İNSANIN EMBRİYOLOJİK YARATILIŞI

Prof. Dr. Alpaslan ÖZYAZICI
Hacettepe Üniv. Tıp Fakül. Histoloji ve Embriyoloji BD. (Emekli) Ankara.
alpoarhavi@gmail.com 

       İnsanın doğumundan önce anne bedenindeki gelişmesini anlatan ilim dalı, bugünkü lisanda embriyoloji (embriyo ilmi) diye adlandırılmaktadır. Osmanlılarda, tıp fakültelerinde bu ders ilm-ül ecinne (cenin ilmi) veya mebhas-ül cenin (cenin bahisleri) diye adlandırılmakta idi. Belirttiğimiz gibi, bu mevzu, insanın anne bedenindeki tek hücreli halinden başlayıp, küçük bir bebek olarak dünyaya gelinceye kadar ki dönemini anlatan ilim dalıdır.

     Kur’an-ı Kerim’de takriben 90 kadar âyet insanın ana rahmindeki yaratılışı ile alakalıdır[1].  Dikkatli bir inceleme ile bu sayının daha da artabileceği açıktır. Hatta ilk nazil olan âyetleri hatırlarsak, insanın bu hikmetli olan ilk yaratılışından  şöyle söz edilmektedir:

     “Yaratan Rabbinin adı ile oku. O, insanı bir alakadan (asılıp tutunan bir şeyden) yarattı”[2].

     Hatta bu ilk nazil olan sûrenin isminin de “Alak” olması, yani insanın ana rahminde geçirdiği dönemlerden birisinin adını taşıması daha da manidardır. Bütün bunlar herhalde bu ilim dalı ile uğraşanlar, yani embriyologlar için bir şeref vesilesi olması lazımdır.

     Kur’an-ı Kerim’de geçen, gelişme ile alakalı âyetler, insanın yaratılışını genel hatları ile tasvir etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu âyetlerin zikredilmesinde, insanların bu ilimlere teşviki vardır. Ayrıca bu âyetler, tevhide yani Allah’ın varlığına ve birliğine, haşre yani öldükten sonraki dirilişe delil olarak gösterilmektedir. Yani, sizi dünyada bu şekilde yaratan Kudret-i İlahi, ahirette tekrar diriltmeye kadirdir diyerek, öldükten sonraki dirilişe, bu ilk yaratılış delil olarak nazara verilmektedir. Şimdi bu âyetlerden bazı misaller verelim;

     “And olsun  Biz insanı (Âdem aleyhisselâmı) çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık, sonra onu (insan neslini) sarp ve metin bir karargâhta (rahimde) bir nutfe yaptık. Sonra o nutfeyi alaka haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnemlik et parçası) yaptık, o mudgayı kemik(ler)e kalb ettikte, o kemiklere de et giydirdik. Bilahare onu başka yaratılışla inşa ettik (ruh verdik). Sûret yapanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir”[3].

     “Şüphe yok ki Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık (nutfetul emşac). Onu deneriz (halden hale çeviririz). Neticede onu işiten, gören yaptık.”[4].

     “Yani insan der: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek? Kim onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise o diriltecek.”[5].

     Bu âyetlerde evvela anne bedenindeki yaratılış dikkate verilmektedir. Kur’an diyor ki; “Nutfeden bir insan şekline kadar olan yaratılışınızı görüyorsunuz. Nasıl oluyor ki ikinci yaratılışınızı, yani ahiretteki diriltilmenizi inkâr ediyorsunuz? İkinci yaratılışınız, ilk yaratılışınızın bir misli, bir benzeri, belki de daha kolayıdır.”

     Takriben iki aylık ve ortalama bir işçi arının büyüklüğünde olan  rüşeym (embriyo). Ele ve ayağa ait ilk tomurcuklanma belli olmuş. Başın ilk halinin, oldukça büyük ve eğik olması dikkati çekiyor. Kalb ve karaciğerin yeri geniş bir kabarıklık şeklinde kendisini hissettiriyor.

      Anne rahminde insanoğlunu halden hale geçirip, onu bir insan halinde dünyaya getiren Allah, elbette öldükten sonra da o şahsı yeniden dirilmeye kadirdir.

       Bu mevzudaki en tafsilatlı ayetler Hac Suresindedir:

     “Ey insanlar, eğer öldükten sonra tekrar dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz, şu muhakkaktır ki, biz sizi(n aslınızı) topraktan, sonra (onun zürriyetini) nutfeden, sonra alakadan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size kemâl-i kudretimizi, apaçık gösterelim diye (yaptık). Sizi dilediğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde durduruyoruz, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz, daha sonra da kuvvetinize (yiğitlik çağına) ermeniz için (büyütüyoruz). Kiminiz öldürülüyor, kiminizde (evvelki) bilgisinden sonra (artık) hiçbir şey bilmemek üzere ömrün en fena (devresine) doğru gerisin geri itiliyor.

      Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne suyu (yağmuru) indirdiğimiz zaman o harekete gelir, kabarır, her güzel çiftten nice nebat bitirir.

     Bunun sebebi şudur: Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Hakikat ölüleri O diriltiyor. O, şüphesiz her şeye hakkı ile kadirdir.

     Kıyâmet vakti de gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur. Muhakkak Allah kabirlerde olan kimseleri de diriltip kaldıracaktır”[6].

     Bu âyet meâllerinden de görüleceği gibi, Cenab-ı Hak, insanın öldükten sonraki diriltilişine, insanın anne bedenindeki ilk yaratılışını delil olarak göstermektedir. Yani insanı anne bedeninde böyle harika bir şekilde bir hücreden halk eden, arzı kışta ki ölümünden sonra baharda yeniden yemyeşil olarak yaratan Allah, bizleri de öldükten sonra elbette diriltmeye kadirdir.

     Şüphesiz bu mevzuda birçok hadis-i şeriflerde mevcuttur. Sadece bir tek örnek verelim. Rumûz El-Hadis adlı hadis kitabında geçen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

     “Sizden biriniz yağ sürünmek istediği zaman kaşlarından başlasın. Zira böyle yapması baş ağrısını giderir. Kaşlar, âdemoğlunun vücudunda ilk biten tüylerdir.”[7]

     Bugünkü embriyoloji bilgimize göre, bebekte ilk kıllar yaratılışın 4. ayında ilk olarak kaşlardaki tüyler görülmeye başlamaktadır. Bir embriyoloji kitabında, Hz. Resûlullahın ifadesini açık bir şekilde doğrulayan şu ifadeler mevcuttur;

      “Fetüs’ta ilk kıllar 4. embriyonal ayda görünürler ve en erken olarak da kaşlar çıkar”[8].

      Bu netice son baskı embriyoloji kitaplarında da doğrulanmaktadır[9],[10]. Asırlar sonra ilmî araştırmaların neticesi olarak anlaşılabilen bir hakikati, Hz. Resûlullah Allah’ın bildirmesi ile açık bir şekilde tebliğ ediyor.

      Embriyoloji Hocasının Kanaatleri

     İnsaflı ve hakikatı söylemekten çekinmeyen birisi olarak, Kanadalı embriyoloji profesörü Prof. Dr. Keith Moore’un adını verebiliriz. Bu şahıs Kanada’da Toronto Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölümü başkanıdır. Bu şahsın kendi te’lif eseri olan, insanın yaratılışı ile yani embriyoloji bilim dalı ile alakalı, “Gelişen İnsan” (The Developing Human) adlı eseri, Amerika Birleşik Devletleri’nde tek müellif tarafından hazırlanan dünyanın en başarılı ilmî kitabı olarak seçilmiştir. Embriyolojide dünya çapında söz sahibi bir ilim adamı olan Moore’un, kaynak kitap kabul edilen sekiz adet eseri olup, bu eserleri muhtelif lisanlara tercüme edilmiştir.

     Prof. Dr. Keith Moore, 1980-1983 yılları arasında Suudî Arabistan’da, Cidde şehrinde bulunan Kral Abdülaziz Üniversitesi’nde misafir profesör olarak çalışmıştır. Bu çalışmaları esnasında, kendisine embriyolojik gelişme ile alakalı âyetler ve hadisler gösterilmiştir. Bu ilim adamı, bu âyet ve hadislerin, bugünkü ilmî bilgilerimize göre doğruluğunu hayret ve takdirle karşılamış ve neticede de bunu bir makale haline getirip neşretmiştir[11].

     Bu bilgilerin özetini de kendi embriyoloji kitabında anlatmıştır[12]. Hatta beraber çalıştığı ve aynı üniversitenin öğretim üyelerinden olan Şeyh Abdülmecid ez-Zindani’ye kendi kitabına İslâmi bilgileri ilave etmesine müsaade etmiştir. Şeyh Abdülmecid ez-Zindani, bir heyetin yardımı ile hazırladığı İslâmî bilgileri, kitaba ilave etmiş ve bu enteresan kitab, yani hem ilmî hem de İslâmi malûmatı ihtiva eden bu kitab Suudî Arabistan’da İngilizce olarak basılmıştır[13].

     Hakikati Tasdik

     Prof. Dr. Keith Moore ile Kanada Televizyonu bu mevzu ile âlâkalı olarak mülakat yapmış, o zamanlara ait bazı gazetelerde bu haberi neşretmişlerdir[14].

     Moore’un kendi ifadesi şöyledir;

     “İnsanın yaratılışından bahseden âyet ve hadislerdeki bu bilgiler, Hz. Muhammed’in kesin olarak Allah tarafından vazifeli olduğunu gösteriyor. Zira bütün bu gerçekler daha yeni keşfedildi. Yani Kur’an’ın nazil olmasından 14 asır sonra keşfedildi. Bu da gösteriyor ki, Muhammed Allah’ın elçisidir.”

       Bunun üzerine kendisine sordular;

            - Yani sen böylece Kur’an’ın Allah kelâmı olduğuna mı inanıyorsun?

            Cevaben dedi ki;

            - Bunu kabul etmekte hiç zorluk çekmedim. Kendisine,

            - Sen İsa’ya inanıyorsun, nasıl olur da Muhammed’e iman edersin, denilince cevabı bir hayli enteresandı;

            - Ben ikisinin de aynı okuldan olduklarına inanıyorum[15].

            Bir söz vardır ki enteresandır; “Fazilet odur ki, düşmanlar dahi o fazileti tasdik etsinler.” İşte bu yabancı ilim adamı bu fazilet örneğini göstermiştir.


[1] Özyazıcı A. Türkiye’de Embriyoloji Eğitiminin Tarihi. Bizim Büro, Ankara, 1992, sh.12.
[2] Alak Sûresi, 1-2. Âyetler.
[3] Mü’minun Sûresi, 12, 13, 14. Âyetler
[4] İnsan Sûresi, 2. Âyet.
[5] Yasin Sûresi, 78, 79. Âyetler.
[6] Hac Sûresi, 5-7. Âyetler.
[7] Hakim An Katade (ra) Râmuz- El Hadis.
[8] Maskar Ü: Embriyoloji Ders Kitabı. 4.baskı, Sermet Matbaası, İstanbul, 1969, sh.207.
[9] Moore KL, Persaud TVN : İnsan Embriyolojisi (Klinik Yönleri İle). Tercüme Kitab, Nobel Tıb Kitabevleri, İstanbul, 2002, sh.517.
[10] Sadler TW: Medikal Embriyoloji. Tercüme Kitap, Palme Yayıncılık, Ankara, 2005, sh.420.
[11] Moore KL: A scientist’s interpretation of references to embryology in the Qur’an. JIMA, 18:15, 1986.
[12] Moore KL, Persaud TVN: The Developing Human (Clinically Oriented Embryology). Saunders & Elsevier, Philadelphia, 2008, p.8.
[13] Moore KL, Azzindani A: The Developing Human with İslâmic Additions. Dar Al-Qiblah, Jeddah, 1983.
[14] The GAZETTE, Montreal, Friday, November 23, 1984.
[15] Abdulmecid Ez Zindani: Kur’an’da İlmî Mucizeler. Tercüme Kitap. Kayıhan Yayınevi, İstanbul, 1990, sh.19.

57 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun