Kainat, Ahireti de kapsıyor mu?

Tarih: 20.05.2026 - 09:48 | Güncelleme:

Soru Detayı

Kainat denilince hem dünya hem de ahiret yurdu mu anlaşılıyor yoksa sadece güneş sisteminde yer alan alemler mi kapsıyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sözlük anlamı itibariyle “olanlar” manasına gelen “kâinat” bu geniş kapsamıyla ahreti de içine alıyor, çünkü cennet ve cehennem şu anda yaratılmış ve mevcut olan alemlerdendir.

Bununla beraber, alimlerin ıstılahında genellikle mevcudat iki kısımda mütalaa edilir, “Dünya” ve “Ahiret”

Nitekim Kuran’da da bu taksim çok önemli bir yere sahiptir. “Dünya” sözcüğü “en yakın” manasına gelen “Edna” ism-i tafdilin müennesidir. Yani insanlara en yakın olan varlık bölümüdür. Kuran’da -Bakara, 85 ile A’la suresinin 16. ayetine kadar- 115 defa tekrarlandığı gibi, “Ahiret” sözcüğü de -Bakara, 4 ile Duha suresi 4’e kadar- aynen 115 defa tekrar edilmiştir.

“Biz dünya semasını (insanlara en yakın olan semayı) yıldızların ziynetiyle süsledik” (Saffat, 6) mealindeki ayet ve benzerlerinde göklerin ve yıldızların da “dünya” mefhumuna dahil olduğunu göstermektedir. (Fussilet, 12; Mülk, 5)

Söz konusu ayetlerde dünya ile ahiret aleminin farklı olduğunu gösterdiği gibi, “Ahiret daha hayırlı ve daha bakidir.” (Ala, 17) mealindeki ayette ahiretin bâki, dünyanın da fani olduğuna işaret edilmiştir.

Dikkate değer bir tevafuktur ki, “Dünya” kelimesinin en son geçtiği ayet Ala suresinin 16. ayetidir. Bu ayetin hemen ardından gelen surenin 17. ayetinde de ahiretin daha hayırlı ve daha baki olduğuna işaret edilmiştir.

Bundan istihraç edilecek netice şudur:

Dünya fani, ahiret bakidir. İster fani ister baki kısmı olsun her iki bölümü de yaratılmıştır, mükevvenattır, kainattır.

Bediüzzaman Hazretlerinin:

“İşte Kur'an-ı Hakîm, bu sırr-ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın daire-i azamından meselâ semavat ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden en küçük bir daireden ve en dakik bir cüz'îden bahseder; tâ ki, zahir bir surette hâtem-i ehadiyeti göstersin. Meselâ: Hilkat-ı semavat ve arzdan bahsi içinde hilkat-i insandan ve insanın sesinden ve sîmasındaki dekaik-ı nimet ve hikmetten bahis açar; tâ ki, fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh mabudunu doğrudan doğruya bulsun.” (Sözler, 12),

“ Elhasıl: Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır. Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir. Neticelerin mahalleri, silsilenin iki tarafındadır. Süflîsi, sakili aşağı tarafında; nuranîsi, ulvîsi yukarı tarafındadır. Hem şu seyl-i şuunatın ve mahsulât-ı maneviye-i arziyenin iki mahzenidir. Mahzenin mekânı ise, mahsulâtın nev'ine göre, fenası altında, iyisi üstündedir. Hem ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudat-ı seyyalenin iki havzıdır. Havzın yeri ise, seylin durduğu ve tecemmu' ettiği yerdedir. Yani habîsatı ve müzahrefatı esfelde, tayyibatı ve safiyatı a'lâdadır. Hem lütuf ve kahrın, rahmet ve azametin iki tecelligâhıdır. Tecelligâhın yeri ise, her yerde olabilir. Rahman-ı Zülcemal ve Kahhar-ı Zülcelal nerede isterse tecelligâhını açar” (Mektubat, 10)

şeklindeki Bediâne ifadelerden “Kâinat” kavramının her iki dünyayı da içine aldığını göstermektedir.

Semantik olarak dillerde farklı anlam kaymaları olsa da, tahkik değil, hakikat namına denilebilir ki, asrın söz sahibi Bediüzzaman hazretlerinin yukarıdaki ifadelerin tasdiki şöyle olabilir:

Kainatın arşına istiva eden RAHMANDIR.
Allah’ın samimi kullarının varacağı makam, RAHMANDIR.
Bütün rızıkları elinde tutan Rezzak, RAHMANDIR.
Kainatın ezeli tercümesi olan Kur’an’ı talim eden RAHMANDIR.
Bu geniş kapsamlı manasıyla “kudret ve tekvin” sıfatını da içine alan RAHMANDIR….

Bütün bunlar göstermektedir ki gerek dünya gerek ahiret âlemleri Allah’ın yaratması ve idaresi altındaki tek bir küllî hakikatin parçalarıdır.

Bu yönüyle kâinat kavramı, yalnız görünen maddi alemi değil; ahiret, cennet ve cehennem gibi gayb alemlerini de içine alan geniş bir mefhumdur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun