Allah’ın her an bizimle olduğunu bildiğimiz halde kendimizi neden yalnız hissederiz?

Tarih: 09.08.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsanın kendini yalnız hissetmesi nisbi ve göreceli bir haldir, kişiden kişiye değişir. İnsanın hayata ve olaylara bakış açısına, inanç durumuna göre farklılık gösterir.

Tahkiki bir imana sahip bir mümin, şu ayetleri düşünerek hayatını şekillendirir:

“Kullarım beni sana soracak olursa, muhakkak ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara, 2/186)

“Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir.” (Haşır, 59/1)

“Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmezler.” (Yunus, 10/62)

“...Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Hadid, 57/4)

Gerçek mümin meallerini verdiğimiz bu ayetleri ve benzer ayetleri tefekkür edip sürekli Allah’ı anar, düşünür ve onunla beraber olduğunu hisseder. Eğer O dost ise evrende her şey ona dost ve arkadaştır. Mademki evrende her varlık Onu zikreder ve Ona ibadet eder, o halde o da onların safına girer onlarla birlikte Allah’ı anar ve ona yaklaşmaya çalışır.

İnsan ruhu, kalbi ve bütün özellikleri ile neyin etrafında dönüyorsa, dünyası da onun etrafında döner. Bu yönü ile insan Allah (cc)’a imanın bakışını, farkındalığı ile sergiler.

“Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet, peyda olur ve her şey ile kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir.” (Nursi, İşaratü’l-İ’caz, s. 74)

Ruhu ve kalbi imanın anlamlandırması ve yol göstermesi ile insan bütün yaratılmış olanlar ile bir yakınlık ve bir güven hisseder. Bu yol sayesinde, her bir şey ile tanışma, anlaşma ve dost olmanın imkanını yakalar.

Bediüzzaman, iman nuruyla dünyaya bakan kişinin yalnız olmadığını şu ifadelerle hatırlatıyor:

"Kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kainattan gelen manevî nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları anlar. Hatta o nur-u iman sayesinde, rüzgarların terennümatını, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağmelerini ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her neviden mahlukatın ulvi tesbihatı işitir. Sanki kainat, ilahî bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümlerle kalplere hüzünleri ve Rabbanî aşkları uyandırmakla kalbleri, ruhları nuranî âlemlere götürür, o ruhları ve kalpleri lezzetlere, zevklere gark eder.” (İşaratü’l-İcaz, s. 77)

İnsanın kendini yalnız hissetmesi ile insanın yalnız kalması arasında fark vardır. Bazen yalnız kalmak keyif verici olabilir, insana yeni kapılar açabilir. Bir bakıma insanın kendisine zaman ayırması demektir, Allah’la baş başa kalması demektir. Pek çok Allah dostları uzletle, itikafla Allah’a yaklaşmaya çalışmakta ve huzur bulmaktadır.

Ne yazık ki günümüz insanlarının pek çoğu materyalist felsefenin etkisiyle maddeyi ve dünyevi faydaları hayatlarının merkezine aldıkları için huzuru bulamamakta, yalnızlıktan kurtulamamaktadır. Varlıklara ve olaylara iman gözüyle bakmadığı için, geçmişin keder ve musibeti ile geleceğin korkusu arasında sıkışıp kaldığından aciz, çaresizdir ve yalnızdır.

Her an Allah’ın huzurunda olduğumuzu hatırlamanın birçok yolu ve yöntemi vardır. Bunlardan ikisi şudur:

1. Her an imani bir tefekkürde olmak

Kainata ve içindekilere, kendimize ve çevremize, yani her şeye onun sanatkarı adına baktığımızda, her bir varlık çok yönlerden Allah'ı hatırlatır ve sürekli onun huzurunda olduğumuzu haber veri.

Örneğin, Selimiye Camisine bakan bir kimse, nasıl ki Mimar Sinan'ı hatırlıyor ve onu düşünüyorsa, her varlığa ve her şeye tahkiki bir nazarla bakan her mümin de doğrudan doğruya Allah'ın varlığına birline intikal eder. Sonsuz ilmini, iradesini, kudretini ve bütün isimlerini her eserinde müşahede eder.

Böylece, Allah'ı bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla her yerde hazır ve nazır görür, bilir ve hisseder. Her an ve her yerde Allah'ın hazır olduğunu idrak eden, elbette her durumda ona sığınır ve ondan medet ister.

Demek ki, Allah’ın huzurunda olduğunu sürekli kalpte ve akılda zinde tutmanın bir yolu, her şeyde ona açılan marifet pencerelerini görebilmek ile mümkündür. Yani bir çiçeğe, bir böceğe, bir yıldıza baktığımız zaman, Allah’ın isim ve sıfatlarını o şeylerde görebiliyor isek, o zaman her şey bize Onu hatırlatır ve Onu gösterir. İşte bu manaya huzur-u İlahide meleke kesbetme denir. Yani sürekli onun huzurunda olduğumuzu akılda ve zinde tutmak anlamına gelir.

2. Her şeyimizde sünnete uymak

Peygamber Efendimiz (asm)'in sünneti; insan hayatının her tarafını kuşatmıştır.

Sünnetin en büyük gaye ve amacı ise; her hususta Allah’ın razı olacağı davranışı sergilemek ve her şeyde Allah’ı hatırlatacak amellerde bulunmaktır. Yani ben gündelik ve sıradan işlerimde sünnete uygun hareket edersem hem o işlerim ibadete dönüşür hem de sürekli Allah’ı kalpte, akılda ve hatırda tutmama sebep olur.

Bu yüzden her halimizde sünnete tabi olmalıyız ya da olmaya gayret göstermeliyiz ki huzuru kazanalım.

Her an ve her durumda Allah ile beraber olduğumuzun ve sürekli Onun huzurunda bulunduğumzun bilincinde olmak, insanın kalbine bir inşirah bir ferahlık verdiği için, huzur aynı zamanda ferahlık ve mutluluk anlamına da geliyor. Yani insan her an Allah'ı hatırlarsa iki anlamda da huzur kazanmış oluyor demektir.

Özetle, Peygamberimiz (asm)'in bütün davranış ve fiilleri, Allah’ın kontrolünde ve rızası dairesinde olduğu için, onun her hareket ve davranışı insanlığa bir model, bir rehberdir. İman edenler olarak bizim en büyük gayemiz; Allah’ın rızasını kazanmak ve onu sürekli hatırlamak olduğuna göre, Allah’ın rızasını kazanmanın ve onu sürekli hatırda tutmanın en kestirme ve güzel yolu, hayatımızı sünnete göre yaşamaktan geçiyor.

Zincirleme olarak sünnet Peygamberimizi, Peygamberimiz de Allah’ı hatırlatır. Çünkü Peygamberimiz Allah’ın Elçisidir; Elçi olan kişi her haliyle, her tavrıyla her sözüyle onu göndereni hatırlatır. Böylece, her durumda Allah'ın Elçisinin hayatını örnek alan bir kimsenin kalbi, sürekli Allah’a yönelir ve ona müteveccih olur.

Ayrıca, ölümü çok düşünmek; fani, aciz, zayıf, noksan olduğumuzun farkında olmak; her anımızda ve her şeyimizde Allah’ın sonsuz isim ve sıfatlarına muhtaç olduğumuzun hissiyle yaşamak da daimi ve sürekli bir huzura ermemizi sağlayacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun