Kuran ve diğer kutsal kitaplar arası tutarsızlıklar mı var?

Tarih: 14.10.2017 - 00:16 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bazı ateistlerin iddiaları Kuran ve diğer kutsal kitaplar arası tutarsızlıklar olduğunu söylüyorlar bunlara ne cevap verebiliriz, detaylı bir reddiye yazar mısınız?
- Örneğin Vahiy Farkı
- Tevrat, İncil ve Zebur’da hitap edenler; kitabın yazarlarıdır. Kur’an’ın ise birkaç gaf dışında genelde Allah’ın hitabı şeklinde yazıldığını görürüz.
- Önceki kitaplarında hitaplar 3. kişilere ait iken, son kitabında direk Allah konuşur.
- Bu durumda Müslümanların ya önceki kitapların Allah’tan olmadığını öne sürmeleri ya da Allah’ın kitap göndermede yöntem değiştirdiğini kabul etmeleri gerekir. Ama sadece önceki kitapların tahrif edildiği iddiasıyla yetinilir.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1) İslam’da, Tevrat ve İncil gibi daha önceki kitapların da Allah’tan gelen birer vahiy olduğuna ve söz konusu elçilerin hak peygamberler olduğuna iman etmek zorunludur. Onlara iman etmeyen Müslüman olamaz.

Şu var ki, elimizdeki Tevrat ve İncil kitapları (Kitab-ı Mukaddes) olarak bilinen kitapların mecmuasının tamamı (Asıl Tevrat ve İncil gibi) vahiy değildir. Bu Kitapların baştan sona Allah’ın vahyi olduğuna dair Yahudi ve Hristiyanların bir iddiası yoktur.

Dört İncil’in yazarları bellidir. İçinde Hz. İsa’dan şifahi olarak gelen doğru bilgiler yanında, yanlış bilgilerin de olduğu, ilgili dine bağlı olan bilim adamları tarafından kabul edilmiştir.

Tevrat mecmuasındaki “Tevrat” bölümü hariç, diğer bölümleri Yahudilerce de Allah’tan gelen vahiy olmadığı kabul edilir.  

2) Hz. Âdem (as)'den Hz. Muhammed (asm)'e kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberler, itikatta aynı esaslara tabi olmakla beraber, amel sahasında farklı şeriatlarla mükellef tutulmuştur. Meallerini vereceğimiz ayet ve hadislerde bu gerçeğin altı çizilmiştir:

“Biz, senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona: 'Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde, bana kulluk edin!' diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25)

mealindeki ayetten, bütün peygamberlerin vahiy ile tevhid akidesini ders aldıkları ve ders verdiklerini anlayabiliriz.

“Andolsun ki biz her ümmete; 'Allah’a ibadet edin ve tağuttan sakının.' diye bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36)

mealindeki ayette de tevhid akidesi ve yalnız Allah’a kulluk dersi verildiği gibi, her türlü şirki ifade den tağuttan da uzak kalma hususu ders verilmiştir.

- Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Bütün peygamberler, baba bir kardeşlerdir; anneleri farklıdır, ama dinleri birdir.” (Hâkim, 2/648)

Bu hadisi Buhari de (biraz daha kısa) tahriç etmiştir.  Bunun anlamı: Bütün peygamberlerin dinleri (dinin temelini teşkil eden itikadi konuları, iman esasları) birdir. Fakat şeriatları ise farklıdır. (bk. İbn Hacer, 6/489)

Görüldüğü gibi, burada iman esaslarını teşkil eden itikadi konular, “din” unvanıyla ifade edilmiş ve peygamberler için bir baba hükmünde olduğu, onların hepsi de bu babanın oğulları olduğuna, yani aynı hakikatin mahsulatını ders verdiklerine işaret edilmiştir.  

Dinin (iman esasları dışında kalan) füruat kısmı denilen şeriatler ise, annelere benzetilmiştir.

Demek ki, ameli hükümlerin farklı dinlerde farklılık arz etmesi, ilahi hikmetin bir gereğidir.

İlk okulda matematik dersini veren bir öğretmenin aynı dersi üniversitede daha farklı anlatması, öğretmenin yeni şeyler öğrendiğinin değil, muhatapların durumunu göz önünde bulunduran hikmetli bir tavır sergilediğinin göstergesidir.  

Değişik çağ ve devirlerde farklı şeriatların olması, farklı vahiylerin, emir ve yasakların bulunması bu hikmetin birer yansımasıdır.

c) Önemli olan şu anda da mevcut olan ve hakkaniyetini koruyan bir dine iman etmektir. Çünkü, doğru ve hak dine iman etmek hayati öneme haizdir. Dünya ve ahiretin saadeti buna bağlıdır. Bu dinin İslam dini olduğunda şüphe yoktur.

Tarih boyunca ve şimdi de diğer dinlerden binlerce din adamı ve ilim adamının içinde bulunduğu yüz binlerce insanın İslam dinine girmesi, bu dinin ne kadar hak ve hakikat olduğunu göstergesidir.

d) Ayın dünyanın gölgesinde kalıp ışık vermemesi, güneşin varlığına bir zarar verebilir mi? Bunun gibi, birer ay mesabesinde olan diğer semavi dinlerin, insanların heva ve heveslerinin gölgesinde kalarak karanlığa bürünmesi, güneş gibi parlayan İslam dininin göz ardı edilmesine sebep olabilir mi?  

Elbette olamaz, çünkü;

- “İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.” (bk. Münazarat, s. 9)

- İslam dini hak bir dindir. Doğru olanı tasdik etmek aklın gereğidir.

- İslam dini bütün insanları iman etmeye davet ediyor. Hiçbir kimse İslam dininin dışında kalma lüksüne sahip değildir.

-İslam’a inanan cennet gibi ebedi bir hayatı kazanır. İnanmayan ebedi bir cehennem hapsine mahkum olur.

-İslam dini, “bütün dinlere inansa bile kendisine inanmayan hiç kimse” cennete giremez diyor.

Madem İslam dini haktır, madem Kur'an’ın sözleri Allah’ın sözleridir. Öyleyse bize düşen aklımızı kullanıp ebedi hayatımızı garanti altına almaktır.

Hülasa:

İslam dini, erkek-kadın bütün insanların hayatlarına istikamet, akıllarına feraset, kalplerine muhabbet, ferdi ve içtimai muamelelerine adalet, kabirlerine aydınlık ve nur, mahşerde kurtuluş ve sürur, ahirette cennet ve ebedi saadet verdiği için, onu tercih etmek gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun