Kadınların şehvet düşkünü ve akılca daha kıt oldukları söyleniyor. Bu konuda yorumlarınızı bekliyorum?

Tarih: 18.12.2006 - 17:42 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Kadınlar, şeytanın ağlarıdır.” (Elmalılı H. YAZIR, Hak Dini, s. 1471; Keşfü'l-Hafa, no: 2802)

hadis-i şerifinde, gayrimeşru sevgiye kapılanların acı âkıbetleri çok veciz bir şekilde dile getirilmiş. Bir kadın, kadın olarak, ancak kocası tarafından sevilebilir. Bunun dışındaki bütün sevgiler, şeytana ağ olma tarifi içindedir.

Şimdi genç bir kız, yarın kiminle evleneceğini bilmeden ve zaten önünde uzun bir tahsil hayatı da varken, kimin ölüp kimin kalacağı meçhul iken, dikkatlerini çektiği ve şehvetlerini tahrik ettiği yüzlerce insandan ancak birisiyle evlenebileceğini de çok iyi bildiği halde, kendini ölçüsüzce açıp saçabiliyorsa, bu kızımız, sevginin hakikatine erememiş ve bilmeden şeytana ağ olmuştur.

Şeytan o ağ ile, nice gencin iffetini, hayasını, terbiyesini ve nihayet imanını avlar. Nicelerinin hayallerini ifsat ve iç dünyalarını harap ettikten sonra, bunlardan birisiyle alâka kuran bir genç kız, onunla nikâhlanacağı âna kadar nice haramlar içinde göçer.

Bu hayatın sonu nikâhla biterse, geride günah ve isyanla dolu koca bir zaman dilimi kalacaktır. Ya çoğu kere olduğu gibi, sudan bahanelerle bu evlilik gerçekleşmezse işte o zaman, âhiretteki dehşetli azap yanında dünyada da taraflar için bir ömür boyu sürecek vicdanî neticeler miras kalacaktır.

Kadını “şeytan ağı” olarak tarif eden hadis-i şerif, hem kadınları dikkatli olmağa çağırmakta, hem de şehvet esiri erkeklerin gerçekte kimin ağına takıldıklarını haber vermekte ve onları ikaz etmekte... Bu hadis ile, şehvetine esir olmuş bir erkek, şeytanın ağına takılmış serseri bir balık olarak tasvir edilmekte.

Bazı çevrelerce, İslam’ın kadınlara fitne ve fesat kaynağı olarak baktığı iddiasına ne dersiniz?

İslam öğretisinde kadın ne şeytandır; ne kötü anlamıyla fitne, ne de fesattır. Kadın Allah katında vahye muhatap olacak kadar akıllı ve duyarlı (Hz. Meryem), Hz. Musa'yı, Firavun'un sarayında yetiştirecek kadar cesur, şefkatli ve kocasından bağımsız (Hz. Asiye), yüce yaradılışta bir varlıktır. Kadın, ayrıca Son Peygamber (asm)'in soyunu devam ettiricidir. (Hz. Fatıma)

Bu yönüyle Peygamberimiz (asm), soyun erkekten devam etmesi gerektiği şeklinde olan ön yargıyı yıkmış ve soyunun Hz. Fatıma (ra) kanalıyla devam edeceğini ifade etmiştir.

Kısaca ifade etmek gerekirse: Hem erkek hem de kadının, İlahi sevgiyle olgunlaşması için yaradılışta özlerine bu potansiyel yerleştirilmiştir. Her ikisine de olumlu veya olumsuz yöne gitme özgürlüğü verilmiştir. Kadın Hz. Meryem de olabilir, Ebu Leheb'in karısı da. Erkek Ebu Bekir (ra) de olabilir, Ebu Cehil de.

“Erkek olsun kadın olsun şeytanın adımlarını izleyen ve nefsini karartan, zararlı çıkar. Buna karşılık nefsini arıtan kurtulur.” (Leyl, 92/3-5)

İslam'da, kadın erkeğin velisi (dostu, yardımcısı, sorumlusu), erkek de kadının velisidir.

Kadın şeytan olsaydı böyle olur muydu? Kur'an, hem erkeğe hem de kadına iyiliği yayma, kötülükten sakındırma görevini yüklemiştir. Erkeğe sen doğruyu söyle kötülükten sakındır, kadına da sadece emredileni yap, içindeki şeytanlığı fesatlığı at, dememiştir. Her ikisi de toplumsal barıştan ve düzenden aynı oranda sorumludur. Ahiret mükafatı bakımından da fark yoktur. (bk. Enfal, 8/72)

Münafıkların sorumluluğu dikkate alındığında, kadın erkek ayrımı yoktur. (bk. Tevbe, 9/67-68)

“Kadınlar sizin giysileriniz ve siz de kadınların giysilerisiniz.”(Bakara, 2/187)

Kur'an'ın bu ayeti gerçekten çok şeyi ifade eder. Kadın kocasının elbisesi, koca da karısının elbisesidir. Giysi, insanın tenine her şeyden daha yakındır. Tene yakın olmakla birlikte, onu başkalarından gizlemekte ve korumaktadır. Karı-koca da birbirine karşı bu durumdadır. Birbirlerine yakındırlar ve aynı zamanda birbirlerinin ruh ve vücut sağlıklarını korurlar.

Bir kez daha hatırlatalım ki, kadının örtünmesi ile, onun eve hapsedilmesi, ikinci sınıf üniforma giydirilmesi gibi, hangi aklın ürünü olduğunu pek anlamadığımız yorumlar arasında hiçbir bağlantı yoktur. Örtünme, kadının sosyal ilişkilerinde barış ve huzurun devamı için giyiminde özel bir ölçüye uymasından ibarettir. Bu yükümlülük ona erkek tarafından yüklenmemiştir ve kadının eve hapsedilmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Yeri gelmişken Kur'an'da kadın için kullanılan bir simgeye değinmek istiyoruz.

“Kadınlar sizin tarlalarınızdır.” (Bakara, 2/223)

Buradaki "tarla" simgesi, çoğu kez çarpıtılmış veya yanlış anlaşılmıştır. Bu tarla simgesi “livata” gibi çirkin bir fiilin nezih bir şekilde yasaklanmasına işaret eder. Ayrıca bu benzetme ile biyolojik açıdan kadının neslin çoğalmasındaki fonksiyonuna dikkat çekilmektedir. Gerçekten de ana rahmi, döllenmiş yumurta için besleyici ve yataklık edici niteliği ile bir tarla gibidir. Bütün insanları bir ana doğurmuş; bir diğer ifade ile her insan bir kadının rahmi vasıtasıyla dünyaya gelmiştir.

Burada kadının annelik fonksiyonuna değinmek istiyoruz. Kadın annelikte fevkalade bir manaya ulaşır. Allah'ın yaratıcı ve terbiye edici tecellisine ayna olur. İslam'da kadının, ilham ve ruhun huzur kaynağı olmasının altında bu gerçek yatar. Anne bağlılığın, fedakarlığın, cömertliğin, karşılıksız sevmenin sembolüdür. Bu yönüyle anne, İlahi rahmete benzer, hep verir bağışta bulunur, fakat hiçbir şey beklemez.

Bu itibarla anne toprağa, baba göğe benzer. Üzerine bastığımız yer gökten yücedir. Aşık Veysel'in deyimiyle toprak çiğnediğimiz, yarıp parçaladığımız halde en sadık dosttur. Toprak her zaman lütuf ve bereket kaynağıdır. İşte anne bu anlamda toprağa benzetilmiştir.

Kadının aklı ve dîni nasıl yarım olur?

İlave bilgi için tıklayınız: 

Kadının dininin ve aklının eksik olduğu konusunda bir hadis-i şerif olduğu doğru mudur? Eğer doğruysa bu kadınlara hakaret ve haksızlık olmaz mı?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun