İnsanları nasıl deştiririm?
Değerli kardeşimiz,
İnsanları değiştirmek bizim görevimiz değildir. İnsan, kendisi değişmeyi istemedikçe zorla düzeltilmeye çalışılsa bile bu değişim kalıcı olmayabilir. Çünkü kişi, üzerinde baskı kalktığında yine kendi tercih ettiği davranışlara dönebilir.
Bu sebeple bizim asıl görevimiz, insanı zorla değiştirmeye çalışmak değil, onun değişmeyi istemesine yardımcı olmaktır. İnsan değişmeyi ister, yönelir ve gayret eder; Allah da onun bu iradesini ve gayretini yaratıp değişimini gerçekleştirebilir.
Aslında bu soruyu, “İnsanları değiştirmeye mi aday olacağız, yoksa önce kendimizi düzeltip sonra başkalarına güzel bir şekilde tavsiyede mi bulunacağız?” şeklinde sormak daha uygun olabilir.
İslam’ın bize öğrettiği ölçü, insanları zorla değiştirmek değil; tebliğ etmek, güzelce anlatmak, örnek olmak ve sonucu Allah’a bırakmaktır. Allah Teâlâ Peygamberimize hitaben şöyle buyurur:
“Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğine hidayet verir.” (Kasas, 28/56)
Bu ayet, insanın başka bir insanın kalbini zorla değiştiremeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Peygamber Efendimiz (asm) bile çok sevdiği insanların hidayete ulaşmasını arzu etmiş, fakat onların kalplerine hidayeti kendisi yerleştirememiştir.
Öyleyse bizim görevimiz insanları değiştirmek değil, değişime vesile olmaya çalışmaktır. Biz doğruyu anlatırız, güzel söz söyleriz, yaşayışımızla örnek oluruz ve nasihatte bulunuruz. Fakat kişinin kalbine imanı ve değişme iradesini yerleştiren Allah’tır.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah onların durumunu değiştirmez.” (Rad, 13/11)
Burada da önemli bir ölçü vardır: Değişimin başlangıcında insanın kendi iradesi ve yönelişi bulunur; yaratılması ve gerçekleşmesi ise Allah’ın kudretiyledir.
Mesela sigarayı bırakmak isteyen bir insan düşünelim. Ona nasihat edebilir, zararlarını anlatabilir, bırakması için destek olabiliriz. Fakat onun yerine irade edip sigarayı bırakamayız. Kararı o verecek, gayreti o gösterecek; Allah da dilerse bu değişimi onun hayatında yaratacaktır.
Aynı şekilde namaza başlamasını istediğimiz bir yakınımıza sürekli baskı yapmak yerine, namazın güzelliğini anlatabilir, onu kırmadan teşvik edebilir ve kendi hayatımızla namazın insana kattığı güzelliği gösterebiliriz. Belki bizim bir sözümüz, bir davranışımız veya samimiyetimiz onun kalbinde bir kapı açar. Fakat o kapıdan girmeyi ve hidayete ulaşmayı yaratan Allah’tır.
Bu yüzden Müslümanın tavrı “Seni ben değiştireceğim” değil, “Ben üzerime düşeni yapacağım; seni Allah’a emanet edeceğim” olmalıdır.
Peygamberimizin görevi de insanları zorla değiştirmek değil, tebliğ etmek ve uyarmaktı. Allah şöyle buyurur:
“Sen ancak bir öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.” (Ğaşiye, 88/21-22)
Dolayısıyla önce kendimizi değiştirmeye ve düzeltmeye, ardından güzel bir üslupla başkalarına tavsiyede bulunmaya çalışmalıyız. Çünkü insanlara tesir etmenin en güçlü yollarından biri, söylediğimizi önce kendi hayatımızda göstermektir.
Bizim vazifemiz tebliğ, nasihat, güzel örneklik ve gayrettir. İnsanların değişmesi için onları zorlamak değil, değişme iradelerini desteklemek ve hayra yönelmelerine yardımcı olmaktır. Hidayet ve netice ise Allah’tandır. Biz tohumu eker, sular ve bakımını yaparız; fakat onu yeşerten ve büyüten Allah’tır.
Bu kısa bilgiden sonra detaylara gelince:
İnsanları değiştirmek mi, kendimizi değiştirmek mi?
Hepimizin hayatında değiştirmek istediği insanlar vardır. Çocuğumuzun bazı davranışlarını, eşimizin bazı alışkanlıklarını, arkadaşımızın yanlış gördüğümüz bir yönünü değiştirmek isteriz. İş arkadaşımızın anlayışının, gençlerin davranışlarının, hatta toplumun genel yapısının değişmesini arzu ederiz.
Zaman zaman içimizden şöyle geçiririz:
“İnsanlar biraz değişse, hayat ne kadar güzel olacak!”
Fakat bugün biraz farklı bir soru soralım:
“Acaba değiştirmeye çalıştığımız insanların başında kendimiz geliyor muyuz?”
Çünkü insanın değiştirmekte en çok zorlandığı kişi çoğu zaman kendisidir. Başkasının kusurunu görmek kolaydır; kendi kusurumuzu görmek ise nefsimizin savunmaları sebebiyle daha zordur.
Başkasının öfkesine “Bu insan çok sinirli.” deriz. Kendimiz öfkelendiğimizde ise “Benim de bir sabrım var.” diyebiliriz. Başkasının çok konuşmasına “Laf kalabalığı yapıyor.” derken, kendimiz çok konuştuğumuzda “Ben sadece düşüncemi ifade ediyorum.” diyebiliriz.
Demek ki değişimin ilk sorusu şudur:
“Başkalarını nasıl değiştirebilirim?” değil, “Ben kendimde neyi değiştirmeliyim?”
Değişimin başlangıç noktası nedir?
Kur’an-ı Kerim bize bu konuda çok temel bir ölçü daha verir:
“Şüphesiz Allah, bir kavimdeki insanlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Rad, 13/11)
“Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz zaman, sapan kimse size zarar veremez.” (Maide, 5/105)
Özellikle Mâide suresindeki “عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ” (aleyküm enfüseküm) ifadesi, “kendi nefislerinize bakın, kendinizi gözetleyin” anlamına gelir. Bu açıdan ayet, insanın öncelikle kendi nefsine ve kendi sorumluluğuna yönelmesi gerektiğini öğretmektedir. “Kendinizden başlayın.” ifadesi de ayetin bu yönünü açıklayan güzel bir ifadedir.
Bu ayetler, insanın öncelikle kendi nefsini ve kendi sorumluluğunu dikkate alması gerektiğini gösteren önemli bir ölçüdür.
Dolayısıyla burada çok güzel bir prensip ortaya çıkmaktadır:
“Başkasını düzeltmeye çalışmadan önce kendimizi düzeltmeliyiz.”
Bu, başkalarının yanlışlarına karşı tamamen ilgisiz kalmak veya iyiliği emretmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Nitekim İslam’da iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak da bir sorumluluktur. Fakat insan, başkasının kusuruyla meşgul olurken kendi nefsini ihmal etmemelidir.
Öncelik kendimizi ıslah etmektir.
Çünkü insanın en fazla değiştirebileceği kişi kendisidir. Başkasının iradesini zorla değiştiremeyiz; fakat kendi niyetimizi, davranışımızı, ahlakımızı ve tepkilerimizi değiştirebiliriz.
“Kendimize bakmak, kendi nefsimizi ıslah etmek ve kendi sorumluluğumuzu yerine getirmek...”
Bu ayetler, değişimin başlangıç noktasını göstermesi bakımından son derece önemlidir. Allah Teâlâ önce dışarıdaki insanlardan değil, insanın kendisinden söz ediyor:
“Kendilerinde olanı değiştirmedikçe...”
Demek ki insanın ilk bakması gereken yer dışarısı değil, kendi içidir.
İlk bakacağımız insan komşumuz değil, kendimiziz.
İlk bakacağımız insan eşimiz değil, kendimiziz.
İlk bakacağımız insan çocuğumuz değil, kendimiziz.
İlk bakacağımız insan toplum değil, kendimiziz.
Elbette bu, başkalarının yanlışlarını görmezden gelmek veya iyiliği emretmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Ancak başkasını düzeltmeye çalışırken kendi nefsimizi ihmal etmek, önemli bir yanılgıdır.
Kendimizi değiştirmek neden zor?
Çünkü insan başkasını dışarıdan, kendisini ise içeriden görür.
Başkasının hatası bize açıkça görünür. Kendi hatamız ise niyetlerimiz, mazeretlerimiz ve şartlarımızla birlikte görünür.
Bu yüzden insanın kendisini değiştirmesi sadece bilgi meselesi değildir.
Bir insan sabrın önemini anlatabilir; fakat asıl mesele sabırlı olmaktır.
Güzel ahlak hakkında konuşabilir; fakat asıl mesele kendisine haksızlık edildiğinde güzel ahlak gösterebilmektir.
Tevazuyu anlatabilir; fakat asıl mesele eleştirildiğinde bunu kabullenebilmektir.
Affetmeyi anlatabilir; fakat asıl mesele kendisini kıran bir insanı affedebilmektir.
İşte gerçek değişim, bildiğimizi hayatımıza geçirebildiğimiz zaman başlar.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir gazaba sebep olur.” (Saff, 61/2-3)
Burada söz ile davranış arasındaki uyuma dikkat çekilmektedir.
Çocuğumuza “Telefonla çok oynama.” diyoruz; fakat çocuk bizi sürekli telefon başında görüyorsa, sözümüzün tesiri ne kadar olacaktır?
“Kitap okuyun.” diyoruz; fakat evde kitap okuyan kimse yoksa?
“İnsanlara saygılı olun.” diyoruz; fakat çocuğun yanında insanları küçümsüyorsak?
“Yalan söylemeyin.” diyoruz; fakat işimize geldiğinde gerçeği çarpıtıyorsak?
Çocuk çoğu zaman bizim söylediğimizden çok, yaptığımızı öğrenir.
Bu yüzden değişimin en güçlü yollarından biri, anlatılan güzelliği önce kendi hayatımızda göstermektir.
Peygamber Efendimizin hayatı: Söz ve hâl bütünlüğü
Peygamber Efendimiz (asm), insanlara sadece güzel ahlakı anlatmamış, güzel ahlakı bizzat yaşamıştır.
Merhametten söz etmekle kalmamış, merhamet etmiştir.
Affetmeyi anlatmakla kalmamış, affetmiştir.
Sabırdan söz etmekle kalmamış, sabretmiştir.
Adaleti anlatmakla kalmamış, adalet etmiştir.
Bu sebeple onun hayatı, sözlerinin en güçlü açıklaması olmuştur.
Nitekim Peygamber Efendimiz (asm):
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur. (Muvatta, Husnü'l Halk, 8)
Demek ki İslam'ın hedeflerinden biri yalnızca bilgili insanlar yetiştirmek değil, bilgiyi güzel ahlaka dönüştüren insanlar yetiştirmektir.
“Ben onu değiştireceğim” düşüncesi
Bazen ilişkilerimizde kendimize farkında olmadan şöyle bir görev yükleriz:
“Ben bu insanı değiştireceğim.”
İyi niyetle söylenmiş olsa bile bu düşünce zamanla bizi yorabilir. Çünkü karşımızdaki insanın iradesini kontrol edemeyiz.
Bir insanı zorla sabırlı yapamayız.
Zorla merhametli yapamayız.
Zorla anlayışlı yapamayız.
Zorla imanlı yapamayız.
Bizim görevimiz doğruyu göstermek, güzel örnek olmak, uygun bir şekilde nasihat etmek ve dua etmektir. Fakat kalpleri değiştirmek bizim elimizde değildir.
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ Peygamber Efendimize (asm) şöyle buyurur:
“Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas, 28/56)
Bu ayet bize önemli bir denge öğretir: Biz tesir etmeye çalışırız; fakat neticeyi kendi gücümüzün sonucu olarak görmeyiz.
Öyleyse hiç nasihat etmeyecek miyiz?
Elbette hayır.
“Önce kendimi düzelteyim, başkasına hiçbir şey söylemeyeyim.” demek de doğru değildir.
İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak dinimizin önemli vazifelerindendir.
Ancak nasihat ederken kendimizi karşımızdakinin hâkimi değil, kardeşi olarak görmeliyiz.
“Sen yanlışsın, ben doğruyum.” demek yerine: “Bu konuda birlikte daha iyi olabilir miyiz?” diyebilmek gerekir.
“Sen neden böylesin?” demek yerine: “Bunu beraber nasıl düzeltebiliriz?” diyebilmek gerekir.
Çünkü nasihatin içine üstünlük duygusu girdiğinde, nasihat tesirini kaybedebilir.
İnsanlara doğruyu anlatacağız; fakat önce kendi nefsimizi muhatap alacağız.
Bediüzzaman'ın nefis terbiyesi açısından mesele
Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinde insanın öncelikle kendi nefsini ıslah etmesi gerektiği üzerinde güçlü bir vurgu vardır.
Risale-i Nur'un terbiyesinde dikkat çeken hususlardan biri, insanın önce kendi nefsine bakmasıdır.
Çünkü dışarıdaki kusurlarla mücadele etmek kolaydır. Asıl mücadele insanın kendi içindedir.
Nefisle mücadele ise hayat boyunca devam eder.
Bu nedenle bir insan başkasının hatasını gördüğünde hemen:
“Bak, sen bunu yanlış yapıyorsun.” demeden önce kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Acaba bunun başka bir şekli bende de var mı?”
Bu soru insanı başkasını suçlamaktan kendi nefsini muhasebe etmeye yöneltir.
Ayna misali
Aynaya baktığımızda yüzümüzde bir leke görsek ne yaparız?
Aynayı temizlemeye çalışmayız; yüzümüzü temizleriz.
Fakat sosyal hayatta bazen bunun tam tersini yapıyoruz.
Kendimizde görmek istemediğimiz bazı kusurları değiştirmek yerine, o kusurları bize gösteren insanları değiştirmeye çalışıyoruz.
Eşimizi ayna yapıyoruz.
Çocuğumuzu ayna yapıyoruz.
Arkadaşımızı ayna yapıyoruz.
Toplumu ayna yapıyoruz.
Ve sürekli: “Sorun onlarda.” diyoruz.
Oysa bazen hayatımıza giren insanlar bize kendimizi gösteren birer ayna olabilir.
Başkalarının bizi dinlemesini istiyoruz. Peki biz ne kadar dinliyoruz?
Saygı bekliyoruz. Peki biz ne kadar saygı gösteriyoruz?
Anlayış bekliyoruz. Peki biz ne kadar anlayışlıyız?
Affedilmek istiyoruz. Peki biz ne kadar affediciyiz?
İşte gerçek muhasebe burada başlar.
“Benim hiç mi kusurum yok?”
Kendimize zaman zaman şu soruyu sormalıyız:
“Benimle yaşayan insanların benden dolayı yaşadığı bir zorluk var mı?”
Bu kolay bir soru değildir.
Çünkü çoğu zaman: “Benim niyetim iyiydi.” deriz.
Fakat ilişkilerde sadece niyet değil, davranışın karşı tarafta meydana getirdiği sonuç da önemlidir.
İyi niyetle konuşmuş olabiliriz; fakat üslubumuzla bir insanı kırmış olabiliriz.
Haklı olabiliriz; fakat haklılığımızı ifade ederken yanlış bir yöntem kullanmış olabiliriz.
Doğruyu söylemiş olabiliriz; fakat doğruyu yanlış zamanda veya yanlış şekilde söylemiş olabiliriz.
Bu nedenle sadece: “Ben haklı mıyım?” diye sormak yetmez.
Şunu da sormalıyız: “Benim haklılığım, karşımdaki insanın kalbini kırmamı gerektiriyor mu?”
Ailede değişim
Özellikle anne-babalar için bu mesele çok önemlidir.
Çocuğumuzun davranışlarından şikâyet ederiz:
“Ders çalışmıyor.”
“Telefonu bırakmıyor.”
“Bizi dinlemiyor.”
“Çok sinirli.”
“Saygısız davranıyor.”
Burada hemen çocuğu değiştirmeye çalışırız.
Fakat bazen bir adım geriye çekilip evdeki atmosfere de bakmak gerekir.
Çocuk hata yaptığında hemen bağırılıyor mu?
Anne-baba birbirleriyle nasıl konuşuyor?
Çocuk dinleniyor mu?
Çocuğun fikrine değer veriliyor mu?
Anne-baba kendi söylediklerini uyguluyor mu?
Çünkü çocuk sadece nasihati değil, evin atmosferini de öğrenir.
Bu sebeple ailede değişimin en güçlü yollarından biri bazen çocuğa: “Sen değiş.” demek değil, anne-babanın kendi davranışında küçük bir değişiklik yapmasıdır.
Kendimizi değiştirmek bencillik değildir
“Kendimizi değiştirelim.” demek: “Başkalarını boş verelim.” demek değildir.
Tam tersine, insanın kendisini düzeltmesi çevresine karşı sorumluluğunun bir parçasıdır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.” (Tahrim, 66/6)
Burada sorumluluğun önce kişinin kendisinden başladığını görüyoruz.
Kendimizi ıslah etmek ailemizi ihmal etmek değildir. Ailemizi düzeltmeye çalışırken kendimizi unutmak da doğru değildir.
Öyleyse değişimin halkalarını şöyle düşünebiliriz:
“Kendim, ailem, çevrem , toplum.”
Peki insan kendisini nasıl değiştirebilir?
Kendimizi değiştirmek için dört temel adım üzerinde durabiliriz.
Birincisi: Fark etmek.
İnsan fark etmediği şeyi değiştiremez.
“Neye kızıyorum?”
“Ne zaman kırılıyorum?”
“Hangi sözler beni öfkelendiriyor?”
“Hangi konuda eleştiri kabul etmiyorum?”
“Kendimi hangi durumlarda üstün görüyorum?”
İnsan önce kendisini tanımaya başlamalıdır.
İkincisi: Kabul etmek.
Kusuru görmek yetmez; kabul etmek gerekir.
“Evet, burada benim de bir problemim var.” diyebilmek büyük bir adımdır.
Nefis ise çoğu zaman:
“Benim problemim yok.”
“Beni onlar kızdırdı.”
“Ben böyle olmak zorundayım.”
“Benim karakterim bu.” der.
Oysa:
“Bu benim değişmez karakterim değil; değiştirebileceğim bir davranışım.” diyebilmek insanı değişime açar.
Üçüncüsü: Küçük bir değişiklik yapmak.
Bir anda mükemmel insan olmaya çalışmak yerine, bugün bir davranışımızı değiştirmeye çalışabiliriz.
Daha az konuşmak.
Daha çok dinlemek.
Öfkelendiğimizde hemen cevap vermemek.
Çocuğumuz konuşurken telefonu bırakmak.
Eşimize teşekkür etmeyi ihmal etmemek.
Bir insanın kusurunu başkasına anlatmamak.
Küçük değişiklikler zamanla büyük sonuçlar doğurabilir.
Dördüncüsü: Devamlılık.
Değişim bir günlük karar değildir.
İnsan: “Artık hiç öfkelenmeyeceğim.” diyerek bir gecede sabırlı olmaz.
Fakat: “Öfkelendiğim zaman kendimi biraz daha erken fark edeceğim.” diyebilir.
İlk gün on saniye susar.
Sonra bir dakika.
Zamanla insan fark eder ki, eskiden hemen cevap verdiği yerde artık biraz düşünüyor.
İşte gerçek değişim budur.
Başkasını değiştirmek yerine tesir etmek
Burada önemli bir ayrım vardır:
Başkasını değiştirmek ile başkasına tesir etmek aynı şey değildir.
Biz insanları zorlayarak değiştiremeyiz. Fakat güzel ahlakımızla, doğru sözümüzle, sabrımızla ve güzel örnekliğimizle onlara tesir edebiliriz.
Bazen bir insanı değiştirmek için söylediğimiz yüzlerce sözün yapamadığını, kendi hâlimizle göstermek başarabilir.
Çünkü insanın hayatındaki en güçlü nasihatlerden biri, karşısındaki insanın yaşadığı güzel örnektir.
Toplum değişsin istiyorsak
Hepimiz toplumdan şikâyet edebiliyoruz:
“İnsanlar artık birbirine saygı göstermiyor.”
“Kimse kimseyi dinlemiyor.”
“Komşuluk kalmadı.”
“İnsanlar çok bencil.”
Peki biz ne yapıyoruz?
Komşumuzla karşılaştığımızda selam veriyor muyuz?
Bir yaşlının yükünü taşımaya yardım ediyor muyuz?
Bir insan hata yaptığında onu küçük düşürmeden yardımcı oluyor muyuz?
Tartışmada haklı olduğumuz hâlde üslubumuzu koruyabiliyor muyuz?
Çünkü toplum soyut bir varlık değildir.
Toplum, fertlerden meydana gelir.
Dolayısıyla toplumun değişmesini istiyorsak, toplumu oluşturan fertlerden biri olarak kendimizden başlamalıyız.
Haklı çıkmak mı, meseleyi çözmek mi?
Bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Benim için haklı çıkmak mı daha önemli, yoksa meseleyi çözmek mi?”
Bazı tartışmalarda gerçekten haklı olabiliriz. Fakat haklı olduğumuzu ispat etmeye çalışırken ilişkiyi kaybedebiliriz.
Bir kardeşimiz hata yaptıysa, hatasını hemen yüzüne vurmak yerine önce kalbini kazanmak gerekebilir.
Belki aynı meseleyi farklı bir zamanda söylesek daha fazla tesir edecektir.
Güzel ahlak sadece ne söyleyeceğimizi değil, ne zaman, nasıl ve hangi niyetle söyleyeceğimizi de öğretir.
Değişimin en büyük düşmanı: Başkasını suçlamak
İnsan sürekli suçlu ararsa kendisini geliştirmesi zorlaşır.
“Eşim yüzünden.”
“Çocuklar yüzünden.”
“Patron yüzünden.”
“Toplum yüzünden.”
“İnsanlar bozuldu.”
Bütün bunların içinde belli ölçülerde gerçeklik bulunabilir. Fakat yine de şu soruyu sormamız gerekir:
“Bütün bunların içinde benim değiştirebileceğim bir şey var mı?”
Belki patronumuzu değiştiremeyiz; ama ona verdiğimiz tepkiyi değiştirebiliriz.
Belki çocuğumuzun bütün davranışlarını değiştiremeyiz; ama onunla iletişim biçimimizi değiştirebiliriz.
Belki eşimizi değiştiremeyiz; ama onu dinleme şeklimizi değiştirebiliriz.
Belki toplumu bir anda değiştiremeyiz; ama bulunduğumuz ortamda güzel ahlakın bir temsilcisi olabiliriz.
Günlük muhasebe
Bu akşam eve gittiğimizde kendimize beş dakika ayırıp şu soruları sorabiliriz:
“Bugün kimi kırdım?”
“Bugün kime karşı sabırsız davrandım?”
“Bugün hangi konuda nefsime yenildim?”
“Bugün hangi güzel davranışı yapabilirdim ama yapmadım?”
“Yarın sadece bir şeyi daha iyi yapacak olsam, bu ne olurdu?”
Bu muhasebenin amacı kendimizi suçlamak veya ümitsizliğe düşürmek değildir.
Amaç, kendimizi daha iyi hâle getirmektir.
Muhasebe insanı ezmek için değil, ıslah etmek için yapılmalıdır.
Değişimin üç halkası
Bütün anlattıklarımızı üç kelimeyle özetleyebiliriz:
Fark et. Kendindeki problemi gör.
Islah et. Gördüğün problemi düzeltmeye çalış.
Temsil et. Düzelttiğin güzelliği hayatınla göster.
Yani: “Fark et, ıslah et, temsil et.”
İnsan önce kendisini düzeltir. Sonra çevresine nasihat etmekten daha güçlü bir şey yapar: Örnek olur.
Ya karşımızdaki hiç değişmiyorsa?
Bazen bütün gayretimize rağmen karşımızdaki insan değişmeyebilir.
İşte burada sabır devreye girer.
Bizim vazifemiz, sonuçtan önce kendi istikametimizi korumaktır.
İyilik yaptık ve hemen karşılığını görmedik.
Devam ederiz.
Güzel konuştuk ve karşılık alamadık.
Devam ederiz.
Çocuğumuza güzel örnek olduk fakat sonuç hemen ortaya çıkmadı.
Devam ederiz.
Çünkü eğitim ve terbiye bir tohum gibidir. Tohumu bugün ekeriz; meyvesini hemen beklemeyiz.
Bazı güzel davranışların meyvesi yıllar sonra ortaya çıkar. Bazen de bizim görmediğimiz yerde meyve verir.
Sonuç: Kendimizden başlayalım
Baştaki soruya tekrar dönelim:
“İnsanları değiştirmek mi, kendimizi değiştirmek mi?”
Aslında ikisi birbirinin alternatifi değildir.
İnsanlara iyiliği anlatacağız.
Hataları gördüğümüzde uygun bir dille uyaracağız.
Çocuklarımızı yetiştireceğiz.
Ailemize rehberlik edeceğiz.
Toplumun ıslahı için gayret edeceğiz.
Fakat bütün bunların başlangıç noktası kendi nefsimizi ıslah etmektir.
Çünkü insanın çevresine verebileceği en güçlü mesajlardan biri kendi hayatıdır.
Bir baba çocuğuna sabrı anlattığında güzel bir şey yapar. Fakat çocuğunun karşısında sabrettiğinde daha güçlü bir ders verir.
Bir anne dürüstlüğü anlattığında güzeldir. Fakat zor durumda bile doğruyu söylediğinde çocuğuna dürüstlüğü yaşatarak öğretir.
Bir öğretmen ahlakı anlattığında güzeldir. Fakat öğrencisine merhametle davrandığında ahlakı göstermiş olur.
Bir Müslüman güzel ahlakı anlattığında güzeldir. Fakat ailesine, komşusuna, arkadaşına ve çevresindeki insanlara güzel ahlakla davrandığında İslam'ın güzelliğini hayatıyla göstermiş olur.
Öyleyse bugün kendimize çok büyük bir hedef koymayalım.
“Bütün toplumu değiştireceğim.” demeyelim.
“Bütün insanları düzelteceğim.” demeyelim.
Bunun yerine: “Yarın bugünkünden biraz daha güzel bir insan olacağım.” diyelim.
Bugün öfkeleniyorsam, yarın öfkemi biraz daha kontrol edeceğim.
Bugün çok konuşuyorsam, yarın biraz daha dinleyeceğim.
Bugün çabuk kırılıyorsam, yarın biraz daha anlayışlı olacağım.
Bugün insanları eleştiriyorsam, yarın önce kendimi muhasebe edeceğim.
Bugün nasihat ediyorsam, yarın söylediğim şeyi önce yaşamaya çalışacağım.
Ve belki bir müddet sonra fark edeceğiz:
Biz değiştikçe çevremiz de değişmeye başlamış.
Çünkü insanın hâli çevresine tesir eder.
Bir evde bir insan sabrı artırırsa, evin havası değişir.
Bir ailede bir insan affetmeyi artırırsa, ilişkiler değişebilir.
Bir iş yerinde bir insan güzel ahlakı temsil ederse, ortam değişebilir.
Bir mahallede insanlar birbirine iyilik etmeye başlarsa, mahalle değişebilir.
Bir toplumda fertler kendi nefislerini ıslah etmeye başlarsa, toplum da değişebilir.
Belki de asıl mesele budur:
Dünyayı değiştirmeye çalışırken kendimizi unutmayalım.
Çünkü bazen değiştirmemiz gereken ilk insan, aynada gördüğümüz insandır.
Rabbim bizlere önce kendi nefsimizi ıslah etmeyi, sonra ailemize, çevremize ve bütün insanlara güzel bir örnek olmayı nasip etsin.
Sözümüzü hâlimizle doğrulamayı, bildiğimizle amel etmeyi, kusurumuzu görmeyi, nefsimizi hesaba çekmeyi, başkasının kusuruna merhametle yaklaşmayı ve güzel ahlakı hayatımızın merkezine almayı bizlere nasip etsin.
Amin.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- İnsanları nasıl deştiririm?
- Üslubu kırıcı insanlara ne yapayım?
- Nebevi-ilahi ahlak için neler yapmam lazım?
- İnanmaya Direnen Birinin Son Soruları
- Aile içi huzursuzluk ve geçimsizliğin çözümü için, karı ve kocaya düşen yükümlülükler nelerdir?
- Eşimi olduğu gibi mi kabul etmeliyim, düzeltmeye çalışmalı mıyım?
- Çekingenliğimi nasıl yenebilirim?
- Kâinattaki varlıkların devamlı değiştirilmesinin hikmeti nedir?
- Bakara Suresi 256. ayetin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- “Çevrenizi imar edin” anlamında bir ayet var mı?