Meşru müdafaa hangi hallerde gerekir?

Tarih: 15.05.2006 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Meşru müdafaa, diğer bir ifade ile insanın kendisini savunması İslam hukukunun önemli esaslarından biridir. Meşru müdafaayı gerektirecek hususlar başlıca üç kısımdır:
Nefis müdafaası, mal müdafaası ve namus müdafaası.

1. Nefis Müdafaası

İnsanın, canına, bedenine yönelik bir tecavüze karşı kendisini savunması, mütecavize karşı koyması, ona teslim olmamasıdır. Bu husustaki hüküm şöyledir:

“Bir kimse kendisine silah çeken birisini öldürürse, hakkında ne kısas ne diyet ve ne de tazir cezası gerekmez. Hadisenin gece ve gündüz, şehrin içinde veya dışında olması arasında da fark yoktur. Mütecaviz öldürülmekten başka bir yolla savuşturulamıyorsa, sen onu öldürmezsen, onun seni öldüreceğini yakinen biliyorsan, bu durumda onu öldürebilirsin. Fakat, kovalamak, hafifçe yaralamak veya başka bir yolla savuşturmak mümkünse, onu öldürmek caiz olmaz."(1)

2. Mal Müdafaası

Meşru müdafaada ikinci yol mala mülke yapılan tecavüzdür. Mesela, geceleyin evine giren hırsızın malını alıp götürdüğünü gören kimse, hırsızı takip edip yakalasa, hırsız da malları vermeye yanaşmasa ve hırsızı öldürmeden malları alamayacağını biliyorsa, bu durumda da hırsızı öldürmesiyle katil sayılmaz, hukuk karşısında masumdur. Fakat bağırarak, feryat ederek, etraftan halkın toplanmasını temin ederek veya emniyet güçlerine haber vererek malını kurtarması mümkünse, bu durumda hırsızı öldüremez, öldürürse cinayet işlemiş olur, hatta kısas bile gerekir.(2)

3. Namus Müdafaası

Meşru müdafaada üçüncü yol da ırz ve namusa yapılan tecavüz karşısında yapılan müdafaadır. Namusuna tecavüz eden bir mütecavizi öldüren kimse katil sayılmaz. Onun hakkında İslam hukuku bir muamele yapmaz. Bu husustaki esas şöyle belirtilir:

“Bir kimse, kendisine cebren zina fiilinde bulunmak isteyen bir mütecavizi öldürmekten başka bir tarik ile (yolla) defedemeyeceği cihetle katletse, hakkında katil ahkamı cari olmaz.”(3)

Bir kimsenin hanımı veya kız kardeşi gibi mahremlerinden birinin namusuna yapılan tecavüze karşı koyması ve mütecavizi öldürmesi hâlinde de o kimseye bir hüküm tahakkuk etmez.

Mütecavizi öldüremeyen, ona karşı koyamayan kimsenin kendisinin ölmesi durumunda ise uhrevi mükafatı da yüksektir. Bu hususta Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:

“Dini ve canı uğrunda öldürülen kimse şehittir.”(4)

“Bir kimse malı uğrunda haksız yere öldürülürse ona cennet vardır.”(5)

Türk Ceza Kanununun 49. maddesinin 2 numaralı bendinde meşru müdafaa şu şekilde düzenlenmektedir.

“Gerek kendisinin ve gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız taarruzu filhal defi zaruretinin bais olduğu mecburiyetle işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

Türk Ceza Kanunu bir kimsenin malı uğruna yaptığı müdafaayı meşru saymamaktadır. Bu daraltma, hukuk çevrelerinin tenkitlerine maruz kalmaktadır.(6)

Fakat şu hususu bilhassa dikkate almak gerekir: Meşru müdafaanın öldürmeye varan kısmı, İslam hukukunda, kesinlikle öldürmekten başka bir çarenin olmadığına inanması halinde tahakkuk edebilir. Aksi takdirde dünyada mes’uliyetten kurtulamayacağı gibi, ahirette de

“Kim bir mü’mini kasten öldürürse onun cezası ebediyen cehennemdir.”(7)

mealindeki ayet-i kerimenin beyanına göre, büyük bir cezaya çarptırılacaktır.

Dipnotlar:

1. İbni Abidin, Reddü'l-muhtar, 5:351.
2. Feteva-yı Hindiyye, 6:7.
3. Istılahalat-ı Fıkhiyye Kamusu, 3:125.
4. Tirmizi, Diyat:21.
5. Müsned, 2:221
6. Sulhi Dönmezer ve Sahir Erman. Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 2:124.
7. Nisa Sûresi, 93.

(bk. Mehmed PAKSU, Çağın Getirdiği Sorular)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun