Müslümanın çok fazla inceleyip düşünmesinin zararına olacağı hakkında bir hadis var mıydı? Her türlü ihtimali hesaplama çabasında olmak, insanının zararına mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Müslüman’ın çok fazla inceleyip düşünmesinin zararına olacağı” hakkında bir hadise rastlayamadık.

Ancak, “Sözde ve işte ince eleyip sık dokuyan, haddi aşan kimseler helâk oldular.” (Rasûlullah bu sözü üç defa tekrarladı.) (bk. Müslim, İlim 7; Ebû Dâvud, Sünnet 5); “Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekiler, dinde aşırı gittiklerinden ötürü helâk oldular.” (Dârimî, Siyer 45; Ahmed bin Hanbel, 4/127, 5/318, 330) anlamında hadisler vardır.

Hadisler, sözlerinde ve işlerinde haddi aşan, ileri giden ve taşkınlık yapan kimselerin bu dünyada sıkıntıdan kurtulamayacaklarını, âhirette de cezayı hak edeceklerini göstermektedir.

İlk hadiste kullanılan "mütenattiûn" tabirinin anlamı oldukça kapsamlıdır:

-    Ağzına ve aklına gelen her şeyi önünü ardını, ilerisini gerisini düşünmeden ve sorumluluk hissetmeden konuşan insanlar, dillerinin cezasını hem dünyada hem de âhirette çekeceklerdir.

-    Kendilerini ilgilendirmeyen konulara girenler, akıllarının ermediği meselelere dalanlar, bilmedikleri konularda söz söyleyenler başkaları karşısında gülünç duruma düşerler.

-    İnsanlara karşı büyüklük taslamak için ağızlarını doldurarak konuşan, lügat paralamaya kalkan, dinleyenlerin anlayamayacağı sözler veya anlaşılmayan yabancı kelime ve terimlerle konuşanlar, güzel konuşuyor dedirtmek için çalışanlar da bu hadisin kapsamına girerler.

-    Tabiî konuşma şeklini ve seyrini değiştirerek, boğazını ve gırtlağını zorlamak suretiyle  sesine başka şekiller ve tonlar vermeye çalışanlar ve bütün bunları insanlara karşı gösteri maksadıyla yapanlar da hoş görülmez, kınanırlar.

-    Sadece sözde ve konuşmada değil, her türlü hareket ve davranışta haddi aşmak ve taşkınlık yapmak dinimizde hoş karşılanmamıştır. İslâm, her işte itidali korumayı, ifrat ve tefritten sakınmayı tavsiye eder ve insana dengeli bir hayat sürmenin yollarını, prensiplerini öğretir.

Dinde takva esastır. Takva ise, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmekten ibrettir. Bu emir ve yasaklara riayet etmek için titiz davranmak, sık dokumak, çok dikkatli olmak gerekir.

“Haram da bellidir, helal da bellidir. Ancak bu ikisi arasında çok işler / şeyler var ki insanların çoğu onları bilmez.”(Buharî, İman, 39)

mealindeki hadis-i şerifte, insanların harama girme tehlikesinin olduğuna dikkat çekilmiş ve Müslümanların bu konuda dikkatli ve titiz davranmalarının gereğine işaret edilmiştir.

“Şüpheli şeyleri bırak, şüphesiz olana bak.”(Tirmizî, Kıyame, 60)

mealindeki hadis-i şerifte de müminin çok titiz, kılı kırk yaran bir şahsiyete sahip olmasının gereğine işaret edilmektedir.

Kur’an’ın pek çok ayetinde “Neden aklınızı kullanmıyorsunuz? Hiç düşünmüyorlar mı?” anlamına gelen ifadelerle insanları düşünmeye, tefekkür etmeye çağırmaktadır. Bir misal olarak şu ayete bakılabilir:

“Peki bu inkârcılar biraz olsun dünyayı gezip dolaşmazlar mı ki, hiç değilse bu sayede düşünüp duygulanacak gönüllere, gerçeğin sesini işitecek kulaklara sahip olsunlar. Ne var ki onlarda kör olan gözler değil, asıl kör olan sinelerindeki gönüller!”(Hac, 22/46).

Bu ayette ilk hitap inkârcılara olsa da, bundan müminlerin de alacağı derslerin olduğunda şüphe yoktur. 

“Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaması, onun imanının güzelliğini, derinliğini gösterir.”(Tirmizî, Zühd, 11)

mealindeki hadisten de “yararlı olan işlerle -fikir ve amel bazında- meşgul olmanın gereğini" anlamalıyız. Fikrî jimnastik yaparken bile manevî açıdan faydacı davranmalıyız.

“Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.”(Aclûnî, 1/310)

mealindeki hadisin verdiği mesajın boyutunu iyi tefekkür etmeliyiz.

İşin müspet yönünü açıkladıktan sonra şimdi de, soruda yer alan “Müslüman’ın çok fazla inceleyip düşünmesi, kendi zararına olacağı...” şeklindeki düşüncenin boyutuna bakabiliriz. Bu nokta, takva sınırını aşmak, vehim ve vesveselerle işi kendine zorlaştırmak, lüzumsuz yere -güya takva adına- işin kolayı dururken kendine zorlaştırarak başına iş açmak manasına gelir. Nitekim, Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.m) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki bu dîn kolaydır. Hiçbir kimse yoktur ki, bu dîn hususunda (amellerim eksiksiz, daha mükemmel olsun diye) kendini zorlasın da dîn ona galebe etmesin. Öyle olunca itidalli gidin. (Eğer en kâmili yapamazsanız, ona) yaklaşın, (az olsa da devamlı amel ve ibâdetten dolayı) sevinin; sabah, akşam ve gecenin bir cüz'ünde (ibâdete muvaffak eylemesi için Allah'tan) yardım isteyin.”(Buharî, iman,29).

İbn Hacer, bu hadisin açıklamasında, şu bilgilere yer vermiştir: “Ruhsatın verildiği yerlerde ille de azimete uyarım diye kendine zorluk çektiren kimsenin durumu böyledir. Örneğin, bir kimse, nafile cinsinden fazlaca ibadet yapan ve bu sebeple farzları gereği gibi yerine getiremeyen kimsenin durumu böyledir. Keza, sabah namazını tehlikeye sokacak kadar gece namazını uzatıp uykusuz kalmak da böyledir. Yine, din açısından teyemmüm etmesi caiz olan bir kimsenin bunu yapmayıp su ile abdest alması, bazen zarar vermeye sebep olabilir.(Fethu’l-Bârî, ilgili hadisin şerhi).

İmam Gazalî’nin, böyle yersiz ve zararlı vesveseler için verdiği misallerden biri şöyledir: “Anlatıldığına göre muttakî bir zat, adamın birinden bir şey satın alır. Ancak daha sonra onun o şeyi cuma günü satın aldığını işitince, ‘Belki bunu cuma ezanı okunduğu zaman satın almıştır' korkusuyla aldığı şeyi geri verir.

Böyle yapmak, mübalağanın son haddidir; çünkü adam malı, bir şekten / şüpheden ötürü geri veriyor... Takva güzeldir; bu husustaki mübalağa ise, daha güzeldir. Fakat bütün bunlara rağmen bunun da bir sınırı olmalıdır.

Bu bakımdan bu mübalağaların benzerlerinden sakınmalıdır; zira bu mübalağalar sahibine zarar vermese bile, başkalarına böyle yapmanın mühim bir şey olduğu vehmini vermektedir. Sonra o başkaları da bundan daha kolay olanı bile yapmaya çekinir. Böylece takvanın esası terkedilmiş olur. Zamanımızda birçok kimsenin dayanağı budur.”(İhya, 2/111).

Gazalî’ye göre, bu tür yersiz vehimlerle güya takva gösterenler,

“De ki: “İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Halbuki kendilerinin güzel işler yaptıklarını sanırlar.”(Kehf, 18/103-104)

mealindeki ayetin tehdidine maruz kalabilirler(İhya, 2/112).

İlave bilgi için tıklayınız:

Dinde aşırı gitmemek, ibadetlerde ölçülü olmak...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
BENZER SORULAR
UYGULAMALAR