Nasihat ve öğüt yanlış mı?
Nasihat" ve "öğüt" kelimelerinin günümüz modern pedagoji ve psikoloji dilinde neredeyse kelimelerin asıl anlamı ile bugün onlara yüklenen popüler kültür anlamı arasında ciddi bir uçurum var. "Kaçınılması gereken iletişim hataları" gibi dayatmacı, buyurgan olarak konumlandırılması, bu kavramların tarihsel ve etimolojik derinliklerinin unutulmasından kaynaklanan büyük bir algı yanılsamasıdır.
İlerde doğuracak daha vahim durum ise bu kelimelerin İslami terminolojide ve bizim kültürel mirasımızda önemli yere sahip olmalarıdır. Nasihat olumsuz bir kavrammış gibi anlatılmaya devam edilirse yarın en temel ve şümullü hadislerden "din nasihattir" hadisini nasıl izah edeceğiz. Ya da Kuran'da geçen nasihat ve bu kökten kelimelerin olduğu ayetleri nasıl anlatacağız. Ya da "öğüt " kelimesini olumsuz bir iletişim yöntemi dersek İmamı Gazali’nin Ey Oğul kitabını nasıl okutacağız. Şeyh Edebali vb. zatın öğütlerini nasıl dinleteceğiz.
Haliyle nasihat, öğüt kelimeleri üzerine bu bağlamda ne denilebilir?
Değerli kardeşimiz,
Bu durumu net bir şekilde anlamak için şu temel ilkeyi akılda tutmak gerekir: Bir şeyin varlığı tek başına kötü değildir; onun nerede ve nasıl kullanıldığına göre durum değişir.
Örneğin göz ve görmek güzeldir, ancak bunu başkasının mahreminde kullanmak kötüdür. Şimdi bir kimse gözünü yanlış yerde kullandı diye, gözün ve görmenin varlığı neden kötü olsun? Bunu bahane ederek artık gözü de görmeyi de kaldıralım, yok edelim demek ne kadar mantıklı olabilir?
Aynen bunun gibi, nasihat ve öğütün varlığı da güzeldir, hayırdır ve gereklidir. Bazıları bunları yanlış kullanıyor diye "kaldıralım" demek, aynen gözü ve görmeyi kaldıralım demek gibidir.
Ayrıca, modern psikoloji adıyla yapılanlar da kendi adına bir nasihat ve öğüt değil midir? "Böyle yapma, şöyle yap", "Şöyle olma, böyle ol" denilmiş olmuyor mu? Büyükleri ve tecrübelileri dinlemeyip "kendini dinle" demek, kişiyi başkasına değil kendi nefsine uymaya çağrılmış olmuyor mu?
Demek ki, modern psikoloji ve pedagojinin popüler dile aktarılması sırasında zaman zaman önemli bir kavram kayması yaşanıyor veya yanlış anlaşılmalar olabiliyor. Mesela bir iletişim davranışının yanlış uygulanması ile o davranışın kendisi birbirine karıştırılıyor.
Öğüt ve nasihat de hem geçmişte hem de günümüzde çok önemli iletişim davranışlarını ifade ederler, ancak yine hem geçmişte hem de günümüzde yanlış uygulandığında da olumsuz anlamları çağrıştırmaktadırlar.
Bu durumu biraz daha çeşitlendirebiliriz. Mesela sürekli eleştirmek yanlıştır; fakat eleştirel düşünmek yanlış değildir. Baskı kurmak yanlıştır; fakat yönlendirmek her durumda yanlış değildir. Özellikle ebeveynlerin, öğretmenlerin, din adamlarının, ilim erbabının yönlendirmesi her zaman faydalıdır. Kişinin iradesini yok saymak yanlıştır; fakat ona yol göstermek yanlış değildir. Buyurgan ve küçümseyici konuşmak yanlıştır; fakat öğüt vermek başlı başına yanlış değildir.
Konuya bu çerçevede yaklaştığımızda şunları söyleyebiliriz.
1. Nasihat kelimesinin anlamı iyiliğini istemektir
Nasihat sözlükte “öğüt vermek, iyi ve hayırlı işlere davet, kötü ve şer olan şeylerden sakındırmak, bir işi sadece Allah rızası için yapmak” anlamlarına gelir.
Etimolojik olarak ise nasihat, Arapça n-s-h (ن ص ح) kökünden gelir ve bu kavramın anlam alanı çok geniştir. Bu açıdan “Nasihat”, saf ve hâlis olmak, kötülük ve bozukluktan uzak bulunmak, İyi niyet ve samimiyet taşımak, başkasının iyiliğini istemek anlamlarıyla ilişkilidir.
Burada önemli bir ayrıntı daha var: Arapça sözlük ve klasik kaynaklarda balın saflaştırılması ve yırtılan kumaşın dikilerek onarılması gibi açıklamalar da nasihat kavramıyla ilişkilendirilir. (bk. Ragıb, Müfredât; Lisânü’l-ʿArab, “nṣḥ” md.)
Bu açıklamalar bize hem kavramın genişliğini gösteriyor hem de iyiliği anlatmada bir metot veriyor.
Görüldüğü gibi “Nasihat” kelimesinin etimolojik derin anlamı, karşısındaki insana mutlaka bir şey dikte ettirmek onu yetersiz ve eksik hissettirmek değil, onun iyiliğini istemektir. Onu mutlaka kendi düşüncemize getirmek ve onu kabullendirmek değil, iyiliğine katkıda bulunmaya çalışmaktır.
Dolayısıyla nasihatin merkezinde otorite gösterisi değil, samimiyet; üstünlük duygusu değil, iyilik arzusu bulunmalıdır.
Bu açıdan nasihat ile bugünkü popüler dilde onun karşılığı olarak kullanılan "dayatmacı tavsiye" aynı şey değildir.
İnsanların kaçındığı istemediği nasihat, ‘dayatmacı tavsiye’dir
2. “Din nasihattir” demek sadece öğüt vermek anlamına gelmez
Nasihatin, sadece kişiye tavsiyelerde bulunmak olmadığını gösteren en güzel kaynak “Din Nasihattir" Hadis-i şerifidir. Peygamber efendimiz (asm) bir gün sahabilerine
"Din nasihattir." diye buyurmuştur.
Sahabeler, "Kimin için?" diye sorunca Resulullah (asm) )şöyle cevap verir:
"Allah için, kitabı için, resulü için, Müslümanların yöneticileri ve bütün Müslümanlar için." (Müslim, İman, 95)
Buradan da rahatlıkla anlaşıldığı gibi hadiste nasihat, yalnızca bir insana öğüt vermek anlamında kullanılmamaktadır. Çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Mesela:
Bunların başında Allah'a karşı samimiyet ve kulluk şuuru gelir. Çünkü dinin Allah için nasihat oluşunun ilk basamağı Allah’a imandır. O’na şirk koşmamak, O’na kulluk ve ibadette ihlaslı davranmak, daima Allah’a itaat üzere olmak, O’na isyandan şiddetle kaçınmak, Allah için sevmek, Allah için buğz etmek, Allah’a itaat edene dost, isyan edene düşman olmak, Allah’ı inkâr edenlerle cihad etmek, nimetlerine şükretmek, insanları bu sayılan vasıflara dâvet ve teşvik etmek, bütün insanlara nezâket göstermek; işte bunlar Allah’a imanın gereği ve dinin Allah için nasihat oluşunun icabıdır.
İkincisi: Allah'ın kitabına karşı bağlılıktır. Kur’an’ın Allah kelâmı olduğu, Allah tarafından gönderildiği ve yine O’nun tarafından korunacağı, kul sözlerinden hiçbirinin ona benzemediği, kullardan hiçbirinin onun bir benzerini getiremeyeceği gerçeklerini kabul edip inanmak. İşte bütün bunlar, Kur’an’a yönelik inanç esaslarıdır.
Üçüncüsü: Peygamber'in sünnet-i seniyesine sadakat. Hz. Peygamber’in sünnetini ihya edip hayata geçirmek, bidattan ve bidatçılardan kaçınmak, İslâm’ın davetini yeryüzüne yaymak, sünnet ilimlerini öğrenmek, bunları başkalarına da öğretmek, ilmi öğrenir ve öğretirken edeblerine riayet etmek, alimlere saygı göstermek, terbiye ve nezaket kaidelerine uymak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’ in ahlakıyla ahlaklanıp edebiyle edeplenmek gibi görev ve sorumluluklar, her Müslümanın hassasiyetle uyması gereken esaslardır.
Dördüncüsü: Müslümanlara karşı iyi niyettir. Dinin tüm Müslümanlar için nasihat oluşu, bütün Müslümanların alim olması, alim olanlarının da her şeyi bilmesi anlamında değildir, zaten bu mümkün de değildir. Her yaştan, her renkten, her ırktan, her cinsten ve her seviyede insanıyla ümmet bir bütündür. Burada herkesin birbirine karşı vazife ve mesuliyetleri vardır.
İşte bunları öğrenmek, öğretmek, din ve dünyalarına ait faydalı olan şeyleri insanlara göstermek, onlara yardımcı olmak, kusurlarını örtmek, onlara eziyet etmemek, iyilikleri tavsiye etmek ve kötülüklerden sakındırmak, başkalarını aldatmamak, haset etmemek, hürmet, şefkat ve merhameti aralarında yaymak, kendisi için arzu ettiklerini onlar için de istemek, kendi nefsi için arzu etmediklerini onlar için de istememek, canlarını, mallarını, ırz ve namuslarını korumak ve müdafaa etmek, dinin bütün Müslümanlar için nasihat oluşunun gereğidir. (bk. Ayni Umde, İbn Hacer Feth, ilgili hadisin şerhi)
Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi nasihat, İslam düşüncesinde bir iletişim tekniğinden ibaret değildir. Ayrıca nasihat, dilimizde çokça kullanılan, büyüğün küçüğe verdiği sözlü öğütlerden ibaret değildir. Nasihat aynı zamanda manevi bir sorumluluk, dinde ihlasın ilkesidir.
Nasihati yalnızca büyüğün küçüğe verdiği, eksik ve hatalı gördüğü kişiyi düzeltmeye çalışmak gibi tasavvur etmek hadisin anlam alanını ciddi biçimde daraltır.
3. Aslında nasihat ve öğüt modern psikolojinin kuramları ile çatışmıyor
Modern psikolojinin temel yaklaşımlarından bazıları kişinin özerkliğine, kendi kararlarını verebilmesine ve içsel motivasyonuna çok vurgu yapar. Özellikle hümanistik psikoloji, “öz-belirleme” kuramı bu konuda farklı açılımlar getirmişlerdir.
Ancak bunların hiçbiri, her türlü öğüt ve tavsiyenin yanlış olduğunu söylemez. Konuyu başta zikrettiğimiz kavramları açıklayarak anlatabiliriz.
Mesela “Psikolojik özerklik” kavramını ele alalım: Öz-belirleme kuramına göre insanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biri özerkliktir. Kişi kendi hayatına ilişkin kararların üzerinde söz sahibi olduğunu hissetmek ister. Bir insanın sürekli olarak:
"Böyle yapmalısın."
"Benim dediğimi dinle."
"Senin iyiliğin için söylüyorum, itiraz etme."
"Ben senden daha iyi bilirim."
gibi ifadelerle karşılaşması, zamanla kendi kararlarını verme alanının daraldığını hissetmesine neden olabilir. Bu da tepki doğurur.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken ayrım şudur: Kim olursa olsun, ister evladımız, isterse herhangi birisi, onun özerkliğine saygı göstermek, ona yol göstermemek anlamına gelmez. Ona bilgi vermek, tecrübemizi aktarmak, yanlışını göstermek ve alternatifler sunmak da özerkliğine saygılı biçimde yapılabilir.
Öz-belirleme kuramı şunu der, nasihat ederken, kişinin bakış açısını dikkate al, yerine göre ona seçenek sun ve tavsiyelerini ona dayatmak yerine gerekçelerini açıkla.
Bu yaklaşım aslında İslam’ın tebliğ metoduna ve kültürümüzün nasihat anlayışına da uygundur. Dinde de zorlama yoktur, dikte ettirmek yoktur. Nitekim bunları dikkate almayan bir nasihat asla tesir etmez, tam tersi bir etkiye de yol açar.
Bir diğer kavram ise, “Psikolojik reaktans”tır. Bu kavram, nasihat konusunu anlamak bakımından özellikle önemlidir.
Psikolojik reaktansa göre, insan özgürlüğünün veya seçim hakkının tehdit edildiğini hissettiğinde buna karşı direnç geliştirir. Örneğin bir anne çocuğuna sürekli: "Şunu yapma, bunu yapma, böyle davranma, benim dediğimi yap." dediğinde çocuk bazen tavsiyenin içeriğine değil, kendisine yöneltilen kontrol hissine karşı tepki verir.
Aynı durum evlilikte de görülür. Eşlerden biri sürekli diğerine nasıl davranması gerektiğini anlatıyorsa, zamanla verilen öğütlerin içeriğinden bağımsız olarak bir direnç gelişebilir.
Burada sorun her zaman söylenen şeyin yanlışlığı değildir. Bazen sorun, kişinin kendisini sürekli yönetilmeye çalışılan biri olarak hissetmesidir. Nasihat edenin de doğru zaman, doğru söz ve yöntemi bilememesidir.
4. Destekleyici nasihat genelde kabul görür
Bunu evlilik ve eş ilişkisi üzerinden daha iyi anlayabiliriz.
Evlilikte eşlerin birbirine öğüt vermesi, bazen sevginin, sorumluluğun ve ilişkiye yatırım yapmanın bir göstergesidir. Bir eş, diğerinin yanlış bir karar verdiğini düşündüğünde bunu dile getirebilir. Diğerinin sağlığı, çocukların eğitimi, aile bütçesi veya ilişkilerin geleceği konusunda -sık sık olmamak şartıyla- elbette uyarılarda bulunabilir, hatta bulunmalıdır da. Ancak burada yine nasihat ve uyarının biçimi önemlidir. Eğer nasihat destekleyici ise, muhatabı incitmez.
Mesela:
"Bu konuda biraz daha dikkatli olmanı istiyorum. Çünkü bunun ileride seni zorlayabileceğini düşünüyorum." demek gibi.
Ama böyle değil de kontrol edici, küçük düşürücü, üstünlük kurucu olursa, olumlu sonuç vermeyeceği kesindir.
Mesela:
"Sen hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun. Ben söylemeden neden düşünemiyorsun?"
"Ben hayatı senden daha iyi biliyorum. Benim söylediklerimi yaparsan sorun yaşamazsın."
Bunların üçü de yüzeysel olarak öğüt verme davranışı gibi görünse de psikolojik ve ilişkisel sonuçları birbirinden oldukça farklıdır.
Özellikle eşler arasındaki sürekli öğüt verme davranışı, zamanla ebeveyn-çocuk ilişkisine benzeyen bir ilişki hiyerarşisi oluşturabilir. Eşlerden biri sürekli öğreten, diğeri sürekli düzeltilmesi gereken kişi konumuna düşebilir.
Bu da duygusal yakınlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir.
Dolayısıyla burada da sorun, eşlerin birbirine nasihat etmesi değil; nasihatin ilişkinin bütün iletişim alanını işgal etmesidir.
Sonuç: Nasihat ve öğüt, insanlık tarihinin eğitim, ahlak, kültür ve manevi gelişim geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Modern psikolojinin özerklik, bireyselliğe yaptığı vurgu, bu kavramları ortadan kaldırmayı değil, onların nasıl uygulanması gerektiğini yeniden düşünmeyi gerektirir.
Bir insanın iyiliğini istemek, ona yol göstermek ve tecrübeyi aktarmak değerlidir. Ancak bunu yaparken onun kişiliğini, iradesini ve karar verme hakkını yok saymak, nasihatin ahlaki amacına da aykırıdır, zaten tesirli de olmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- NASİHAT
- Zalim yönetimlere isyan etmek gerekir mi?
- Din nasihattir sözü hadis midir?
- KOMİSYON, KOMİSYONCU
- İnsanları nasıl deştiririm?
- VAAZ
- Karımla ve çocuklarımla olan iletişimimi nasıl güçlendirebilirim?
- Hayırsız, ahlakı zayıf bir eşle devam etmeli miyim?
- Nasıl biat edilir?
- Çok konuşanlara karşı nasıl bir tutum sergilemeliyiz?