Üreme Mucizesi

En güzel şekilde yaratılan insan'a, bu güzellikleri Rabb'inin isimlerine aynalık yapacak yeni nesiller hâlinde sergilemesi için, diğer canlılarda olduğu gibi, benzerlerini üretebilme kabiliyeti verilmiştir. Üreme fonksiyonları olmasaydı, canlılar kendi benzerlerini meydana getiremez, Rabb'imizin sanatlarının her ân yeni modellerle sergilenmesine sebepler plânında imkân olmazdı. Her canlı türünün kendisine has, belirleyici, sabit özellikleri (iki gözümüzün, beş parmağımızın olması gibi) yanında, sonsuz çeşitlilik arz eden (çekik gözlü, kısa veya uzun parmaklı gibi) vasıfları, yeni nesiller üzerinde belirli genetik prensipler çerçevesinde ortaya çıkarılır.

'En güzel şekilde yaratılan insan'a, bu güzellikleri Rabb'inin isimlerine aynalık yapacak yeni nesiller hâlinde sergilemesi için, diğer canlılarda olduğu gibi, benzerlerini üretebilme kabiliyeti verilmiştir. Üreme fonksiyonları olmasaydı, canlılar kendi benzerlerini meydana getiremez, Rabb'imizin sanatlarının her ân yeni modellerle sergilenmesine sebepler plânında imkân olmazdı. Her canlı türünün kendisine has, belirleyici, sabit özellikleri (iki gözümüzün, beş parmağımızın olması gibi) yanında, sonsuz çeşitlilik arz eden (çekik gözlü, kısa veya uzun parmaklı gibi) vasıfları, yeni nesiller üzerinde belirli genetik prensipler çerçevesinde ortaya çıkarılır.

Erkek ve dişinin sahip olduğu genetik hususiyetler, olgunlaşan üreme hücreleri (sperm ve yumurta) vasıtasıyla vücudun belli bir bölgesine yerleştirilmiş olan gonad isimli (erkekte husyeler, dişide yumurtalık) organlarda bir araya getirilir (döllenme) ve böylelikle yeni bir canlının temeli olan tek hücre (zigot) gelişmeye başlar.

Erkek üreme organları
Spermlerin üretildiği testisler (husyeler veya hayalar), embriyonun 51. gününde, henüz dış cinsiyet organları gelişmeden önce, farklılaşarak belli olur. Hamileliğin 3. ayından doğuma kadar herhangi bir zamanda da sölom boşluğundaki yerinden asıl faaliyet sürdürecekleri husye torbalarının içine taşınır. Bu torbaların içindeki sıcaklık, vücut içinden 2 °C daha düşüktür. Bu farklılık olmasaydı, spermler gelişemezdi. Sağlıklı bir erkekte saniyede 1.000 kadar sperm üretilir. Üreme organından çıkmış bir sperm, yumurta hücresiyle birleşmek üzere 1-3 gün kadar canlılığını sürdürebilir. Spermler -190 °C'de dondurularak dölleme özelliğini kaybetmeden saklanabilir.

Bir mililitre (cm3) meni içinde ortalama 60 milyon sperm hücresi bulunur. Normal sınır değerler ise, 20-120 milyon arasıdır. Ancak ülkelere göre bu rakam farklılık gösterir: Finlandiya'da 114 milyon, Danimarka'da 113 milyon, Pakistan'da 79 milyon, Almanya'da 78 milyon, Nijerya'da 64 milyon, Hongkong'da 62 milyondur. Sperm hücresinin sıcak ülkelerde daha az, kuzeye gidildikçe daha fazla olduğu görülmektedir. Ancak son araştırmalar, bütün ülkelerde sperm sayılarında bir azalma olduğunu göstermektedir. Sperm sayısı Danimarka'da 1940'ta 113 milyon iken, 1990'da 60 milyona; Paris'te 1973'te 89 milyon iken, 1992'de 60 milyona düşmüştür. İskoçya'da 577 erkek üzerinde yapılan araştırmaya göre 1984-1995 yılları arasında her yıl sperm sayıları % 2 nispetinde azalmıştır. Spermlerin mililitrede 5 milyonun altına düşünceye kadar yumurtayı bulması ve dölleme gücünü koruması normaldir. Bir seferde 2-3 mililitre meni atılır, bunun yaklaşık % 20'si henüz olgunlaşmamış, dölleme kabiliyeti olmayan hücrelerdir. Olgun hücrelerin de % 50'den fazlası hareketlidir. Meni atıldıktan atıldıktan iki saat sonra spermlerin % 15'i hareket kabiliyetini kaybeder. Spermlerin içinde taşındığı sıvının akışkanlık özelliği 5-15 dakika içinde kaybolur. 'Meni' olarak atılan sıvının ancak % 10'u sperm hücreleridir. Sıvının geri kalan kısmı, nesilleri meydana getirmek için yola çıkan ve bir canlının programının yarısını taşıyan spermlerin yolculuğunu kolaylaştırmak ve hayatiyetlerini sürdürmek için yapılmış özel salgılardır. Bunun % 50-60'ı tohum kesesinden (vesicula seminalis), % 15-30'u prostattan, % 1-3 kadarı da cowper bezlerinden salınır.

Meni sıvısının yoğunluğu 1,027-1,045 g/cm3, pH'si 7,2-7,8'dir (yani bazik). Akışkan ve kayganlaştırıcı bir sıvı olan meninin % 91,8'i su, % 7,2'si de katı maddedir. Katı maddenin 45g/l'si protein, 60mg/l'si ürik asit, 9,8 mg/kg'ı tocopherol (E-vitamini), 0,45 µg/l'si B12 vitamini, 43mg/l'si ascorbik asit (C-vitamini), 2,24 g/l'si fruktoz şekeri, 0,1 g/l'si sorbitol, 3,76 g/l'si sitrik asit, 0,37 g/l'si laktik asit, 1,88 g/l'si lipid, 2,5 pg'ı ise olgunlaşmadan atılan spermlere ait DNA parçalarıdır.

Spermlerin üretim merkezi olan testislerin uzunluğu 4-5 cm., genişliği 2-3 cm., kalınlığı da 3 cm'dir. Bu oval kitlelerden birinin ağırlığı yaklaşık 20 gramdır ve korunması için üzeri 1 mm. kadar kalınlıkta kapsülle sarılmıştır (tunica albuginea). Bir testis 250 civarında 2-3 cm uzunluğunda daha küçük lopçuklardan yapılmıştır. Her lopçukta 1-4 olmak üzere, bir testiste içinde spermlerin geliştiği 500-800 küçük kanalcık (tubuli seminiferi contorti) bulunur. Çapları çok ince (180-280 µm) olan bu kanalcıkların boyları oldukça uzundur (30-70 cm). Bir testisteki kanalcıkların toplam uzunluğu 300 m. kadardır. İşte bu kanalcıkların duvarını döşeyen ve yüksekliği 60-80 µm civarındaki epitelyum, spermlerin yapıldığı fabrikadır. Bu kanalcık duvarlarının temelindeki hücreler, diğer vücut hücreleri gibi 46 kromozom taşıdığı hâlde, mayoz bölünme denen ve sadece burada meydana gelen bir faaliyetle hem çoğalır hem de kromozom sayıları yarıya (n=23) iner; en sonunda ise birer kuyruk takılarak sperm hâline dönüşür. Bu kanal duvarlarına, daha az sayıda, fakat önemli başka hücreler de yerleştirilmiştir. Boyları 50 µm kadar olan Sertoli hücreleri, spermlerin üretimi için gerekli bazı unsurları üretir. Sayıları daha fazla olan ve testisin % 12'sini teşkil eden Leidig hücreleri ise, erkeklik hormonu olan testosteron üretir. Günde 7 mg. erkeklik hormonu üreten bu hücrelerin sitoplâzmalarında proteinden yapılmış Reinke kristali ismi verilen yapıların uzunluğu 20 µm, kalınlıkları da 3 µm kadardır.

Sperm kanalcıklarının duvarının temelindeki primer üreme hücreleri, günde yaklaşık 400 milyon sperm meydana getirecek aday hücreler (spermatogonium) olarak bölünür. Bu hücrelerden saniyede 1.000, günde ise 100 milyon sperm üretilir. Duvarın temelinden itibaren bölünerek farklılaşmaya başlayan ve en sonda kuyruklu sperm hücresi hâlinde tamamlanan bu süreç, yaklaşık 70 günde tamamlanır. Bu kanalcıklarda yaratılan spermler, yolculuklarına devam ederek sayıları 8-12 arasında değişen, boyları 10-12 cm. olan yeni bir kanallar sistemiyle (ductus efferent) toplanıp, epididymis olarak bilinen uzunluğu 5 cm., ağırlığı yaklaşık 4 gram olan -kitle hâlinde dürülmüş uzunluğu 4-6 kadar olan- bir kanal yumağında depolanır. Bu kanalın iç çapı başlangıçta 150 µm, çıkışta ise 400 µm'dur. Epididymisten sonra gelen ductus deferens isimli -uzunluğu 50-60 cm., kalınlığı 3-4 mm., iç çapı ise 0,5-1 mm. olan- diğer bir kanalcıkla taşınan spermlerin boşaltılması ânında burası 3-4 kere kasılır ve spermler, ductus ejaculatorius isimli 2 cm'lik kısa bir bölüme gelir. Buraya bağlanan, toplam uzunluğu 15-20 cm. arasında küçük bir kesenin (vesicula seminalis) sahip olduğu 4-5 cm'lik bezler, pH değeri 7,2-7,5 (hafif bazik) olan ve sperm miktarına yakın -veya biraz daha fazla- salgı yapar. İdrar yoluyla birleşen spermlerin atılması için son bölüm (urethra) prostat bezinden itibaren 20 cm'dir. Bunun 3,5 cm'si prostat içindeyken, 1,5 cm'si prostat çıkışındadır; 15 cm'si ise dış cinsiyet organı içinde ilerler.

Erkek üreme organlarına ait son kısım, kestane büyüklüğünde, 20 gram ağırlığında prostat bezidir. 30-50 kadar tubulo-alveolar ihtiva eden bu bez, 15-30 kadar açıklıkla salgısını spermler geçerken boşaltır. Meninin % 15-30'unu teşkil eden salgının pH'sı 6,4'tür (hafif asidik). Bu salgı, spermlerin hareketi ve yumurtaya ulaşmaları için gerekli kaygan ortamı sağlamak için üretilir. Yaşı 65'i geçmiş erkeklerin % 75-100'ünde prostat bezi büyür ve bu kişilerin % 30-40'ında ciddi idrar şikâyetleri olur.

Neslin devamı için, hassas ölçülere ve mekanizmalara bağlı olarak, sinir sistemi ve hormonlar vesile edilerek çalıştırılan erkek üreme sisteminin yapısına hayran kalmamak elde değildir. Akılsız tesadüflerin, şuursuz sebeplerin, başıboş hücrelerin ve biyokimyevî moleküllerin bir araya gelerek böyle mükemmel bir sistemi kendi kendilerine oluşturması asla mümkün değildir.

(Prof.Dr.Arif SARSILMAZ)

Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun