Tanrı fikri bir kurgu olamaz mı?

Sesli dinle

Bugünlerde bir deneme kitabı okuyorum. Yazarı bir tanrıtanımaz. İnananları eleştiriyor. "Bir tanrı kurguladılar, ona güçlü insanların niteliklerini yamadılar. Eli var, yüzü var, padişahtır, sultandır, askerleri vardır dediler. Sonra da tapmaya başladılar.” gibi laflar ediyor.

Münkirlerin temel tezidir bu. Müminlerin imanını izah için hep kullanırlar.

İnsanlıkla birlikte kadimden beri var olan iman hakikatine bir kılıf uydurmaları gerekiyor çünkü. İnkârları için mazeret gerek.

Evet, Allah bize kendini bir padişah gibi tanıtıyor. Tahtı var, sarayı var, askerleri var, yasaları var.

Bu bir benzetme. Kur’an bizim dilimizle sesleniyor bize, kavrayabilelim diye. Temsil üslubu kullanıyor.

Gözlem alanına girmeyen varlıkları anlatabilmek için gözlemlenenlerden örnekler vermek edebiyatta işlek bir caddedir. Çünkü insan her şeyi kendine kıyas ederek anlar.

Evet, Kur’an el, yüz gibi tabirler kullanıyor. Bu bir mecazdır, hakikate vasıtadır, bu kadar açık bir gerçeği anlamıyorlar mı?

Günlük hayatta da kullanırız bu tür ifadeleri. “Elimin altında” der, söz dinletebilirim, etki edebilirim, gücüm yeter, demek isteriz.

“Elini üstümüzden eksik etme.” deriz, gerçek elin hep üstümüzde olsun demek istemeyiz, “bizden yardımını esirgeme” demek isteriz.

“Yüz” de bunun gibi. “Senin yüzünden…” derken gerçek yüzü mü kastediyorsun? Hayır, “Sebebi sensin.” demek istiyorsun.

Bu gibi tabirler, yaratıcının ilmini, iradesini, kudretini dile getirmek için söylenmiş.

İlahî kudretin kâinata hâkimiyeti de “sultan” kelimesiyle ifade edilmiş.

Allah, insanlarla konuşuyor, elbette onların dilini kullanacak, anlayabilecekleri bir üslubu tercih edecekti.

Sen de bir çocukla konuşurken onun kelimelerini kullanmıyor musun?

Hem kâinat hem de içindeki her bir varlık mükemmel, sanatlı, uyumlu, intizamlı hâliyle ustasını, sanatkârını gösteriyor, ama her şeyi maddede arayan münkirlerin gözü maneviyatta kör olduğu için göremiyorlar.

Bize her an kendini bildiriyor Rabbimiz. Kâinatın diliyle, bütün varlıkları birer kelime yaparak konuşuyor.

Mesela, basit bir topraktan fışkıran papatya bir kelimedir.

Hassas ölçülerle yörüngesinde dönen, güneşe yapışmayan, uzaya fırlamayan, öbür gezegenlerle çarpışmayan gezegenimiz de bir kelimedir.

Eline bir kalem al, ortaya bir nokta koy, sonra çevresine çemberler çiz, her birinin üstüne birer nokta koy. İşte, bunu yapmakla sen basit bir güneş sistemi çizmiş oldun.

Sonra düşün, senin gibi biri olmasaydı bu şekil kendi kendine oluşabilir miydi?

Bir de asıl güneş sistemini düşün. Nasıl ustasız olabilir? Üstelik her an hareket hâlinde olan bir sistemden söz ediyoruz.

Beş tane topu havaya atıp tutan, yere düşürmeyen, birbirine çarptırmayan cambazı hayranlıkla seyreden insanın milyarlarca yıldızı, gezegeni, uyduyu uzayda direksiz durdurmasını, birbirine çarptırmadan döndürmesini tesadüfe havale etmesi büyük insafsızlık.

Kategori:
7 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun