul Yayınevi; 2003.

45.Topaloğlu,B.Hudûs.TDVİA.(C.18,S.304-309).Ankara:Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları;

46. Tuna, T. Ol dedi oldu big bang’in nefes kesen öyküsü. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Şule Yayınları; 2005.

47. Ol dedi oldu - 2 ama nasıl oldu. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Şule Yayınları; 2006.

48. Unwin, SD. Tanrı’nın olasılığı nihai gerçeği arayan basit bir hesaplama (Çelebioğlu, N, Yaman, AC, Çev.). 1. Baskı. İstanbul, Türkiye, Yedinci Kapı Yayınları; 2005.

49. Uslu, F. Tanrı ve fizik büyük patlama ve öncesi. 1. baskı. İstanbul, Türkiye: Nobel Yayınları; 2007.

50.Üzüm,İ.Hüküm.TDVİA.(C.18,S.464-466).Ankara:Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları;

51. Weinberg, S. İlk üç dakika (Aydın, Z, Aslan, Z, Çev.). 1. baskı. Ankara, İstanbul: Tübitak Yayınları; 1995.

52.Yurdagür,M.Ebu’l Hüzeylel-Allaf.TDVİA.(C.10,S.330-332).Ankara:Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları; 1994.

53. Yücedoğru, T. Geçmişten günümüze ilim ve din açısından yaratılış. 1. baskı. Bursa, Türkiye: Emin Yayınları; 2006.

54. Yüksel, A. Kelami açıdan alemin yaratılışı (Basılmamış yüksek lisans tezi). Necmeddin Erbakan Üniversitesi, Konya, Türkiye, 2013.

Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun