İslam hukukunda, insanın evine izinsiz giren birisini ya da hırsızı öldürmesi caiz midir?

Tarih: 28.02.2013 - 03:20 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Amerika'da arabasını çalmaya çalışan birisini vuran ev sahibi, malını koruduğu için herhangi bir cezaya çarptırılmıyor. Bu fazlaca bir tepki değil midir?

- İslam hukukunda evine izinsiz giren birisini ya da eve giren hırsızı, ancak canına kastederse mi öldürebilir, nefsi müdafaa olarak?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bir kimsenin canını, malını veya namusunu kastederek tecavüze yeltenen (sâil) kimseye karşı tecavüze uğrayanın müdâfaa ve tecavüzü önleme hakkı vardır. Her çareye başvurarak ve başka çare yoksa, mütecavizi öldürerek bu hakkını kullanabilir. Çünkü tecavüze uğrayan meşrû müdâfaa hakkını kullanmaktadır, bu hal zarûret halidir, amme otoritesiyle değil, kendi gücüyle tecavüzü önlemek mecburiyetindedir. İbn Kudâme, sahibini öldürmek üzere bir eve giren kimseden bahsederken şöyle diyor:

"Öldürmeden başka önleme çaresi yoksa veya öldürmediği takdirde onun kendisini öldüreceğinden korkuyorsa, öldürecek veya bir uzvunu koparacak darbeyi vurabilir. Sakatlama ve öldürmeden dolayı diyet de gerekmez; çünkü -isyan edenlere karşı yapıldığı gibi- şerrini ve kötülüğünü önlemek için yapmıştır; mütecaviz ev sahibini, öldürmek zarûretiyle karşı karşıya getirmiştir ki bu kendi kendini öldürmek demektir... Bir kimsenin canına veya malına saldıran herkes için hüküm aynıdır..."1

Meşrû Müdâfaanın Şartları: 

Öldürme pahasına da olsa tecavüzü önlemeyi mübâh kılan meşrû müdâfaa durumunun meydana gelebilmesi için bazı şartlar vardır: 

a) Can, mal veya namusa tecavüz bulunacak, 

b) Tecavüze uğrayan devlet ve emniyet kuvvetlerine sığınma imkânı bulamamış olacak, 

c) Bu tecavüzü önleyebilmek için başka bir çare bulunmayacak.2

Fiil halinde tecavüzün gerçekleşmesi şart olmayıp, mütecavizin davranışlarından bunun anlaşılması kâfidir.3 

Meşrû Müdâfaa Hakkının Hukuki Mesnedi: 

İslâm hukuku kişinin canına, malına ve namusuna dokunulmazlık tanımış, bunlara saygı gösterilmesini istemiştir. Hz. Peygamber (sav) bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurur:

"Müslümanın her şeyi diğer Müslümana haramdır; kanı, namusu, malı. Bunun içindir ki Müslüman İslâm Hukuku'nun himayesi altındadır; bu hususta zimmî (gayri müslim vatandaş) da Müslüman gibidir."

Hz. Ali'nin: "Onlar, malları bizim malımız gibi, canları da bizim canımız gibi olsun diye zimmet akdini yapmışlardır." sözü bunu ifade etmekdedir.4

İslâm Hukuku insanın canını, malını ve namusunu himaye ettiği, onlara dokunulamayacağını ilân ettiği için tâbilerine, başkalarına tecavüz etmeme vecîbesini yüklemiştir; bu vecîbeyi ihlâl eden kimse cezalandırılmayı hakeder. 

Hakkı korumak, onlara yapılacak tecavüzü önlemek devletin vazifesidir, bu vazifeyi onun ifâ etmesi esastır; fakat zarûret halinde, tecavüze uğrayanın devlet kuvvetlerine sığınma imkânına mâlik olmadığı hallerde İslâm hukuku, tecavüze uğrayan kimseye, öldürme pahasına da olsa kendini koruma izni vermiştir. Şu hadîs mezkûr hükme delâlet etmektedir: Ya'lâ b. Ümeyye bir adamla kavga etti, biri diğerinin elini ısırdı, ısırılan elini çekince ısıranın ön dişi düştü, Rasûlullâh'a (sav) başvurarak dâva açtılar, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:

"Azgın hayvan gibi ısırıyor musunuz? Buna tazminat yoktur!"5

Yine Rasûlullâh'tan (sav) rivâyet eden bir hadîste şöyle buyrulmuştur:

"Hayatı uğrunda öldürülen şehiddir; ailesi uğrunda öldürülen şehiddir; malı uğrunda öldürülen şehiddir."

Müslüman ancak kavgasında haklı ise öldürüldüğünde şehid olur. Bütün bunların mânâsı şudur: İslâm Hukuku tecavüze veya tecavüz teşebbüsüne marûz kalan kimseye meşrû müdafâa hakkı vermiştir. 

Başkası Namına Meşrû Müdâfaa ve Bunun Dayanağı: 

Yukarıda açıkladığımız mânâda meşrû müdâfaa hakkı yalnızca kişinin bizzat uğradığı tecavüze mahsus olmayıp başkalarına da şâmildir; yani bir kimse başkasının can, mal ve namusuna yönelmiş tecavüzü de önleyebilir ve bunun için meşrû müdâfaa hakkını kullanabilir. el-Muğnî'de şu cümleye yer vermiştir:

"Bir kimsenin mal veya canına yahut da bir kadının namusuna tecavüze yeltenen kimseyi defetme ve tecavüzünü önleme mevzûunda başkaları da mağdura yardım edebilir."

Remlî'nin Nihâyetü'l-Muhtaç isimli eserinde de şu ibâre vardır:

"Kendisi için bir tehlike bahis mevzûu olmadığı zaman, başkalarına vaki tecavüzü önlemenin caiz veya farz olması hükmünde kişi, tacavüz kendisine vaki olmuş gibidir."

Başkası adına meşrû müdâfaa hakkı meşrûiyetini iki noktadan alır: 

a) Fertler münkeri (meşrû olmayan davranışları) önlemekle mükellef kılınmışlardır. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:

"Kim bir münker görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmeyen diliyle; buna da gücü yetmeyen kalbi ile; bu ise en zayıf imanlının yapması gerekendir."

Şüphesiz bir kimseye tecavüz, önlenmesi gereken münker, gayr-i meşrû ve çirkin bir davranıştır. 

b) Zulüm ve haksızlığa uğramış kimseye yardım etmek farzdır. "Kardeşine zalim de olsa mazlûm da olsa yardım et." buyurulmuştur. "Mazlûma (haksızlığa uğramış kimseye) yardım ederiz; fakat zâlime nasıl yardım edebiliriz?" sorusuna da: "Onu zulümden alıkorsunuz, zulmüne mâni olursunuz" cevabı verilmiştir. Şu halde mazlûma yardım, onun tarafını tutmak ve zarar görmesini önlemektir. Zâlime yardım ise haksızlık etmesi, dolayısıyla da hatâ ve günaha düşmesine mâni olmaktır; şüphe yoktur ki onu günahtan kurtarmak yardımların en büyüğüdür. 

Hak mıdır, Vazife midir? 

Meşrû müdâfaa meşrû olunca acaba bu meşrûiyetin hükmü nedir; hak mıdır, vazife midir? Yani tecavüze uğrayan kimse saldıranı öldürmek pahasına da olsa imkânlarını kullanarak tecavüzü defetme veya ölümüne mâlolsa bile müdafaaya teşebbüs etmeme şıklarından birini seçme hakkına mı sahiptir; yoksa iki taraftan birinin ölümüne mal olsa bile tecavüzü menetmeye çalışmak mecburiyetinde midir? Mesele üzerinde fukahânın ihtilâf ve çeşitli açıklamaları vardır; aşağıdaki pargaraflarda bunları özetleyeceğiz.

Hayatı Korumak İçin: 

Hayatı korumak için meşrû müdâfaa konusunda fukahânın iki görüşü vardı; bu hususu İbn Teymiyye şöyle ifade etmiştir:

"Bilindiği üzere bir kimsenin hayatına yönelen tecavüzü defetmesi caizdir, bu sünnet ve icmâ ile sabittir. 'Kavga ederek önlemesi farz mıdır?' konusunda iki görüş ileri sürmüşlerdir; Ahmed b. Hanbel'den de her iki görüş nakledilmiştir."

Ancak yine Hanbelî fıkıh bilginlerinden İbn Kudame bu mesele hakkında, Hanbelî mezhebine ait tek görüş zikretmiştir ki bu da "farz olmadığı"dır; herhalde kendisi bu görüşü tercih etmiş olacaktır. Şöyle diyor:

"Bir kimsenin canı veya malı kastedildiğinde bizzat müdâfaa etmesi farz değildir." Sonra bir itiraz ileri sürerek: "Denirse ki: Açlık zarûretine düşmüş kimse, bu zarûreti giderecek bir şey bulursa onu yemesi -iki görüşten birine göre- farzdır dediniz, burada aynı hükmü niçin benimsemiyorsunuz?" Buna şu cevabı veririz, diyor: "Çünkü onu yediği zaman başkasının canına kıymadan kendi hayatını devam ettirmektedir; burada ise kendini yaşatmak için başkasını öldürmesi gerekiyor, işte bunun için müdâfaa farz değildir."10

Remlî'nin zikrettiğine göre Şâfiî mezhebinde de bir Müslümanı öldürmek üzere saldıran kimseye karşı saldırıya uğrayanın müdâfaa etmesi farz değildir; hatta teslim olması sünnettir.11

Hanefî mezhebinde İmam Cessâs saldıranı öldürmeye mal olsa bile müdâfanın farz olduğunu ileri sürmüş ve mezhebine ait başka bir görüş zikretmemiştir. Cessâs bu görüşünü şöyle ta'lîl etmiştir. Saldıran "bâğî"dir; Allah Teâla bâğîler ile savaşmayı emretmiştir. Merhum şöyle diyor:

"Bir kimsenin öldürmek üzere saldırdığı şahıs imkân bulursa saldıranı öldürmek mecburiyetindedir; imkân bulduğu halde öldürmemesi caiz değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Eğer mü'minlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa (bağiy), saldıranlara karşı -Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar- savaşınız..." (Hucurât: 49/9) 

Bu âyette Allah Teâlâ saldıranlara (bâğilere) karşı savaşı emretmiştir; haksız olarak bir kimseyi öldürmeyi kastetmekten daha büyük bağiy olmaz."12

Büyük fıkıh bilgini el-Cessâs'ın görüşü en kuvvetli görüştür. Onun zikrettiğine ilâve olarak mezkûr görüşün başka mesnedleri de vardır: İslâm haksız olarak kan dökmeyi yasaklamıştır; çünkü bu zulümdür ve yeryüzünü fesada vermektir. Allah Teâlâ bize zulüm ve fesadı kaldırmayı emrediyor. Tecavüze uğrayan kimsenin buna teslimiyet göstermesi zulme teslim olmak ve onu önlemek demektir ki bu caiz olamaz. Kezâ insanın hayatı kendi mülkü değildir, haksız olarak ona saldıran kimseye teslim olarak -def'i gücü olduğu halde- hayatını tehlikeye atmaya hakkı yoktur.13

Namusu Korumak İçin: 

Namusa saldıran kimseyi ölüm pahasına da olsa önlemek farzdır. Bir erkek bir kadına tecavüz etmek istese kadın da onu öldürmekten başka bir çare ile kurtulma imkânı bulamasa -gücü yettiği takdirde- saldıranı öldürmesi farzdır. Çünkü saldıranın arzusunu yerine getirmesine imkân vermek haramdır, müdâfaayı terketmek ise "imkân vermek" demektir ve caiz değildir. Aynı şekilde bir kadına tecavüze yeltenen kimseyi gören bir başka kimseye de -başka çare yoksa- mütecavizi öldürmek farzdır.14 

İbn Teymiyye'ye göre karısına tecavüz etmek isteyen kimseyi koca, başka bir yolla defetme imkânı bulunsa bile öldürebilir. Merhum şöyle diyor:

"...bunun içindir ki koca, karısına tecavüz etmek isteyen kimseyi -tecavüzü önleme maksadıyla- öldürebilir. Başka çare olmadığı takdirde öldürebileceği ittifakla sabittir. Başka çare bulunduğu takdirde dahi öldürebileceği ise kuvvetli olan görüştür."15* 

Malı Korumak İçin: 

Mala karşı tecavüzü önlemek farz olmayıp haktır. Malı tecavüze uğrayan kimsenin mütecavizi kendi haline bırakması veya kavga etmeyerek istediği malı vermesi caizdir.16 Aynı şekilde sonu öldürmeye de varsa meşrû müdâfaa hakkını kullanması da caizdir.17 İbn Ömer'den (ra) rivâyet edildiğine göre evine bir hırsız girmiş, o da kılıcı çekerek hırsızın üzerine yürümüştür. Eğer kendisine mani olmasalardı hırsıza kılıcı vuracaktı.18

Benim tercih ettiğim görüş tecavüze uğrayanın imkân bulduğu takdirde mala karşı tecavüzü -öldürmek pahasına da olsa- önlemesinin farz (vazife) olduğudur. Çünkü bu tecavüz de zulümdür, haksız saldırıdır, nizamı bozmaktır; İslâm Dini bunların izâle edilmesini emretmektedir. "Saldıranın veya saldırıya uğrayanın canı maldan kıymetlidir." denemez; çünkü biz buna şu cevabı veririz: Saldıran sadece başkasının hakkı olan mala değil, Allah'ın saygı gösterilmesini, korunmasını ve Müslümanların beklemesini emrettiği dinin sınırlarına da tecavüz etmektedir. Bu tecavüz yalnızca halkı korkuya düşürmek ve emniyeti ihlâl etmekle kalmıyor, aynı zamanda Allah'ın insanlara vazife kıldığı "halkın malını koruma" vazifesini de ihlâl ediyor. Meşrû müdâfaa esnasında bu hakkı kullanan kimsenin ölmesine gelince bu yolda ölen şehiddir ve Allah nezdinde şehidlikten üstün bir derece yoktur. 

Meşrû Müdafaa Zarûret Ölçüsüyle Sınırlıdır: 

Mütecavize karşı müdâfaadan maksat onun tecavüz ve kötülüğünü önlemektir; onu cezalandırmak değildir; çünkü tecavüze uğrayanı bu hakkı kullanmaya ve kendini bizzat müdâfaa etmeye mecbur eden mütecavizdir. Tecavüze uğrayanın da en hafiften ağıra doğru bir yol takip ederek meşrû müdâfaa hakkını kullanması gerekir. Aksi halde meşrû müdâfaanın zarûrî kılmadığı fiilerden mes'ul olur. Çünkü bizzat kendini koruması zarûret sebebiyle caiz kılınmıştır; zarûretler ise ölçülerini aşamaz. Daha hafif bir davranışla maksat hasıl oluyorsa, daha ağırını kullanmakta zarûret yoktur. Buna göre mümkün ise önce sözle ve başkalarını yardıma çağırarak kendini korur, bu olmazsa vurmaya geçer, vurarak defetmek mümkün ise yaralaması caiz olmaz ve yaraladığı takdirde mes'ul olur. Vurmakla maksat hasıl olmuyorsa yaralar, fakat öldüremez, zarûret bulunmadığı halde öldürürse mes'ul olur. Öldürmekten başka çare yoksa öldürür ve mes'ul olmaz. Eğer saldırıya uğrayan ölürse şehid olur.19

Ancak, saldırıya uğrayan mezkûr sırayı takip edememe durum ve zarûretinde olur, meselâ korkuttuğu veya başkalarını yardıma çağırdığı takdirde mütecavizin elini çabuk tutarak kendini öldüreceğinden korkarsa, duruma göre yaralaması ve öldürmesi caizdir; bunda mes'uliyet yoktur. Serâhsî, el-Mebsût'unda, saldırıya uğrayanın tedrice ve sıra takibine riâyet etmemesinin bu durumda caiz oluşunu şu esasa bağlıyor: "Gerçek durumun bilinmesine imkân bulunmayan yerlerde kuvvetli zan gerçeğin yerine geçer."20

Bir de "Kaçmak tecavüzden kurtulmayı temin ettiği takdirde, tecavüze uğrayan kimsenin kaçması gerekli midir?" meselesi vardır. Şâfiîler gibi bazılarına göre kaçması gerekir; çünkü böylece başkasına zarar vermeden kendini kurtarabilmektedir ve açlık halinde murdar hayvan yemek kabilinden bu da gereklidir. Bazılarına göre de kaçmak (farz) değil, caizdir. Çünkü bu bir meşrû müdâfaadır, farz olamaz. Hanbelîlerin iki görüşünden birisi bu merkezdedir.21

Saldırana karşı müdâfaadan maksat tecavüzü önlemek olduğundan mütecaviz kaçtığı takdirde onu takip etmek, peşine düşmek caiz değildir. Çünkü kaçmasıyla tecavüz de durmuş, maksat hasıl olmuştur. Fakat mütecaviz bir miktar mal alarak kaçarsa onun peşine düşmek ve gerekli kuvveti kullanarak malı geri almak caizdir. 

Meşrû Müdâfaa Halinde Cezâî ve Hukukî Mes'uliyet: 

Sınır ve prensiblerine uyularak kullanılan meşrû müdâfaa hakkı veya vazifesi onu kullanan için hiçbir cezâî mes'uliyeti gerektirmez. Çünkü yaptığı mübâh ve serbest olan bir fiildir, suç vasfı taşımaz, böyle bir fiil işleyene de ceza verilemez.22

Hukukî mes'uliyete gelince: Tecavüze uğrayan kimse, İslâm Hukuku'nun iznine dayanarak hakkını veya vazifesini kullandığına göre, bu nevi'den bir mes'uliyet gerekmez; bu cumhûrun (ekseriyetin) görüşüdür. İmam Âzâm'a göre saldıran çocuk veya akıl hastası ise, saldırıya uğrayan meydana getirdiği zarar ve sakatlanmayı tazminat ödeyerek karşılar. İmam'ın delili şudur: Böyle kimselerin fiileri de suç vasfı taşımaz; dolayısıyla fiil suç sayılmaz, bunlara karşı meşrû müdâfaa zarûrî olarak caiz olmuştur, şu halde saldırıya uğrayanın meydana getirdiği zarar için gerekli olan tazminatı düşürmez.23

Dipnotlar:

1. el-Muğnî, c. VIII, s. 330. 
2. el-Muğnî, c. VIII, s. 330; Abdulkadir Udeh, et-Teşri'u'l-cinâî el-İslâmî, c. I, s. 478 vd. 
3. Türk Ceza Kanunu 49. maddenin ikinci bendinde "meşrû müdafaa" halini tanzim etmiştir. Mezkûr madde, meşrû müdafaa mazeretinin kabûlü için şu şartları tespit etmektedir: a) Taarruz ve tecavüz haksız olacak, b) Müdafaa bahis mevzuu olacak, c) Zaman ve şiddet bakımlarından taarruz ile müdafaa arasında irtibat ve nisbet bulunacak. d) Taarruz cana veya namusa yönelmiş olacak. Mala yapılan taarruzun meşrû müdafaa hakkı doğurup doğurmadığı doktrinde tartışılmıştır. (H.K.) 
4. el-Muğnî, c. VIII, s. 445; Kâsânî, el-Bedâyî, c. VII, s. 111; ed-Durru'l-muhtâr, c. I, s. 312. 
5. Müslim, Sahih, c. I, s. 312. 
6. İmam Ahmed rivâyet etmiştir; bkz. Câmi'u's-sâğir, c. II, s. 544. 
7. el-Muğnî, c. VIII, s. 332. 
8. Remlî, Nihâyet'l-muhtâc, c. VIII, s. 23. 
9. İbn Teymiyye, Fetâvâ, c. IV, s. 559. 
10. el-Muğnî, c. VIII, s. 331. 
11. Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 23. 
12. el-Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. II, s. 401. 
13. Irak Ceza kanunu meşrû müdafaa hakkını vazife değil, hak olarak telâkki ettiği için gerekli görmemiş, mağdurun, iradesine terketmiştir. (mad. 43). 
14. el-Muğnî, c. VIII, s. 331; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 22. Kadının namusuna tecavüzü öldürme pahasına da olsa önlemesi farz olduğu gibi, livâta yapmak isteyeni de aynı şekilde engellemek farzdır, çünkü livâta(homoseksüellik) ulemanın haram olduğunda ittifak ettikleri çirkin bir fiildir. Cumhûra göre bunu yapan bekâr olsun, evli olsun recmedilerek öldürülür. Hadis-i Şerif'te "Lût kavminin yaptığını yapanları bulunca faili de mef'ulü de öldürün" buyurulmuştur. el-Muğnî, c. VII, s. 187. 
15. İbn Teymiyye, Mecmû'atü'l-fetâvâ, c. XV, s. 122. 
* T.C.K. Madde: 43. fıkra: 2. 
16. İbn Teymiyye, age., c. II, s. 202. 
17. İbn Teymiyye, İhtiyârât, s. 91; el-Muğnî, c. VIII, s. 329. 
19. el-Umm, c. VI, s. 31; el-Muğnî, c. VIII, s. 328; Fetâvâ, c. IV, s. 222; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 24. 
20. el-Mebsût, c. XXIV, s. 50. 
21. el-Muğnî, c. VII, s. 331; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 25. 
22. Irak Ceza Kanunu (madde: 42) aynı görüşü benimsemiştir. 
23. el-Muğnî, c. VIII, s. 328-330; Abdulkadir Udeh, et-Teşri'u'l-cinâî, c. s. 480, 

(bk. Hayrettin Karaman, İslam'ın Işığında Günün Meseleleri, 2. Cilt, İslâm Hukukunda Zarûret Hali Bölümü.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun