Kalp nasıl tasdik eder?

Tarih: 18.02.2020 - 09:04 | Güncelleme:

Soru Detayı

​Kalbimiz dinimizi veya imanımızı nasıl tasdik eder? Yani İslam'a Müslümanlığa kalbimizin tasdiklemesi için ne yapmalıyız?  İmanı kalbimiz nasıl tasdikler bu konuda neler yapabiliriz? Yani Allah'ı Hz Muhammed'i ve Kur'an'ı kalbimizin tasdiklemesi için ne yapmamız gerekir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Günümüzün belki de en büyük yarasına parmak bastınız teşekkür ederiz.

Sizin sualinizi şöyle anlıyoruz; Müslüman olduğunu iddia eden kişi imanını artırmalı mıdır ve bunun için ne yapmalıdır?

İsterseniz önce iman nedir onu kısaca ve net bir şekilde açıklamaya gayret edelim.

İman, insanın beş duyusu ile fark edemediği bir şeyin varlığına kesin olarak inanmasıdır. Yani gayba, yani bizzat duyularıyla şahit olmadığı ama aklının kabul ettiği bir şeye inanmasıdır.

Örneğin çoğumuz “Paraguay” ülkesine ne gittik, ne de bir Paraguaylı tanıyoruz. Ama eldeki deliller o kadar sağlam ki Paraguay diye bir ülkenin var olup olmadığını tartışan aklı başında kimse yok. Paraguay ülkesinin varlığına sanki gitmişiz gibi inanıyor, iman ediyoruz hem de en üst düzeyde.

İşte Allah’ın varlığına da bu şekilde iman etmemiz gerekir ki buna yakini iman denir. Yani bir başka deyişle “kesinlikle inanıyorum” demek gerekir.

Bu kesinlik düzeyi için de şöyle söyleyebiliriz ki, delilleriniz arttıkça iman dereceniz de artar.

Başlangıçta hiçbir şeyin yoktan var olamayacağı ilkesiyle, var olmak için hiç bir şeye ihtiyaç duymayan, ezeli ve ebedi bir yaratıcının olduğunu kabul etmek zorunda kalır aklımız.

Sonra bakarız ki bu yaratıcı bizden ne istediğini bildirmek için kitaplar göndermiş, resuller göndermiş ve hangi insanın iman ve ibadet edeceğini görmek için bir imtihan alemi açmış. En sonunda da son kitabı Kuran ve son peygamberi Muhammed (asm)’ı göndermiş. 

Bütün bu delilleri görünce de haliyle bize iman etmekten başka bir çare kalmıyor. 

İş bu kadar basit mi peki?

Elbette ki hayır.

Çünkü Allah’a iman öyle kainatta bildiğimiz işlerden değil, Allah kendisine iman edebilmeyi, delillerin dışında şarta bağlamış ve mealen demiş ki;

“Kim beni ihlas ve samimiyetle ararsa beni bulur ve akabinde kim bana itaatsizlikten sakınırsa ben ona hidayet ederim!”

Yani iş ihlasa, samimiyete gelip dayanıyor. Ne kadar samimi olduğumuzu da Allah’tan başka kimse, hatta bazen kendimiz bile tam bilemeyiz.

Onun içindir ki özellikle yaşadığımız günümüz toplumunda önemli bir kesim Müslüman olduğunu iddia ediyor ama Allah’ın emir ve yasaklarına karşı tamamen duyarsız kalabiliyor ve bu duyarsızlığın çok ağır bir faturası olacağının farkında bile değil.

Tabi burada şeytan faktörünü ve onun işinin, verdiği vesveselerle insanları Allah yolundan çevirmek olduğunu da asla unutmamak lazım.

İşte ister aileden görerek, ister sonradan hak yolu bularak iman edip, “Ben Müslümanım!” diyen herkesin üstüne düşen bu başlangıç seviyesindeki imanını yukarı taşımaktır. Yani taklidi iman boyutundan tahkiki iman boyutuna çıkıp, can tende olduğu sürece bu yolda yukarı doğru tırmanmak için gayret göstermektir.

Çünkü iman akıntıya karşı yüzmeye benzer. Biraz durayım dediğimiz an akıntı bizi hiç fark etmeden gerisin geri, hatta Allah korusun belki daha da geri götürür.

Evet. Başlangıç imanımızdan sonra bize düşen iman mertebelerini basamak basamak çıkmak, sırasıyla ilme’l yakin, ayne’l yakin ve hakka’l yakin mertebelerine Allah’ın izni ile varmaya gayret etmektir.

Bunları kısaca bir teşbih ile açıklamaya gayret edelim;

İlme’l yakin iman; mesela uzaktan bir ormanlık alandan yükselen bir duman görüyorsunuz. İlminiz gereği orada bir ateş olduğuna kanaat getiriyorsunuz.

Ayne’l yakim iman; ormanlık ateşe yaklaştıkça gördükleriniz netleşiyor ve dumanın altındaki alevleri görmeye başlıyorsunuz ve bunu rahatça gözlemleyebiliyorsunuz.

Hakka’l yakin iman; iyice yaklaşınca, duman ve ateşi görmenin yanısıra sıcaklığı hissediyor, kokuyu alıyor ve ateşin çıtırtısını duyuyorsunuz.

Allah hepimize böyle bir iman nasip etsin.

Peki imanımızı inkişaf ettirmek için ne yapmalıyız?

Çok basit; Allah’ımızı ve Onun resulünü (asm) dinlemeliyiz.

Kuran ve sünnete baktığımızda bu konuda şöyle dendiğini göreceğiz;

- Müminlerle beraber olun,

- İnkarcılarla zorunlu ilişkileriniz dışında dostluk kurmayın, 

- Yeri geldiğinde bir sivrisineği, yeri geldiğinde bütün kainatı veya hepsini birden veya tek tek tefekkür edin, taakkul edin, tezekkür edin, tedebbür edin!

- Bütün yaratılmışlar üzerinde tecelli eden Allah’ın isimlerini görün, onları okuyun.

Bunları yaparken de mutlaka iman konularında tefekkür ufuklarınızı açacak alimlerin eserlerini okuyun, derslere-sohbetlere katılın, hele ki interneti müspet anlamda kullanırsanız bu işten çok karlı çıkabilirsiniz.

Allah’ın kitabını aslından okumayı öğrenmeyi de ihmal etmeyin; lisana karşı çok kabiliyetliyseniz 1-2 haftada, çok kabiliyetsizseniz bir kaç ayda mutlaka öğreneceksiniz.

Güvenilir Kuran tefsirleri ve meallerine başvurun, okuduğunuzu anlayın!

Ayrıca bu sitemiz olsun, feyyaz.tv, ehlisünnetinanci.com isimli siteler olsun tefekkür ufuklarınızı artıracak ve sizi imani ve İslami bilgiler hususunda donanımlı hale getirecek çalışmalarla dolu, tavsiye ederiz.

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin de dediği gibi, ilim iki kısımdır: 

Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kafi gelir.

Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır…

Hazret-i Ali ra da mealen buyurmuş ki: “Gayb perdeleri açılsa yakinim artmaz!”

İşte bizler de siz de, dediğiniz gibi böyle yüksek bir imana ulaşmak için gayret etmeliyiz. Etmeliyiz ki üzerimizdeki gaflet ve ülfet perdeleri açılsın, hem kendimizi hem de yangın yeri olan yakın ve ulaşabildiğimiz çevredeki insanların ebedi kurtuluşlarına vesile olabilelim.

Kendi üzerimize düşeni yapacağız ama hidayetin de Allah’tan olduğunu asla unutmadan ve ilahi hikmetin alanına girmeye çalışmadan…

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun