Hz. Ömer sırtında un taşıdı mı?
Anlatılana göre Hz. Ömer bir gün bir kadınla karşılaşır kadının yanına gidip kazanda ne var diye sorar kadın kazanın boş olduğunu veya kazanda taş kaynattığını söyler çünkü çocuklara verecek yemeği yokmuş, bu kıssanın kaynağı nedir?
Değerli kardeşimiz,
Hz. Eslem soruda geçen konuyu şöyle anlatır:
Ömer bin Hattab ile birlikte Harretü Vakım’a doğru yola çıkmıştık. “Sırar” denilen yere vardığımızda bir ateş gördük. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:
“Ey Eslem! Burada gece ve soğuk yüzünden yolda kalmış bir kafile görüyorum. Haydi gidelim.”
Hemen koşar adım onlara doğru yöneldik. Yaklaştığımızda, yanında küçük çocuklar bulunan bir kadın gördük. Önünde ateşin üzerinde bir tencere vardı ve çocukları ağlaşıp duruyordu.
Ömer: “Selam size ey ışık sahipleri!” dedi. (Ateş sahipleri demekten hoşlanmadı.)
Kadın: “Selam sana da.” dedi.
Ömer: “Yaklaşabilir miyim?” dedi.
Kadın: “İyi niyetle yaklaşırsan yaklaş, yoksa bırak.” dedi.
Ömer yanlarına gelip: “Durumunuz nedir?” diye sordu.
Kadın: “Gece ve soğuk bizi yolda bıraktı.” dedi.
Ömer: “Peki bu çocuklar neden ağlaşıyor?” dedi.
Kadın: “Açlıktan.” dedi.
Ömer: “Tencerede ne var?” diye sordu.
Kadın: “Onları oyalayıp uyutuncaya kadar avutmak için (içinde aslında bir şey yok). Allah bizimle Ömer arasında hüküm verecek.” dedi.
Ömer: “Allah sana merhamet etsin! Ömer sizin durumunuzu nereden bilsin?” dedi.
Kadın: “Bizim işimizi üstleniyor ama sonra bizi ihmal ediyor.” dedi.
Bunun üzerine Ömer bana dönüp: “Haydi gidelim.” dedi.
Koşarak erzak deposuna gittik. Oradan bir çuval un ve bir miktar yağ çıkardı.
“Bunu benim sırtıma yükle.” dedi.
Ben: “Ben senin yerine taşırım.” dedim.
O: “Kıyamet günü benim günahımı sen mi taşıyacaksın?” dedi.
Bunun üzerine yükü sırtına aldı. Birlikte tekrar kadına doğru koştuk. Yanına vardığımızda bunları yere bıraktı, undan biraz çıkarıp kadına:
“Bunu dök, ben karıştırayım.” dedi.
Kendisi tencerenin altına eğilip ateşi üflemeye başladı. Sonra yemeği pişirdi ve:
“Bana bir kap getir.” dedi.
Kadın bir kap getirdi. Ömer yemeği içine boşalttı ve kadına:
“Çocuklara sen yedir, ben de (soğutmak için) yayayım.” dedi.
Çocuklar doyuncaya kadar böyle devam etti. Sonra artanı da onların yanında bıraktı.
Kalkıp oradan ayrıldık. Kadın şöyle diyordu:
“Allah senden razı olsun! Bu işte sen, Müminlerin Emiri’nden daha layıksın.”
Ömer ise: “Emirü’l-Müminin’e gittiğinde benim için de güzel söz söyle ve beni orada hatırla, inşallah.” diyordu.
Sonra biraz kenara çekildi ve kadına doğru oturup bekledi. Biz ona:
“Başka işlerimiz de var.” dedik.
Ama benimle konuşmadı. Ta ki çocukların oynayıp güldüğünü, sonra uyuyup sakinleştiklerini görünceye kadar bekledi.
Sonra bana dedi ki:
“Ey Eslem! Açlık onları uykusuz bıraktı ve ağlattı. Ben de onların halinin düzeldiğini görmeden ayrılmak istemedim.” (Ahmed b. Hanbel, Fezailü’s-sahabe, 1/290, 291)
Bu rivayet, Hz. Ömer’in şefkatini, merhametini, faziletini, adaletini ve yöneticilik anlayışını anlatan birçok konudan sadece biridir.
Ne etkileyici bir olay. Duyarlılığın inceliğini ve vicdanın saflığını ortaya koyuyor. Tüm bunlar, dünya henüz çocuk haklarını tanımadan ve bu konuda uluslararası kuruluşlar kurulmadan önce gerçekleşmiştir.
İslam, çocuk ve aile haklarını ortaya koymada öncülük etmiştir. Bu sebeple Allah, Hz. Ömer’den ve onun arkadaşlarından razı olsun; bu hakları ortaya koyanlardan da razı olsun.
Hz. Ömer’in en belirgin özellikleri:
Güçlü iman ve fazilet: Peygamberimizin (asm) rüyalarında onun dinî kuvvetini ve cennetteki yerini öven işaretler vardır.
Adalet ve liderlik: İslam’ın yayılmasında büyük rol oynamış, güçlü ve kararlı bir yönetici olmuştur.
Karakter farkı: Ebubekir (r.a.) daha yumuşak, Ömer ise daha sert ve kararlı bir mizaca sahiptir; her ikisi de dengeli bir şekilde övülmüştür.
Halkına karşı sorumluluğu: Gece halkı gizlice denetler, fakirlerin ihtiyaçlarını bizzat karşılar. Aç çocukları doyurmak için sırtında erzak taşır ve onların doymasını beklemeden ayrılmaz.
Merhameti ve hassasiyeti: Burada yoksul aileye gösterdiği hassasiyet ve bizzat kendisinin hizmet etmesi gibi, başka bir rivayette de bir annenin çocuğunu erken sütten kesmeye zorlandığını öğrenince devlet politikasını değiştirmiştir.
Tevazusu: Halkın arasında sıradan biri gibi dolaşır; insanlar onu tanımaz bile.
Kerametleri ve feraseti: Uzakta bulunan komutanına seslenmesi (Sâriye olayı) gibi rivayetler aktarılır.
Yöneticileri denetlemesi: Valilerini sıkı şekilde hesaba çeker, halktan kopmalarına izin vermez.
Zühd ve takva: Kendini sürekli hesaba çeker, Allah korkusuyla yaşar.
Özetle Hz. Ömer, adalet, merhamet, sorumluluk ve tevazu açısından ideal bir İslam yöneticisi modelidir, her Müslüman özellikle aile sorumluluğundan devlet sorumluluğuna kadar her idareci onun hayatını örnek alması gerekir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet