Kur’an’da cansız çoğullar, neden tekil-dişil olmamıştır?

Tarih: 02.05.2015 - 09:28 | Güncelleme:

Soru Detayı

وعلم آدم الاسماء كلها ثم عرضهم على الملئكة ayeti ve قد جاءكم بصائر من ربكم gibi Kur'an ayetlerinde niçin Gayr-i Akil çoğullar Müfred-Müennes sayılmamışlar?
- Dil bilgisi açısından hükmü nedir?
- Tefsir açısından açıklaması nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Enam suresinin 104. ayetinde yer alan “besair” kelimesi “basiret” kelimesinin çoğuludur. Basiret ise, manaların ve hakikatlerin idraki için kullanılan akıl demektir. (İbn Aşur)

Ayette daha çok Kur’an’ın ihtiva ettiği deliller, huccetler manasına gelir. (İbn Kesir)

Veya “Kur’an’da yer alan ve Hz. Peygamberin beyan ettiği hakikatlerin idrak edilmesini sağlayan burhan ve delillerdir.”

Buna göre “Gelme” fiilinin besair için kullanılması mecazdır. (V. Zuhayli)

- Cem-i teksir/mükesser veya cem-i müennese isnat edilen bir fiil,  te’nis “ta”sını alabildiği gibi almayabilir de. Burada almamıştır. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Bununla beraber, ayette fiilin müzekker kalıbının tercih edilmesi, Kur’an’ın gösterdiği delil ve burhanların (reculiyet/erlik kazanacak kadar) kuvvetli olduğuna işaret etmek içindir. (bk. en-Nazmu’d-Durer, ilgili yer)

- Kur’an’ın bu manadaki bir nüktesini beyan eden Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır:

“ ...Demek zaîflerin cem'iyeti ve şahs-ı manevîsi kavî olduğu gibi, kavîlerin cem'iyeti ve şahs-ı manevîsi ise zaîftir. Bu sırra bir işaret-i latife ve zarif bir nükte-i Kur'aniyedir ki ferman etmiş: وَ قَالَ نِسْوَةٌ فِى الْمَدِينَةِ Müenneslerin cemaatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem قَالَتِ اْلاَعْرَابُ buyurmakla müzekkerlerin cemaatine, müennes fiili olan قَالَتْ tabiriyle, latifane işaret ediyor ki: Zaîf ve halîm ve yumuşak kadınların cem'iyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesbedip bir nevi reculiyet kazanır. Müzekker fiilini iktiza ettiğinden وَ قَالَ نِسْوَةٌ tabiriyle, gayet güzel düşmüş."

"Kavî erkekler ise, hususan bedevi a'rab olsa; kuvvetlerine güvendikleri için cem'iyetleri zaîf olup hem ihtiyatkârlık, hem yumuşaklık vaziyetini aldığından, bir nevi kadınlık hasiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktiza ettiğinden قَالَتِ اْلاَعْرَابُ müennes fiiliyle tabiri tam yerindedir.”(bk. Lem'alar, s. 154)

- Bakara suresinin 31. ayetinde yer alan “esma” kelimesi ayette hem isim hem müsemmaya ait olarak kullanılmıştır.

Gayr-ı akil cemi’ olan “esma” kelimesi, akılsız olmakla beraber müsemmaları (isim olduğu varlıklar) itibariyle akıllı sayılabilir. Çünkü Allah’ın Hz. Âdem’e öğrettiği şeyler arasında akıllı olan varlıklar da vardır. Akıllıların bulunmasından ötürü müzekker kalıbının kullanılması “tağlib sanatı”na göredir.

Bu sebepledir ki, önce “esma” kelimesinin “gayr-ı akil” olan lafzından dolayı “külleha” kelimesinde müennes zamiri kullanılmıştır. Ardından gelen “arada-hum” cümlesinde ise “esma”nın müsemmaları arasında yer alan akıllı varlıkların da bulunmasından ötürü, müzekkerler için kullanılan ”hum” zamirine yer verilmiştir. (krş. Zemahşeri, Kurtubi, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

-Bununla beraber “arada-ha” kıraatına dair rivayetler de vardır. (bk. Kurtubi, a.g.y)

- Keza aynı ayette “hâülâi” işaret zamiri de akıllılar içindir. Bu tağlib sanatı çerçevesinde gayr-ı âkil olanlar için akiller için olan kelimelerin kullanılması bilinen bir şeydir.

Nitekim, İsra suresinin 36. ayetinde “sem’-basar-fuad” kelimeleri için de akıllı cemiler için kullanılan “ülâi” kelimesi kullanılmıştır. (bk. İbn Aşur, a.g.y)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun