Kur’an evrensel ise, niçin herkes aynı anlayıp aynı hükümlere tabi olmuyor?

Tarih: 29.11.2015 - 01:14 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kuran evrensel ise aynı zaman diliminde yazılan tefsirlerde bile çok farklı anlam farklılıkları görmemizi nasıl izah edebiliriz?
- Herkes istediği gibi anlamlandırırken evrensel olduğundan bahsedilebilir mi?
- Niçin herkes aynı anlayıp aynı hükümlere tabi olmuyor?
- Alemlerin Rabbi dendiğinde bin yıl önceki insan ne anlıyordu biz ne anlıyoruz?
- Veya aynı çağda bile farklı anlıyoruz bir takım Arapça kuralları yüzünden. Ne kastedildiği direk olarak söylenseydi herkes aynı şeyi anlasaydı olmaz mıydı?
- Latince her dile çevrilebilen en kolay dil. Kuran Latince inseydi herkes çok daha kolay anlayabilirdi. Halbuki Kuran’da geçen Arapça bir cümleyi tam olarak Türkçe’ye çevirmek istediğimizde üç satıra ihtiyaç duyuyoruz. Her şey açıkça ifade edilseydi isterse on beş cilt olsaydı ama okuduğum zaman benden isteneni tam anlasaydım ve yaratanı bizzat kendisinden tanısaydım olmaz mıydı?
- Ya da Latince olsaydı kolayca çevirseydim güzel olmaz mıydı?
- Dinin temel kitabını okuduğumda neden her şeyi öğrenemiyorum ve ayrıca insanlar tarafından yazılmış kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Halbuki bana bir tek o yetmeli değil mi?
- Ayrıca tam olarak anlamak istesem Arapça’yı her şekilde kurallarına göre öğrenip bütün deyimlerini, kelime çekimlerini öğrenmem gerekir ki bunu Araplar bile yapamıyor. Ben inançsız biriyken bir din seçmek istediğimde sadece İslamı araştırırken belki yirmi yıla ihtiyacım var ve belki de aradığım din bu değil. Aynı şeyler Hristiyanlık ve Yahudilik için de geçerli hepsini öğrenmeye nasıl vakit bulacağım?
- Bu işi yapanlara güvenmek isterim ama hepsi Kuran’a İncil’e Tevrat’a dair yazdıkları şeylerde farklı yorumlar açıklamalar dile getiriyorlar hangisine inanacağımı nereden bileceğim?
- Bir İslam alimi Kuran’a bakarak namaz kılıyor ama bir diğeri Kuran’da namaz emredilmemiştir salat dua demektir diyor ve kılmıyor hangisine inanacağım?
- İkisi de çok iyi Arapça biliyor ve ikisi de mantıklı şeyler söylüyor ve namaz denilen ibadet o dinin temeli olarak nitelendiriliyor. Hangisini seçeceğim?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kur’an’ın farklı yorumlara müsait bir üslupta olması, onun evrensel bir kitap olduğunun göstergesidir. Çünkü bu üslup, her asra, her asırdaki farklı bilgi ve görgü seviyesine hitap etmektedir.

Kur'an'ın pek çok ayetinde ilme ve ilim erbabına özel bir önem atfedilmiştir. Halbuki, eğer bilenlerle bilmeyenler Kur'an'ı anlamada aynı seviyede iseler, ilmin hiçbir değeri yok demektir. Bu ise bir safsatadır.

Demek Kur'an'ın bilen kimseler tarafından açıklanmaya, bizim gibi insanların da onların açıklamalarına göre bir kanaat sahibi olmaya ihtiyacı vardır.

- Kur’an, bütün ilimleri ihtiva eden ve her şeyi açıklayan bir kitaptır. Kıyamete kadar gelecek insanların ihtiyaçlarına cevap veren bir kitapta, herkesin kolayca anlayabileceği bir üslup takip edilseydi, belki şimdiki Kur’an’ın yüz misli büyüklüğünde bir kitap olması gerekirdi. Çünkü, farklı zekâ, ilim, meslek, görgü seviyesinde olanlar için ayrı ayrı ifadelerin, açıklamaların olması gerekirdi.

Halbuki, “îcaz” yani kısa bir ifadeyle pek çok hakikati açıklaması, Kur’an’ın mucizelik yönünün en önemli kriterlerinden biridir. Az bir sözle çok manayı ifade etmek için, kullanılan ifadelerin çok geniş kapsama sahip olmasını gerektirir. Ta ki, herkes aynı ifadeden kendi kapasitesine göre, bir hakikati anlasın, dersini alsın.

- Mahiyeti aynı olmakla beraber, bir matematik dersinin ilk, orta öğrenim ve üniversitede farklı seviyelerde farklı üslupla açıklanması evrensel bir kural olduğu gibi, Kur’an gibi değişik ilimleri ve çok çeşitli hakikatleri ders veren bir kitabın muhataplarının seviyelerini nazara alması kadar tabii bir şey olamaz.

Bu zorunluluk ise, ifadelerin geniş kapsamlı olmasını ister. İfadelerin geniş kapsamlı olması ise, veciz bir ifadeyle birçok manayı birden anlatmayı gerektirir. Bu ise ifadelerdeki farklı manaların varlığından dolayı, üslubun bazıları için kapalı, zor anlaşılan bir konumda olduğunu sonucunu doğurmuştur.

Farklı tefsirlerin farklı yorumları, Kur’an’ın bu harika üslubunun varlığına şahittir.

- Bin bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen, yanlış yorumları kabul edilen Mutezile, Hariciler dahil, hiçbir İslam alimi tarafından “Salat” kelimesinin dua anlamında olduğunu kabul ettiği için namazı terk etmemiştir. Çünkü, namazın nasıl kılınacağını Hz. Peygamberden itibaren en sağlam bir şekilde günde beş defa tekrar edilerek nesilden nesile intikal etmiş bir ibadettir.

Salat kelimesinin dua manasının olduğu doğrudur. Çünkü namazda okunması zorunlu olan Fatiha suresi bir duadan ibarettir. Diğer zikir ve tesbihler de birer dua sayılır. Ancak namazın yalnız duadan ibaret olduğunu söyleyen varsa, Kur’an ‘ı ve Hz. Peygamber (asm)'i anlamamış demektir. İlginçtir, namazın dua yönünü irdeleyenler daha çok namaz kılmayan cühela takımıdır.

- Fen bilimlerinin ortaya koyduğu meselelerden hiçbirisini bizzat -fizik, kimya, astronomi laboratuarında- tahkik ederek kabullenmiş olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Hayır!

Bütün bilimsel kabullerimiz bu konuyu tahkik eden uzmanlara itimat etmekten kaynaklıdır. Pek çoğumuz ana dilimizin kurallarını da bilmiyoruz. Fakat başkalarını taklit ederek hangi sözcüğün hangi mana için kullanıldığını öğreniyoruz.

Aynı şey Arapça için de geçerlidir.

Aynı şey tefsir uzmanlarını taklit etmekte de geçerlidir.

Aynı şey Hz. Peygamber (asm)'in mucizelerin gözleriyle göre sahabeyi taklit ederek sağlam yollarla bize kadar gelen mucizlere iman etmekte de geçerlidir. “Kur’an’ın ifadelerini insanüstü, sonsuz ilmi yansıtan, eşsiz olduğunu” söyleyen yüz binlerce İslam alimlerin bu tespitleri için de geçerlidir.

- Buna göre herkesin uzun bir zaman harcayarak Arapça öğrenmesine gerek yoktur. Uzmanları tarafından Türkçe yazılmış veya Türkçe’ye çevrilmiş pek çok tefsir kaynağı ve yorumlar vardır. Fizik öğretmenine itimat ettiğimiz gibi, sahasında uzman olan müfessirlere de itimat edeceğiz.

Hülasa: Bahaneler üretmek yerine, gerçeği öğrenmeye göz dikelim. Çünkü, din işi şakaya gelmez. İnanan insanların cennete girmesi, inanmayanların ise ebedi olarak cehennemde kalması söz konusudur.

Onun için Kur’an/din konusu, gece sohbetlerinde vakit geçirmek için konuşulan -haşa- bir eğlence konusu olamaz.

Din meselesi, şöhret olmak için umum Müslümanların tersine bir şeyler söylemek adına konuşulan bir hikâye değildir. Neticesi çok büyüktür. Ya büyük bir kâr ve yarar, ya da büyük bir zarar ve hasardır.

Unutulmamalıdır ki, “Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir.”

İslam dinini hak olup olmadığını samimi olarak araştıranlara, samimi tavsiyemiz, bu asır insanları için yazılmış Kur’an’ın manevi ve hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı'nı samimi olarak okumalarıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun