Kıyâmet günü, insanlar arasında hükmedilecek ilk şey kandır, hadisini açıklar mısınız?

Soru Detayı

"Kıyâmet günü, insanlar arasında hükmedilecek ilk şey kandır." (Buhârî, Diyat 1, Rikak 48) hadisini açıklar mısınız?

- Tövbe edenler, kısas uygulanarak cezasını çekenler yine de cehenneme girecekler midir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan kâinatın özü ve mayasıdır. Varlık alanında görebildiğimiz her şey insan için yaratılmıştır. Kâinat bütün sistem ve üniteleriyle insandan yana yönelmiştir. O bakımdan "İnsan" denilen canlı varsa, kâinatın anlam ve hikmeti vardır. İnsanı çekip aldığımız takdirde varlık âlemi anlamsız hikmetsiz kalır.

Bu nedenle, ruhlar aleminde insan ruhu kalmayınca dünya hayatı sona ermekte ve mevcut sistemler yıkılıp alt-üst olmak suretiyle son bulmaktadır. Zira kurulu sistem insan hayatına yönelik, onu devam ettirmeye ve onun ihtiyaçlarını karşılamayı hedef almış bulunuyor. İnsan olmayınca sistem de anlamını yitiriyor. Sonuç olarak kıyamet kopuyor ve yine insandan yana yepyeni bir sistem kuruluyor ve ölümsüzlük haşlıyor. Böylece yeni sistem de bir daha bozulmamasıyla sonsuzluk hüviyetine bürünüyor.

İnsan bu kadar aziz ve kıymetli olunca, onun hayatı da o nisbette kıymetli ve azizdir. Bunun içindir ki, “bir cana ve yeryüzünde bir fitne ve fesada yol açmaya karşılık olmaksızın bir kişiyi öldürmek bütün insanları öldürmek” gibi sayılmıştır.

Nitekim bu konuda Cenâb-ı Hak hem Tevrat'ta, hem de Kur'an'da yer alan hüküm ve mesajını şöyle açıklamaktadır:

"Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında veya yeryüzünde fesad (çıkarma suçundan dolayı) olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kişinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış olur." (Mâide, 5/32)

Soruda geçen hadisle beraber konuyla ilgili rivayetlerden bazıları şöyledir:

"Kıyamet gününde insanlar arasında ilk hükmedilecek (hükme bağlanacak) şey (insan) kanıdır." (Buhârî, Diyat 1, Rikak 48; Müslim, Kasâme 28/1678; Tirmizî, Diyât 8/1396; Nesâî, Tahrim 23)

"Bir can zulmen öldürülmeye görsün, mutlaka Âdem'in ilk oğlunun üzerine o canın kanından bir pay olur. Zira o ilk adam öldürme yolunu açan kimsedir." (Buharî, Cenaiz, 33; Müslim, Kasame, 27)

"Kim müminin öldürülmesinde yarım kelimeyle olsun (katile) yardım ederse, alnının üzerine 'Allah'ın rahmetinden ümitsiz' ibaresi yazılı olduğu halde Aziz ve Celîl olan Allah'a kavuşur." (İbn Mâce, Diyat, 1)

"Her günahın Allah tarafından bağışlanması umulur; ancak kafir olarak ölen adamın ve bir de kasden bilerek bir mümini öldüren kimsenin günahı affedilmez..." (Ebû Dâvud, Fiten, 6; Nesâî, Tahrîm, 1)

Buna göre, kıyamet gününde ilk ele alınıp sonuca bağlanacak davalardan biri de haksız yere adam öldürme davasıdır. Ancak bundan iki ayrı yorumla iki ayrı hüküm ortaya çıkmaktadır:

- Dünyada faili meçhul olan cinayetler kıyamet gününde ortaya çıkartılacak ve ilâhî adalet yerini bulacak. Böylece katil hakettiği cezaya çarptırılacaktır.

- Yine dünyada adam öldürüp aftan ve çeşitli yollardan yararlanarak az bir ceza ile serbest bırakılanlar, ahiret gününde işledikleri bu büyük suçun cezasını ilk safhada görecek ve ilâhî adalet gereği elim bir azaba tabi tutulacaktır.

Bunun gibi, dünyada kasden, bilerek, haksız yere adam öldürüp bulunduğu sistem ve rejim gereği kısas uygulamasının dışında kalıp cezasını tutuklu olarak geçirenlere de suçlarının tam karşılığı ceza görmedikleri için, elim bir azaba uğratılacaklardır. Onları koruyup himaye edenler de “ilâhî adaletten” nasiplerini alacaklardır.

- Dünyada kasden adam öldürüp kısas edilerek öldürülen kimse âhiret gününde ayrı bir azaba uğratılacak mıdır?

Konuyla ilgili ayet ve hadisleri değerlendiren İslam alimlerinin bu mesele hakkındaki görüş, ictihad ve yorumları farklıdır:

Kimine göre tövbe ve istiğfarı fayda sağlar ve öylece âhiret azabından kurtulur.

Kimine göre ise tövbe ve istiğfarı birtakım fayda sağlasa bile onu âhiret azabından kurtarmaya yetmez. Nitekim İbn Abbas ve Zeyd b. Sabit bu ikinci yorum ve görüşte olanların başında yer almaktadırlar. Bunlar Nisa Suresindeki şu âyeti delil göstermektedirler:

"Kim de bir mümini kasden öldürürse, onun cezası, içinde devamlı kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, onu lanetlemiştir ve ona büyük bir azâb hazırlamıştır." (Nisa, 4/93)

Böylece gerek İbn Abbas, gerekse Zeyd b. sabit (Allah ikisinden de razı olsun) yukarıdaki mealini verdiğimiz ayetle istidlal ederek katilin hiçbir suretle âhiret azabından kurtulamayacağını belirtmişlerdir. (Muhammed Abdülaziz, el Edebü'n-Nebevi, 195, 196, Mısır, 1385-1965)

Tövbe, pişmanlık ve istiğfarla katil affedilip cezadan kurtulur diyenler ise, şu iki âyet ve bir hadisle istidlâl etmişlerdir:

Ayetler:

"Onlar ki Allah'la beraber başka bir ilâha tapmazlar; haklı bir sebeb dışında Allah'ın haram kıldığı canı öldürmezler; zina ötmezler... Kim bunları işlerse cezaya çarpılır. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve aşağılanmış azâb içinde devamlı kalır."

Ancak tövbe edenler, dosdoğru imân edip iyi-yararlı amelde bulunanlar müstesna. İşte Allah bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir... Artık kim tövbe edip iyi-yararlı amelde bulunursa şüphesiz ki o, Allah'a tövbesi kabul edilmiş ve sevabına erişmiş olarak döner." (Furkân, 25/68-71)

"Hem kısasta, ey akıl sahipleri sizin için hayat vardır. Ola ki Allah'tan korkup sakınırsınız." (Bakara, 2/179)

Hadîs:

Ubade b. Sâmit hadîsinde öldürme olayı ve diğer suçlar konu edildikten sonra Resûlüllah (asm) devamla şöyle buyurmuştur:

"Kim bu suçlardan birini işler de dünyada cezalandırılırsa, bu onun için kefaret olur (günahının bağışlanıp temizlenmesine sebep olur.)" (Buharî, İmân, 11; Nesâî, Biât, 9)

Ayrıca, İbn Huzayme b. Sâbit'in babasından yaptığı sahih rivayette Resûlüllah  Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

"Kimin (hangi suçlunun) hakkında had (cezası) uygulanırsa, bu onun günahının bağışlanıp temizlenmesine sebep olur." (Tirmizî, Hudud, 12; İbn Mâce, Hudud, 33)

İki hadîs de sahîhtir.

Müminlerden iki taife savaşacak olurlarsa.

Müminlerin birbiriyle savaşması hem yasak, hem de büyük günahlardan biridir. İslâm buna asla cevaz vermemiş ve sebep olanları maddî ve manevî müeyyidelerle cezalandırmayı belirlemiştir. Ancak müminler bir takım siyasî ve benzeri sebeplerle iki gruba ayrılır da savaşacak olurlarsa, diğer tarafsız müminlerin devreye girip onlar arasında süratle sulh sağlamaları gerekir.

Müminler, şartlar ve ortam buna elverdiği halde onları ıslâh cihetine gitmezlerse topyekün günahkar olurlar. Tarafsız müminlerin araya girmesiyle gruplardan biri sulha, barışa yanaşır da diğer taraf saldırı ve tecavüzünü sürdürürse, tarafsız müminler barışı kabul eden gruptan yana olup Allah'ın emrine dönünceye kadar âsi grubu tenkile (sindirmeye) çalışırlar. Tabii bu arada öldürülenler, yaralananlar olabilir. Asi grup Allah'ın sulh emrine boyun eğip yola gelince artık aralarında adaletle barış sağlanır.

Böylece sulhu sağlamak üzere devreye girenlerin vuruşma esnasında öldürdüklerinden ve kendilerinden öldürülenlerden dolayı dünyevî ve uhrevî bir ceza gerekmez. Nitekim Hucurat sûresi'nde Cenâb-ı Hak bu konuyu şöyle açıklamaktadır.

"Eğer müminlerden iki zümre vuruşacak olurlarsa aralarını düzeltin, barışı sağlayın. Buna rağmen onlardan biri diğerine tecavüz ederse, mütecaviz tarafla Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Dönerlerse o takdirde aralarını adaletle düzeltin ve hep âdil davranın. Şüphesiz ki Allah âdil davrananları sever." (Hucurat, 49/9)

Canı, malı, namusu için adam öldürmek

Can, mal ve ırza tecavüz vaki olur da mütecavizi durdurabilmek için mal sahibi kendini, malım ve ırzını koruyabilmek için savunmaya geçer ve bu arada mütecaviz ölüm tehdidiyle üzerine yürürse, o takdirde tecavüze uğrayanın silâh kullanıp mütecavizi öldürmesinde bir sakınca yoktur. Aynı zamanda bu hareketi günah da sayılmaz ve ne kısas, ne de diyet gerekmez.

Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.)'den yapılan rivayete göre, bir adam Peygamber'e (asm) geldi ve şöyle dedi: "Ya Resûlallah! Ne dersiniz, bir adam gelip malımı (zorla) almak istiyor?.." Efendimiz ona: "Hayır, malını ona verme." buyurdu. Adam: “Ya Resûlallah! Malımı almak isteyen adam benimle dövüşüp savaşırsa?.." diye sorunca Peygamber (asm) ona: "Mütecavizi öldür." buyurdu. Adam: "Ya o beni öldürürse?.." diye sorunca, Efendimiz: "Sen o zaman şehîdsin." buyurdu. Adam bu defa: "Ya ben onu öldürsem ne dersiniz?.." diye sorunca, Efendimiz ona: "O ateştedir." buyurdu. (Müslim, İmân, 225)

Tirmizî'nin sahîh olduğunu söylediği Abdullah b. Amr ve Ebû Derdâ hadîsinde ise şöyle buyurulmaktadır:

"Kim dininden dolayı öldürülürse o şehîddir. Kim kanından dolayı öldürülürse o da şehîddir. Kim de malından dolayı öldürülürse o da şehîddir. Kim de çoluk çocuğunun ırz ve namusunu korumaktan dolayı öldürülürse o da şehîddir." (Tirmizî, Diyat, 21; Ebû Dâvud, Sünnet, 29)

Buna göre, adam öldüren bir kimsenin, tövbe ve istiğfar edip dünyada da cezasını çektiği takdirde bağışlanmayacağını söyleyemeyiz. Zira Kur'ân'da şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başka (günahları) dilediği kimseler için bağışlar..." (Nisa, 4/48)

Ancak bazı ilim adamları âyette bir istisna ile diğer bütün günahların bağışlanmasının umulabileceği ifade edilirken, bu bağışlamanın hiçbir azaba tabi tutmadan cennete girme imkânını mı sağlamaya mı, yoksa bir süre cezasını çektikten sonra affedilip cehennemden çıkarılacağına mı yöneliktir?

Şüphesiz bu iki yorum da doğru olabilir..

Ne var ki Furkan sûresi 61. âyet tövbe ve istiğfarda bulunup işlediği cinayetten dolayı derin pişmanlık duyanların da affedileceklerini müjdelemektedir. O halde katil kısas edilerek öldürülmeden önce ciddi bir tövbe ve istiğfarda bulunursa, şüphesiz ki Cenab-ı Hak çok bağışlayan, çok affedendir.

Sonuç

1. Zülmen öldürülen kişinin katili ya işgal ettiği makam ve mevkiinden dolayı veyahut izini kaydedip meçhul kaldığı için dünyevî bir cezaya çarptırılmıyorsa, âhirette mutlaka elim bir azaba tabi tutulacaktır.

2. Hakkında had ve kısas uygulanan kimsenin âhiret azabından kurtulacağı, yani işlediği o cinayetten dolayı âhirette ayrı bir azaba tabi tutulmayacağı umulabilir.

3. Ahiret gününde insanlar arasında ilk hükme bağlanan konulardan biri de kandır. Yani adam öldürmeden dolayı dökülen kan davası ilâhî adaletin tecellisiyle neticelendirilir.

4. Dünyada kötü çığır, fena bir yol açanlara kendi günahlarıyla birlikte o çığırda yürüyenlerin de günahının bir misli yüklenir.

5. Dünyada iyi, hayırlı ve yararlı çığır açanlara kendi sevaplarıyla birlikte, o çığırda yürüyenlerin sevabının bir misli verilir.

6. Yeryüzünde ilk adam öldürüp kan döken, Âdem'in oğlu Kabil olmuştur. Bu bakımdan Kabil çok çirkin ve fena bir çığır açmış bulunuyor. Kıyamete kadar adam öldürenlerin günahlarından bir pay da Kabil'e yükletilir.

7. Küfür / inkar üzerine ölen bir kişinin affedilip bağışlanması söz konusu olamaz.

8. Bir mümini kasden bilerek öldüren kimse tövbe ve istiğfar etmeden; işlediği cinayetten derin pişmanlık duyup Cenâb-ı Hak'tan af ve mağfiret dilemeden ölür veya kısas edilerek katledilirse çok uzun süre-cehennemde kalabilir.

9. Mala, cana, ırz ve namusa tecavüz vuku bulduğunda kişi canını veya malını veyahut ırz ve namusunu koruyup kurtarmak için nefsî müdafaaya geçer ve mütecavizle dövüşüp boğuşurken mecbur kalıp onu öldürürse, bundan dolayı kısas ve diyet gerekmeyeceği gibi, âhirette bir azâb da söz konusu değildir.

10. Canını, malını veya namusunu korumaya çalışırken mütecaviz tarafından öldürülen mümin şehîd sayılır.

11. Dininden dolayı da öldürülen şehîddir.

12. Bir kişiyi haksız yere öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Çünkü insan denilen canlı kâinatın var olmasının hikmeti ve sebebidir.

13. Bir kişinin hayatını koruyup kurtarmak bütün insanların hayatını kurtarmak gibidir.

14. İslâm barışta da, savaşta da insan kanının dökülmesini nihaî çare olarak kabul eder. On yıllık Medine döneminde yapılan bütün savaşlarda şehîd olan ve karşı taraftan öldürülenlerin sayısı da çok sınırlıdır. Ciddi tesbitlere göre, on yıl süren savaş boyunca Müslümanlar 96 şehîd vermiş ve müşriklerden de 160'a yakın adam öldürülmüştür.

15. İslâm insanları kahredip yok etmek için değil, hayat vermek, ahlâk ve medeniyet düzeyine çıkarmak ve insanları kardeş yapmak için son din olma vasfım taşımaktadır.

16. Barış sağlama imkânları mevcut olduğu sürece savaşı uygun karşılamaz. Ancak inkarcı taraf durmadan yeryüzünde fitne ve fesad çıkartıyor, insanları, ülkeleri tedirgin ediyorlarsa, o takdirde fitne fesadı durdurmak için başka bir çare kalmadıysa savaşmak vacip olur. (bk. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Kasden Adam Öldürme ve Kısas bölümü)

İlave bilgi için tıklayınız:

Dünyada had cezasını çeken kişi, ahirette de o günahın cezasını ...

İslam'ın verdiği cezayı çeken bir kimse, ahirette o suçundan dolayı ...

Allah dilerse kul haklarını da affeder mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun