Meşru müdafaa nedir? Meşru müdafaa hâlinde adam öldürmenin hükmü nedir?

Tarih: 06.05.2006 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı
Malını, canını ve namusunu korumak, meşru müdafaaya girer mi?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bir insanı öldürmek ve onun hayat hakkına son vermek kararı yargının işidir.

Herhangi bir ferd, şahsi ölçü ve yargısıyla kimseyi öldüremez, ölüme layık olduğunu iddia ederek kişinin hayatına son veremez. Verirse, katil olur, cinayet cezasına müstehak olur. Dünyada ve ahirette katil kimse muamelesi görür. Öldürdüğü insanın hakkını, günahını yüklenir, ayrıca azabını da çekerek öder.

Ancak, bazı mecburi durumlar var ki, o durumlarda, karşılaşılan mecburiyet, gösterilen mukavemeti meşrulaştırıp, mübah hâle getirir. Katili de cinayet suçundan muaf kılabilir.

Bu istisnai durumlardan bazılarını sıralayalım:

1. Bir kimseyi öldürmek üzere faaliyete geçilse, o da nefsini kurtarmak için bütün çarelere başvurduğu hâlde kurtulamasa da mütecavizi öldürmek zorunda kalsa, ne kısas (öldürme suçuna karşı ölüm cezası), ne de diyet (kan bedeli) lazım gelir. (İbni Abidin, Reddü'l-muhtar, 5/351)

Zira maktul, onu öldürmek üzere harekete geçmiş, onu fiilinden vazgeçirmek için başka çare kalmamış, nefsi müdafaa zarureti doğmuştur. Ancak, bağırmak gibi herhangi bir çare ile etraftan insanları çağırıp da mütecavizi kaçırıp caydırmak mümkün ise, onu yapmadan öldürme fiiline başvurulmuşsa, olay nefis müdafaasından çıkar, cinayete girer.

2. Bir adam, dükkanına, evine, yahut malını muhafaza ettiği herhangi bir meskene girip de malını zorla gasbetmek isteyenle münakaşa ederken silahlı çatışma çıksa ve mal sahibi baskını yapan ve malını almak isteyen gasıbı öldürse, bu da malı müdafaa hakkıdır. Öldüren mal sahibi katil durumuna girmez, meşru mal müdafaasını yapmış olur. Ne kısas, ne de diyet gerekir. Ölen gasıbın kanı heder olmuş (boşa akmış) olur. (bk. Feteva-yı Hindiyye, 6/7)

3. Bir kimse, evinde yahut herhangi bir yerde hıfzettiği namusuna tecavüz etme fiilinde olan birine karşı koysa, namusunu o mütecavizin elinden kurtarmak isterken, mütecavizi öldürmüş bulunsa, namus müdafaası meşru bir müdafaa olduğundan, katile kısas lazım gelmez, diyet de icabetmez. Çünkü namusunu müdafaa etmek için o mütecaviz kişiyi öldürmekten başka bir çaresi kalmamıştır. (Ömer Nasuhi, Istılahalat-ı Fıkhiyye Kamusu, 3/125)

Demek ki, canını, malını, namusunu muhafaza etmek, her insanın hiçbir suretle elinden alınmaz bir hakkıdır. Bunları müdafaa ederken mütecaviz kişiyi öldürmek zorunda kalsa, katil olmayacağı gibi, öldürülse şehid olur. Nitekim bunun ölçüsü Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilir:

"Bir kimse size -ne amaçla ve ne şekilde- saldırmışsa, siz de aynı şekilde karşı saldırıda bulunun." (Bakara, 2/194).

Aynı şekilde Hz. Peygamber:

"Kim, canı (nefs) uğrunda ölürse şehittir, kim namusu (ailesi) uğrunda ölürse şehittir; kim malı uğrunda ölürse şehittir." (Tirmizi, Diyat, 21; Müsned, 2/221)

buyurarak, meşrû müdafaayı, en özlü ve kapsamlı bir biçimde teşvik etmiştir.

Fakat şu hususu bilhassa dikkate almak gerekir: Meşru müdafanın öldürmeye varan kısmı, İslam hukukunda, kesinlikle öldürmekten başka bir çarenin olmadığına inanması hâlinde gerçekleşebilir. Aksi takdirde dünyada mes’uliyetten kurtulamayacağı gibi, ahirette de büyük bir cezaya çarptırılacaktır. [bk. Abdulkâdir Üdeh, et-Teşrîu'l-Cinâî'l-İslâmî, Kâhire 1959, 1/473, 489; Abdulkerîm Zeydan, Hâletu'd-Darûra fi'ş-Şerîatil İslâmiyye (Mecmûatu Buhüsil-Fıkhiyye, adı altında diğer 8 makalesiyle birlikte), Beyrut 1986, s. 184-195]

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
23.488 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun