Peygamber Efendimiz, Mehdînin kendi soyundan olacağını ifade etmiştir. Ancak dâima ehliyete, takvâya önem veren bir peygamber için kendi soyundan gelen bir insanı müjdelemesi, onu üstün tutması, dikkatleri onun üzerine çekmesini nasıl yorumlayacağız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) peygamberlik gözüyle, Cenab-ı Hakkın izniyle ilerde olacak hadiseleri bir bir müşahede etmiş, Zeyne'l-Âbidin, Cafer-i Sadık, Şah-ı Geylânî, Şah-ı Nakşıbend gibi mürşidlerin Ehl-i Beytinden yani kendi neslinden çıkacağını; onların herbirinin Sünnet-i Seniyyenin menbaı, muhafızı olarak vazife göreceklerini, ona her yönüyle sım sıkı sarılacaklarını görmüş ve ümmetini onlar etrafında toplamak istemiştir. Âhirzamanın en dehşetli döneminde ümmet için bir ümit ışığı olan Mehdî için de aynı durum söz konusudur. Eğer burda yakınları tercih etme söz konusu olsaydı, yine Teşehhüdde tekrarladığımız "Âl-i İbrahim"de de yani Hz. İbrahim' in nesline dua etmemizde de aynı durum söz konusu olurdu. Niçin başkası değil de Âl-i İbrahim?

"Resûl-ü Ekrem (a.s.m.), gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki, Âl-i Beyti, âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nûrâniye (nurânî bir ağaç) hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakàtında kemâlât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zâtlar, ekseriyet-i mutlaka ile Âl-i Beytten çıkacak. Teşehhüdde ümmetin ‘Âl' hakkındaki duâsı ki, 'Allâmümme salli...'dir, makbul olacağını keşfetmiş. Yani, nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nûrânî rehberler Hz. İbrahim'in (a.s.) âlinden, neslinden olan enbiyâ olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (a.s.m.) vezâif-i azîme-i İslâmiyette (İslâm adına yapılan büyük vazifelerde) ve ekser turûk ve mesâlikinde (çoğu tarikat ve mesleklerde) enbiyâ-i Benî İsrâil gibi, aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (a.s.m.) görmüş."(1)


Demek ki Âl-i İbrahimde de olduğu gibi neslî yakınlık değil, Allah'a yakınlık söz konusu. Öyle olduğu için de Allah Resûlü ümmetine Hz. Mehdî'yi tavsiye etmiştir.

Sonra peygamberlik gibi Mehdîlik de gayretle, çabayla elde edilebilecek bir makam değildir. Tamamen Allah vergisidir ve Allah onu dilediğine, tabiî ki en lâyık olana verir. Eğer Ehl-i Beytten biri buna herkesten daha çok lâyık ise elbetteki ona verecektir. Ekser peygamberlerin Hz. İbrahim soyundan gelmesi bir ayrıcalık olarak görülemeyeceği gibi Mehdî'nin de Ehl-i Beytten olması ayrıcalık olamaz. Bunu yanlış yorumlamanın veya hased etmenin mantığı ve mânâsı yoktur.

---------------------
(1) Lem’alar, Dördüncü Lem'a

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun