Namazda salli barik okumak şirk mi?

Tarih: 22.11.2023 - 10:18 | Güncelleme:

Soru Detayı

1. Namazda salli barik okumak şirk mi?
Allah namaz beni zikretmektir buyurmuş. Bu nedenle namazda Peygamberimize salavat getirmenin şirk olduğunu söyleyen var. Namazda yapılan en büyük hatalardan birisi, namaza Allah'tan başkasını katmaktır. Bu gerek peygamber olsun gerek sahabe olsun fark etmez. Namaz, yalnız ve yalnız Allah içindir. Bu tarz yaklaşımlar şirk tehlikesi barındırmaktadır, şeklinde bir iddia var.
Bu doğru mu, değilse neden? 
2. Peygamber kendisinin övülmesini mi istemiş?
Peygamber namazda salavat getirilmesini istemiş, bu durum onu övmek anlamına gelmez mi? Peygamberin, kendinin övülmesini istemesi etik mi? 
3. Namazda Peygambere selam vermek şirk mi?
Namaz kılarken ayakta yalnız sana ibadet ederiz denildiği halde, otururken ey peygamber sana selam olsun demek şirktir. Madem sadece Allah’a ibadet edilir ve madem namaz sadece Allah için zikirdir, o zaman namazda neden Peygambere selam verilir? Bu yanlış değil mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1. Namazda Salli Barik Duasını Okumak

Namazda salli barik duasını okumak, Allah’ın rahmetini istemektir ve duadır, namazda dua etmek namazın ruhuna uygundur. Zaten namaz salattır, yani baştan sona duadır. Ayrıca Salavat getirmemizi isteyen Allah’tır. (bk. Ahzab, 33/56) Allah’ın ermine uymak ise ibadettir. Namazda salavat okumaya şirk diyenler hem Allah’a hem Peygamberimize (asm) hem de bunu okuyan müminlere iftira atmış olur.

Namazın son teşehhüdünde birkaç farklı dua vardır:

a) Başında Allah’a hitaben Tahiyyat ile başlayan bir bölüm vardır. Efendimiz (asm) Miraçta huzura çıkınca selam yerine bu Tahiyyat duasıyla Rabbine tesbih, tahmid ve tazimde bulunmuştur. 

b) Bundan sonraki bölümde namaz kılmakta olan kimselerin Hz. Peygamber (asm) Efendimize, kendilerine ve Allah’ın salih / iyi kullarına selam verme duası gelir.

c) Bundan sonra ise, Allah’ın varlığı ve birliğini ikrar, onun elçisi Hz. Muhammed’in (asm) hak peygamber olduğunu tasdik etmek demek olan ve İslam dininin temel esası ve bu dine girmenin temel şartı olan kelime-i şehadet gelir.

Bu kelimeyle namaz kılmakta olan kişi şehadetini ve biatini tekrarla pekiştirmiş olur. 

2. Peygamber Kendisinin Övülmesini mi İstemiş?

a) Namazda kelime-i şehadetten sonraki bölümde ise, “salavat” unvanıyla meşhur olan “salli-barik” duası gelir.

Salavat / salat kelimesi dua etmek ve rahmet dilemek manasına gelir. Buna göre, namaz kılmakta olan kimse, namazın sonunda Hz. Peygambere (asm) salavat duasıyla Allah’ın kendisine rahmet etmesini, kendisini mübarek / bereketli kılmasını istemiş olmaktadır. 

b) Burada “şirk” denilen virüsün zerresi yoktur. Eğer “Allah’tan Hz. Muhammed’e (asm) salavat / rahmet ve bereket ve tayyibeleri / en güzel, en temiz şeyler istemek” şirk ise, biz günde birbirimize karşı “Allah razı olsun, Allah sana rahmet etsin, Allah rızkına bereket versin” gibi ifadelerle onlarca defa şirk koşmuş oluruz. 

c) Özetle söylemek gerekirse, Teşehhüd / Tahiyyatta Hz. Peygambere (asm) yapılmış bir övgünün kırıntısı bile yoktur. Aksine onun da diğer insanlar gibi Allah’ın rahmetine, yardımına, muhtaç bir kul olduğuna vurgu yapılmıştır.

Ayrıca, burada Hz. Muhammed’e (asm) övgüye dair bir tek kelime yoktur, rahmet ve bereket duası vardır.

d) Bununla beraber, Hz. Muhammed’i (asm) Allah bizzat kendisi övmüştür. Allah’ın övgüsüne şirk diyenin bir an önce tövbe ederek manen tedavi olmasında zaruret vardır.  (Resulüm!) Şüphesiz sen çok büyük / yüksek bir ahlak üzerindesin.” (Kalem, 68/4) mealindeki ayet bunun açık delilidir.

“Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107)

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.” (Al-i İmran, 3/159)

“Sen içlerinde oldukça Allah onlara azap etmez, tövbe edip dururken de Allah onlara yine azap etmeyecektir.” (Enfal, 8/33)

“Onlardan peygamberi inciten ve 'O her söylenene kulak veriyor.' diyenler var. De ki: “O sizin için hayırlı olana kulak veriyor; Allah’a inanıp müminlere güveniyor. Ve o içinizden iman edenler için bir rahmettir. Allah’ın resulünü incitenler için elem verici bir azap vardır.' ” (Tevbe, 9/61)

e) Kaldı ki Hz. Peygambere (asm) salavat getirmek Allah’ın emridir:

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona tam bir teslimiyetle salat ve selam edin!" (Ahzab, 33/56)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir. Bu emrin sünnet mi farz mı olduğunda âlimlerin farklı tarz-ı telakkileri olmuştur. Mesela:

Hanefi Mezhebine göre namazda son teşehhüdü okumak vaciptir. (Bedaiu’s-sanayi’ 1/163)

Maliki mezhebine göre göre, ilk ve son teşehhüdlerin ikisi de sünnettir. (ed-Dessuki,1/243)

Şafii ve Hanbeli mezhebine göre rükündür / farzdır. (Muğni’i-Muhtac, 1/377; Zerkeşi, Şerhu Muhtesari’l-Hareki, 1/586)

Son teşehhüdde Peygamberimize (asm) salavat getirmek mezheplere göre farklıdır:

Hanefi ve Maliki mezhebine göre sünnettir. Şafii ve Hanbeli mezhebine göre ise, vacip / farzdır. (bk. V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslami,2/906)

3. Namazda Peygambere Selam Vermek Şirk mi?

Selam vermek “Allah’ın selamı üzerine olsun” manasına gelir.

- Bir şey şirk ise, namazın içinde de dışında da şirk olması gerekir. Örneğin, bir kimse namazın içinde bir adama niyet ederek secde ettiği zaman bu bir şirk olduğu gibi, aynı şeyi namazın dışında da yapsa yine şirktir.

Buna göre, eğer Hz. Peygambere (asm) namaz içinde selam vermek şirk ise, namazın dışında da şirk olması gerekir. Bu takdirde ayet ve hadislerde teşvik edilen ve Müslümanların kendi aralarında günde onlarca defa tekrar edilen selam vermenin hepsinin şirk olması gerekir.

- Hz. Peygamber (asm) halkın / mevcudatın elçisi olarak kulluk görevini yaparken özellikle namaz kılarken Allah’ın huzuruna vardığı zaman, en çok rahmet manasındaki salata muhtaç olduğu gibi, Allah’ın elçisi olarak emir ve yasakları tebliğ vazifesini yerine getirirken Hak’tan halka geldiği zaman, özellikle insanlardan ve cinlerden selamette kalması için en çok ihtiyaç duyduğu dua selamdır. 

Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili beyanı şöyledir:

O Zat-ı Ahmediye (asm) ubudiyeti cihetiyle -halktan Hakk'a teveccühü hasebiyle- rahmet manasındaki salâtı ister. Risaleti cihetiyle -Hak'tan halka elçiliği haysiyetiyle- selâm ister. Nasıl ki cinn ve ins adedince selâma layık ve cinn ve ins adedince umumî tecdid-i biatı takdim ediyoruz. Öyle de semavat ehli adedince, hazine-i rahmetten herbirinin namına bir salâta layıktır. (Lem'alar, s. 271-272)

“Size selam verildiğinde ya aynısıyla yahut daha güzeliyle o selamı alın. Zira Allah her şeyin hesabını tutmaktadır.” (Nisa, 4/86) mealindeki ayette bu husus seslendirilmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm) başta olmak üzere, sahabe, tabiin ve daha sonra gelen milyonlarca İslam âlimi, evliya, asfiya ve diğer müminler yaklaşık 15 asırdan beri bizim şu anda okuduğumuz gibi, teşehhüdü, salavatı ve duaları bile bildikleri kadar okumuşlar ve âlimlerimiz kitaplarında yazmışlardır. 

Bu milyonlarca uzman kimselerin bu inançları, uygulamaları ve meseleyi yazıya geçirip bize kadar intikal ettirmeleri bir hakikat, bir vakıa olarak ortada dururken, iki buçuk cahil cühelanın sözünü tercih etmek sofistlerin safına intikal etmek anlamına gelir.

Başta Kütüb-i Sitte olarak pek çok sahih hadis rivayetlerinde bu konuyu anladığımız şekilde tasdik eden yüzlerce ilim adamı vardır.

Konuyla ilgili hadisleri görmek isteyenler ilgili hadis kaynaklarına ve hak mezheplerin fıkıh kitaplarının ilgili yerlerine müracaat edebilirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun