Kötülüğü emreden nefse, cihat gibi büyük bir hayrı kabul ettirmenin yolu nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsanın nefsi terbiyeyi kabul edecek bir tabiattadır. Bunu iki örnekle açıklamaya çalışalım:

1. Nefsin tabiatında cimrilik vardır. Bu cimriliği çocuklarda bile görebiliriz. Çocuğa bir şey verdiğinizde kabul eder. Fakat ondan bir şey almak isteseniz feryadı basar. Bu fıtri cimrilik, aşılmaz bir cimrilik değildir. Kuvvetli bir imana sahip kişi, Cenab-ı Hakk'ın zekat emrini öğrenince, malının kırkta birini kolayca verir. Hatta sadece zekatla kalmaz, ayrıca sadakalarla yardım eder. Seferberlik ilanı gibi olağanüstü hallerde, malının tamamını bile feda edebilir. Zira, inanmaktadır ki, verdiği boşa gitmeyecek, Allah daha fazlasını ona ikram edecektir. Ayetin ifadesiyle, Allah yolunda infak etmek "bire yediyüz mahsul veren habbe" misalidir. (Bakara, 2/261) Allah dilediğine, bire yediyüzden daha fazla vereceğini, aynı ayette vaat etmektedir.

İşte, bir verip iki kazanmaya çalışan bir insan, Cenab-ı Hakk'ın en azından bire yediyüz vereceğini öğrenince, seve seve malını infak eder, cömert bir insan hâline gelir.

2. Her insan, hem korkak hem de cesur olabilir. Şu ifadeler cesaret ve korkaklığın kaynağını bildirir:

"Her hakiki hasenat gibi, cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi, cebanetin dahi menbaı, dalalettir."(1)

İman ve Allah'a kulluk, her türlü iyiliğin kaynağı olduğu gibi, cesaretin dahi kaynağıdır. Her türlü kötülük, küfür ve dalaletten geldiği gibi, korkaklık da aynı kaynaktan çıkmaktadır.

Mü'minlerin cesareti, kâfirlerin korkaklığı, özellikle savaşlarda çok açık bir şekilde görülmektedir. Mü'mini cesur yapan, temelde şu iki esastır:

a. "Onların ecelleri geldiğinde, bir an geri kalmazlar, öne de geçmezler."(A'raf, 7/34; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61) ayetinin bildirdiği "ecel birdir, değişmez" gerçeğidir. Savaşta ön cephede olanla, arka cephedeki, ölüme aynı uzaklıktadır. Hatta cephede olanla, evinde istirahat eden arasında, ölüme uzaklık-yakınlık farkı yoktur. Niceleri vardır, pek çok savaşa girer, yatağında vefat eder. Niceleri de vardır, ilk defa savaşa katılır, hayatını kaybeder.

Halid b. Velid'in durumu, buna güzel bir örnektir. Yatağında ömrünün son dakikalarını geçirirken, etrafındakilere şöyle der:

"Şu kadar savaşa katıldım. Vücudumda ok-mızrak yarası veya bir darbe izi olmayan hiçbir uzvum yok. Ama gördüğünüz gibi, yatağımda vefat ediyorum. Korkakların kulakları çınlasın!.." (2)

b. Mü'min için, savaşta iki güzelden biri vardır (Tevbe, 9/52): Ya şehitlik, ya zafer.(3) "Ölürsem şehidim, kalırsam gazi." diyen bir mü'min, böyle beklentileri olmayan bir kâfirden, elbette daha cesur olacaktır.

Bu iki örnekte görüldüğü gibi, nefis terbiyeyi kabul eder. Rezil hasletlerden sıyrılıp, güzel hasletlerle donanır. Bunun neticesinde, paraya-pula kul olmaktan kurtulur, Allah'a kul olur. Menfaat peşinde değil, fazilet peşinde koşar. Arzın çekiminden kurtulur, hakikatın semasına kanat açar. Himmetini yüksek tutar. Kendi için değil, başkaları için yaşar.

"Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir." hakikatine mazhar olur.(4)

Kaynaklar:

1. Nursi, Sözler, s., 18.
2. İbnu Kesir, I, 441.
3. İbnu Kesir, IV, 102; Nesefi, II, 130.
4. Nursi, Hutbe-i Şamiye, s. 59.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR