Nasıl olumlu ve sakin olabilirim?

Tarih: 18.09.2026 - 16:42 | Güncelleme:

Soru Detayı

Ben çok olumsuz ve çok sinirli bir insanım, bunları gerçekten aşamıyorum. Ve artık aşmayı çok istiyorum ama asla olmuyor. Hep aynı döngüye giriyorum, nasıl aşabilirim? Nasıl olumlu ve sakin olabilirim? Bir de bir olumsuz olay olduğunda isyana bile gidebiliyorum maalesef.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu sorununuzun altında yalnızca “olumlu düşünemiyorum” meselesi olmayabilir. Özellikle sinirlilik, olumsuz düşünme ve olumsuz bir olay karşısında isyana varan tepkiler birlikteyse, önce duygusal düzenleme biçiminizi iyice anlamanız gerekir.

1. İnsanın Sürekli Olumlu Düşünmesi Mümkün Değil

Öncelikle insanoğlunun doğal yapısı ile ilgili bir gerçeğin altını çizmek gerekir. İnsan, robot olarak yaratılmamıştır, Allah’ın bin bir İsmini yansıtan yüzlerce duygu ile donatılarak dünyaya gönderilmiştir. Ayrıca yaratılış itibariyle zayıf, muhtaç ve hassas olarak yaratılmıştır.

Bundan dolayı duyguları her zaman aynı yerde tutması, sürekli olumlu olması zordur. İnsan isek, olaylar ve yaşananlar bizi mutlu da edecek, bazen mutsuz da edecek, hüzünlendirecek, kaygılandıracak, öfkelendirecek. Bu çok normal insanı bir durum.

Asıl mesele, olumsuz bir duygunun geldiğinde ne yapmamızdır. Biz mi onu yöneteceğiz, o mi bizi yönetecek?

Peki ne oluyor da olumsuz bir olay karşısında sert tepkiler veriyoruz.

Burada bir döngü olabilir:

Olumsuz olay yaşandığında bizde şöyle bir kısır döngü başlar: Önce bir olumsuzluk karşısında kişi ya tehdit, ya adaletsizlik hisseder ya da geçmişten gelen bir travması tetiklenir. Bu da onda yoğun öfke ve olumsuz düşünceler doğurur, bedeni gerilir, daha sert tepkiler verir. Sonra pişmanlık duyar, isyankarlık başlar, kendini suçlama ve yeniden olumsuz düşünceler kişiyi istila eder.

Dolayısıyla kişi yalnızca “pozitif düşünmeyi” öğrenmeye odaklanırsa, sorunun oluşunu ve bu arada çalışan psikolojik mekanizmayı kaçırır.

2. Öfke Bir Karakter Özelliği Değil, Düzenlenmesi Gereken Bir Duygudur.

Öfke bir karakter özelliği değil, hiçbir çocuk dünyaya öfkeli olarak gelmez. Çünkü öfke zamanla kendisi gösteren bir duygudur. Gerçek bu olmasına rağmen kişi “Ben öfkeli bir insanım” dediğinde, öfkeyi kimliğinin bir parçası haline getirir. Bunun yerine:

“Ben çabuk öfkeleniyorum, öfkelendiğimde aşırıya kaçıyorum ve bu aşırı öfkelenmeden dolayı düşüncelerimi yönetmekte zorlanıyorum.” demek daha doğrudur.

3. Kişi Düşünce ile Tepki Arasına Mesafe Koymayı Öğrenebilir

Ayrıca “olumsuz düşüncelerimi tamamen yok edeceğim” hedefi de gerçekçi değildir. Ama kişi düşünce ile tepki arasına mesafe koymayı öğrenebilir.

Mesela “Şu anda çok öfkeliyim. Bu, düşündüğüm her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez.”

Bu cümle basit görünür ama duyguyla düşünceyi birbirinden ayırmaya başlar. Çünkü öfkenin altında çoğu zaman başka bir duygu vardır.

Kırgınlık, değersizlik, çaresizlik, haksızlığa uğrama, kontrol kaybı veya hayal kırıklığı öfke şeklinde ortaya çıkabilir. Bu nedenle kişi öfkelendiğinde kendisine sadece “Neden sinirlendim?” değil, “Aslında şu anda neye uğradığımı düşünüyorum?” diye sormalıdır.

Mesela aynı trafik olayı, farklı kişilerde farklı “incinmişlik” duygularını tetikleyebilir. Kimi saygısızlığa uğradığını, kimi haksızlığa uğradığını, kimi ise değersiz görüldüğünü hissedebilir. Bu nedenle trafikte öfkelenen bir kişi, “Aslında şu anda neden incindiğimi düşünüyorum?” diye kendine sorarsa, öfkesinin altında yatan asıl duyguyu ve anlamı fark edebilir.

Örneğin biri önünüze kırdı ve siz öfkelendiniz ve bazı cümleler kurdunuz. Bu cümleler, öfkenin altındaki duyguyu belirler. Buna göre duyguyu ve cümleyi anlamaya çalışalım:

Haksızlığa uğrama: “Ben kurallara uyuyorum, bu adam neden uymuyor? Bana haksızlık yapıyor.”

Değersizlik: “Beni hiç önemsemiyor, sanki benim hiçbir değerim yok.”

Kontrol kaybı: “Ne yaparsam yapayım başkalarının davranışlarını kontrol edemiyorum.”

Çaresizlik: “Böyle insanlara karşı hiçbir şey yapamıyorum.”

Aşağılanma: “Beni aptal yerine koyuyor.”

Saygısızlığa uğrama: “Bana saygısızlık yapıldı. İnsan böyle davranır mı?”

Tehdit algısı: “Bu adam yüzünden kaza yapabilirdim. Hayatımı tehlikeye attı.”

Engellenme: “Ben yetişmeye çalışıyorum, bu insan bütün planımı bozdu.”

Adaletsizlik: “Ben neden kurallara uyup bekliyorum da başkası istediğini yapıyor?”

Birikmiş stres: “Zaten günüm kötü geçiyor, bir de bu çıktı.”

Kontrol edilme hissi: “Benim ne yapacağıma başkası karar veriyor gibi hissediyorum.”

Küçümsenme: “Beni görmüyor bile. Sanki yolda yokmuşum gibi davranıyor.”

Biraz daha derine inersek, mesela kişi: “Adam önüme kırdı, sinirlendim.” diyor.

Biraz daha sorulduğunda: “Çünkü saygısızlık yaptı.”

Sonra: “İnsanların bana böyle davranmasına tahammül edemiyorum.”

Daha derinde: “İnsanların beni önemsememesi beni çok öfkelendiriyor.”

Burada artık mesele trafik olmaktan çıkmıştır.

Trafikteki olay sadece kişinin daha önce de hassas olduğu bir noktaya dokunmuştur: “Benim sınırlarım, hakkım ve değerim başkaları tarafından ihlal ediliyor.”

Buradaki en önemli dönüşüm şu:

“Beni öfkelendiren ne?” sorusundan, “Bu olay benim içimde neyi harekete geçirdi?” sorusuna geçmek. Çünkü öfkeyi sadece dışarıdaki olay üzerinden anlamaya çalışırsak “O adam yüzünden sinirlendim” deriz. İçeride neyin harekete geçtiğini araştırırsak, “Bu olay bende haksızlığa uğrama ve önemsenmeme duygusunu harekete geçirdi” diyebiliriz.

Bu ikinci ifade, kişinin kendi duygusunun üzerinde çalışabileceği bir alan açar.

4. Bir Acıyı Allah'a Anlatmak, İsyan Değildir

“Bir olumsuz olay olduğunda isyana gidebiliyorum” cümlesi üzerinde özellikle durmak gerekir. İslam açısından üzülmek, öfkelenmek, “Neden böyle oldu?” diye sarsılmak tek başına isyan değildir. İnsan zorlandığında Allah'a içini dökebilir, acısını anlatabilir. Hz. Yakub'un, “Ben derdimi ve hüznümü yalnızca Allah'a arz ediyorum” demesi (Yusuf 12/86), acının Allah'a anlatılmasının insanî ve meşru bir yönü olduğunu gösterir.

Buradaki kritik ayrım şudur:

Acıyı Allah'a anlatmak başka, Allah’ı şikayet etmek, O’nun hakkında hüküm vermek başkadır. Dolayısıyla kişi kötü bir olay yaşadığında hemen kendisini “Ben isyankârım” diye damgalamak yerine önce duygusunu tanımalıdır:

“Şu anda çok öfkeliyim. Canım yanıyor. Bu olay bana ağır geldi. Ama bu duygunun içinden Allah hakkında kesin hükümler vermek zorunda değilim.”

Bu yaklaşım hem psikolojik olarak duyguyu bastırmaz hem de kişinin manevi sınırlarını korumasına yardımcı olur.

Öfke yükseldiğinde uygulayacağınız küçük pratik tavsiyeler:

- Olayı durdur:

Öfke yükseldiğinde hemen cevap verme, karar verme, mesaj yazma.

- Bedeni sakinleştir:

Yavaş nefes, kısa yürüyüş, ortamdan birkaç dakika uzaklaşma. Amaç problemi çözmek değil, sinir sisteminin yoğunluğunu düşürmektir.

- Duyguyu isimlendir:

“Öfkeliyim.”

“Hayal kırıklığına uğradım.”

“Kendimi değersiz hissettim.”

“Kontrolümü kaybetmiş gibi hissediyorum.”

- Düşünceyi sorgula:

“Şu anda zihnim bana ne söylüyor?”

“Gerçekten olan ne, benim ona yüklediğim anlam ne?”

- Manevi frene bas:

“Şu anda canım yanıyor. Allah'a kızgınlığımı değil, yaşadığım acıyı Allah'a anlatabilirim.”

- Sonra davranış seç:

“Şimdi ne yaparsam yarın pişman olmayacağım?”

Buradaki temel hedef olumlu bir insan olmak değil; duygusu ne kadar güçlü olursa olsun davranışının sorumluluğunu taşıyabilen bir insan olmaktır.

Ve belki danışana verilebilecek en önemli cümle şu:

“Senin hedefin hiç sinirlenmemek değil; sinirlendiğinde kendini kaybetmemeyi öğrenmek olmalı.”

Bu değişim genellikle bir anda olmaz. Kişi her öfkelendiğinde başarılı olmak zorunda da değildir. İlk hedef, öfkenin 5 dakika sonra fark edilmesi, sonra 1 dakika daha erken fark edilmesi, zamanla da tepki ile davranış arasına küçük bir mesafe koyabilmektir. Bu küçük mesafe büyüdükçe döngü değişmeye başlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun