Kuran'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, ifadesi neden iki defa geçmektedir?

Tarih: 03.11.2015 - 03:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Müzzemmil 20. Ayette “Kuran'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun.” ifadesi aynı ayet içinde, yakın yerde neden 2. kez geçmekte?
- Ve, önce nazil olan bir ayette; gecenin üçte birinin üçte ikisinin Kuran okunarak geçirilmesi söylenmiş, daha sonra bu ayette “Allah içinizden savaşa çıkacakları, rızık arayacakları bildi” ifadeleri nazil olmuş.
- Hasa, Allah daha önce, savaşacakları rızık arayacakları bilmiyor muydu da emir tek seferde hafif haliyle gelmek yerine sonradan hafifletildi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Önce şunu belirtmeliyiz ki, tefsirlerde “Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun” mealindeki ifadenin iki defa tekrarlanmasının hikmetine rastlayamadık.

- Bununla beraber, ayetin ifadesinden anlayabildiğimiz kadarıyla, şunları söyleyebiliriz ki;

İlk defa “Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar/kolayınıza geleni okuyun.” mealindeki ifade, geçmiş zamana aittir.

Buna göre, sanki şöyle deniliyor: Sizin şimdiye kadar kılmakta olduğunuz gece namazını aynı şekilde kılmaya güç yetiremeyeceğinizi Allah biliyor. Bu sebeple artık bundan böyle “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun, namazı da kolayınıza gelecek şekilde kılın.”

İkinci defa tekrar edilen “Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar/kolayınıza geleni okuyun.” mealindeki ifade ise, gelecek zamana bakar.

Bununla şu açıklanmış olur ki: Şimdiye kadar kıldığınız teheccüd namazı ve okuduğunuz Kur’an’ın miktarını sizin tercihinize bıraktığımız gibi, bundan sonra da bu durum devam edecektir. Çünkü Allah biliyor ki, bundan sonra da bir kısmınız hasta olur, bir kısmınız ticaret yapmak, geçimini temin etmek maksadıyla yolculuk yapar ve diğer bir kısmınız da Allah yolunda savaşa çıkar... Onun için “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun/kolayınıza geldiği şekilde teheccüd namazını kılın...”

- Ayette “Kur’an’dan kolayınıza geldiği gibi okuyun.” mealindeki ifadeden maksat, sadece Kur’an okumak değil, teheccüd namazını kılmak ve o namazda Kur’an okumaktır.

Ayette “salat=namaz” yerine “Kur’an” kelimesinin kullanılması, hem namazı hem de Kur’an’ı anlattığı için tercih edilmiştir. Çünkü bu veciz/îcazlı ifade Kur’an’ın ehemmiyet verdiği bir edebi sanattır. Nitekim, İsra suresi 78. ayette de “Kur’an” kelimesi namaz için kullanılmıştır. (bk. Razi, Kurtubi, Beydavi, ilgili ayetin tefsiri)

Yine, İsra suresinin 110. ayetinde “Kur’anı gizli oku” mealindeki ifadesi, “namazını gizle” mealindeki ifade şeklinde kullanılmıştır. Yani burada da “Kur’an” kelimesi yerine “salat=namaz” kelimesi kullanılmıştır. (bk. İbn Kesir, Müzzemmil: 20. ayetin tefsiri)

- Demek oluyor ki, bu ayetin tekrarı, geçmiş ve gelecek zaman içindir. Bu ifadenin tekrarlanması zor, meşakkatli bir hükmün hafifletilmesindeki Allah’ın lütuf ve nimetinin varlığını pekiştirmeye yöneliktir.

- Kur’an’da -birkaç ayetle sınırlı da olsa- neshin varlığı kabul eden alimler vardır. Ancak, neshin olmadığını, her ayetin onun şartlarına uygun zaman ve durumlarda geçerli olduğunu söyleyen alimler de vardır.

Neshin birkaç ayet de olsa varlığını kabul eden alimlere göre neshin hikmeti, sosyal şartların değişmesiyle hükmün değişmesidir. Nesheden ayet ile neshedilen ayet -Müzzemmil suresinde olduğu gibi- aynı surede de olsa, iki ayetin nüzulü arasında geçen bir zaman süreci olduğunda şüphe yoktur.

Mesela, Müzzemmil suresinin “Ey örtünüp bürünen!) Gecenin birazı hariç, gece kalk. Gecenin yarısını kalk, yahut yarısından biraz eksilt. Veya yarısının üzerine biraz ilave et. Ve Kur’ân’ı da ağır ağır, tane tane oku.” (Müzemmil, 73/1-4) mealindeki ilk ayetlerinde gece namazının farz olduğunu göstermektedir. Bu hitap Hz. Peygambere olmakla beraber, buna ümmetin/sahabenin de dahil olduğunu, surenin 20. ayetinde yer alan “Senin Rabbin, gecenin bazen üçte ikisine yakın bir kısmını, bazen yarısını, bazen üçte birini ibadetle geçirdiğini, senin yanında yer alan müminlerden bir cemaatin da böyle yaptığını elbette biliyor.” mealindeki ifadeden anlamak mümkündür.

Gece namazının farz olduğu Mekke döneminde en az birkaç yıl bu farziyet devam etmiştir. Daha sonra, surenin son ayeti olan 20. ayette yer alan “O sizin bu gece ibadetini gözetemeyeceğinizi bildiği için, lütuf ve merhametiyle size yeniden bakıp muaf tuttu. Artık Kur’ân’dan kolayınıza gelen miktarı okuyun...” mealindeki ifadeyle teheccüd namazında hafifleme yapılmıştır. Ardından beş vakit namazın Miraçta farz kılınmasıyla (İsra, 17/79) bu namazın farz hükmü ümmet için tamamen nesh edilmiştir. (bk. Taberi, Razi, Beydavi, Kurtubi, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Neshin hikmeti, -az önce de dikkat çektiğimiz gibi- sosyal şartların değişmesi olduğu gibi, psikolojik durumların değişmesi ve Allah’ın kullarına yaptığı lütuf ve ikramını göstermesi de söz konusudur. Nitekim,

 “Ama şimdi Allah yükünüzü hafifletti, çünkü sizde savaşma konusunda bir zayıflık olduğunu müşahede etti. O halde sizden sabırlı yüz kişi, Allah’ın izniyle onlardan iki yüz kâfire üstün gelir ve eğer sizden bin kişi olursa, onlardan iki bin kişiye galip gelir. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/66)

mealindeki ayette bunu görmek mümkündür.  

- İnsanoğlu, “eşya ancak zıddıyla bilinir” kuralı gereğince, bir şeyin zıddını görmeden onun kıymetini fazla kavrayamaz. Mesela, aç kalmayan nimetin; hasta olmayan sağlığın; fakirlik çekmeyen servetin kıymetini anlamaz.

Bunun gibi genellikle nesh edilen konulardaki bazı zorluklar gösterildikten sonra, onu hafifletme yönüne gidilir ki, bu nimetin kadri bilinsin.

Müzzemmil suresinin 20. ayetinde yer alan “Haydi artık Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun.” mealindeki ifadeden bu gerçeği görmek mümkündür.

Yine, nesih konusu, Müslümanlar için bir imtihan vesilesidir. Bir süre önce alıştıkları bir hükmün ve kalkması yerine başka bir hükmün gelmesiyle nasıl bir tavır sergileyecekleri hususunda insanlar test edilirler. Kendi nefsani arzularına mı, yoksa Allah’ın emirlerine mi boyun eğecekleri konusunda imtihan olurlar.

Allah’ın bilmesi konusuna gelince:

Kur’an’da defalarca tekrar edilen “Allah her şeyi hakkıyla bilendir / bilmektedir.” (bk. Bakara, 2/29, 282; Al-i İmran, 3/92; Nisa, 4/176) mealindeki ayet ve benzerlerinde, başka bir ihtimale meydana vermeyecek açıklıkta, Allah’ın -geçmiş, gelecek- her şeyi bildiği ifade edilmektedir.

O halde, Kur’an’ın konuyla ilgili başka ifadeleri bu gerçeğe aykırı yorumlanamaz. Bize düşen, farklı anlaşılabilen ifadeleri, bu çok açık olan ayetlerin manasına uygun olarak anlamaya çalışmaktır. İslam alimleri de böyle yapmış ve “li ya'leme = taki bilsin/bilmesi için” ifadesini bu çerçevede açıklamışlar ve şu şekilde meal vermişlerdir:

“Allah’ın gerçek müminleri bilmesi için.” (Al-i İmran, 3/140) ifadesi, “müminleri -ilminde var olan mahiyetlerini- ortaya çıkarması için...” anlamına gelir.

“Haramlardan sakınanları bilmek” (Maide, 5/94) ifadesi, “onları uygulamada görmek, meydana çıkarmak” anlamına gelir.

Bundan anlaşılıyor ki, “ilim” kavramı, bilmeyi ifade ettiği gibi, görmeyi de -yani, ilmin dışa yansıyan uygulamadaki tezahürlerini de- ifade eder.

Bu açıdan bakıldığında, “Allah bilmek ister” anlamına gelen “li ya’leme” ifadesini “Allah, ilminin dış dünyaya akseden yansımalarını görmek ister.” şeklinde anlamak gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun