Kadına çalışma hakkı verilmesi özgürlük mü?
Kadının çalışma hayatına dahil edilmesi gerçekten ona verilmiş bir hak ve özgürlük müdür? Özellikle regl döneminde bile çalışmak zorunda bırakılması kadın açısından nasıl değerlendirilmelidir?
Değerli kardeşimiz,
Modern dünyada kadının çalışması çoğu zaman “özgürleşme” ve “hak kazanımı” olarak sunulmaktadır. Ancak meselenin görünen yüzünün arkasında farklı gerçekler de bulunmaktadır. Bugün birçok ekonomik sistem, kadını yalnızca üretim mekanizmasının bir parçası hâline getirmekte; hem emeğini hem de kadınlığını sömürmektedir. Böylece kadın, yaratılışına uygun olan eşlik, annelik ve aileyi ayakta tutan temel rolünden uzaklaştırılmaktadır.
Kadının yoğun şekilde iş hayatına çekilmesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal sonuçlar da doğurmaktadır. Kadın hem ev içinde hem iş hayatında ağır sorumluluklar altında kalmakta, çocuklar ise çoğu zaman anne ilgisi ve şefkatinden mahrum büyümektedir. Bunun toplum yapısı üzerindeki etkileri de giderek daha fazla hissedilmektedir.
Özellikle son yıllarda “regl izni” tartışmalarının ortaya çıkması dikkat çekicidir. Çünkü artık modern sistem bile kadınların regl döneminde ciddi fiziksel ve psikolojik zorluklar yaşadığını kabul etmek zorunda kalmıştır. Araştırmalar, kadınların önemli bir kısmının bu dönemde şiddetli ağrı, halsizlik ve çeşitli sağlık problemleri yaşadığını göstermektedir.
İslam’ın konuya yaklaşımı ise insan fıtratını esas alır. İnsanı yaratan Allah, kadının biyolojik ve ruhsal yapısını en iyi bilendir. Bu sebeple Kur’an’da regl hâli bir “eza ve zayıflık hali” olarak tanımlanmış ve bu dönemde eşlerin cinsel ilişkiden uzak durmaları emredilmiştir. Çünkü İslam, kadının bedenini ve ruh sağlığını korumayı amaçlamaktadır.
Dikkat edilirse, normal şartlarda helal olan bir ilişki bile kadının bu özel döneminde ona zarar verebileceği için geçici olarak yasaklanmıştır. Bu durum bize çok önemli bir gerçeği göstermektedir: Kadının biyolojik ve ruhsal hassasiyeti İslam tarafından dikkate alınmış, onun korunması esas alınmıştır.
Hal böyleyken, kadının regl döneminde ağır iş temposu altında çalışmaya zorlanması; ağrı, stres ve yorgunluk içinde üretime mecbur bırakılması insani, vicdani ve ahlaki açıdan ciddi bir problemdir. Hatta birçok kadın için bu durum açık bir zulüm hâline gelmektedir. Çünkü bir tarafta kadının sağlığını korumak için helal ilişki bile yasaklanırken, diğer tarafta ekonomik sistemler kadını aynı dönemde iş hayatının baskısı altında tutabilmektedir.
İslam’da kadının nafakası öncelikle babasına, evlendikten sonra ise kocasına yüklenmiştir. Böylece kadın geçimini sağlamak için zorunlu olarak çalışma baskısı altına sokulmamıştır. Elbette kadın isterse, helal ve meşru ortamlarda dinimize uygun şartlarda, maddi- ve manevi tesettüre uygun yaşam tarzıyla çalışabilir, topluma katkı sunabilir, eğitim, siyaset ve sosyal alanlarda görev alabilir. Ancak onun çalışması bir zorunluluk değil, tercih olmalıdır.
Bugünkü seküler sistem ise çoğu zaman kadını hem ekonomik yükün hem de sosyal baskının merkezine yerleştirmektedir. Kadın bir yandan çalışmak zorunda bırakılırken, diğer yandan annelik, aile ve kadınlık sorumluluklarını da aynı yoğunlukla taşımaya mecbur edilmektedir. Sonuçta ortaya yorgun, tükenmiş ve psikolojik baskı altında yaşayan bir kadın modeli çıkmaktadır.
Gerçek çözüm ise kadının fıtratını yok sayan anlayışlarda değil, onu biyolojik, ruhsal ve sosyal yönleriyle koruyan adil bir yaklaşımda aranmalıdır. İslam’ın hedefi kadını değersizleştirmek değil; aksine onu sömürünün, baskının ve insanlık dışı yüklerin altında ezilmekten korumaktır.
Şu halde, Yaratanın kadına verdiği haktan daha üstün bir hak olamaz. Çünkü kadını da, erkeği de, aileyi de, toplumu da en iyi bilen Allah’tır. İnsan kendi yaptığı bir cihazın kullanım kılavuzunu nasıl en iyi biliyorsa, insanı yaratan Rabbimiz de onun fıtratını, ihtiyaçlarını ve sınırlarını en iyi bilendir. Nitekim Kur’an’da, “Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir, her şeyden haberdardır.” denilmektedir. (Mülk, 67/14)
Özetle, İslam’ın hedefi kadını değersizleştirmek değil; onu sömürüden, ağır yüklerden ve fıtratına aykırı baskılardan korumaktır. Gerçek adalet, kadını erkekle aynı kalıba sokmak değil; yaratılışına uygun haklarını teslim etmektir.
Sonuç:
Kadının asıl hakkı ve özgürlüğü kendi ailesinin ayakta kalmasını sağlamak iken, maalesef modern hayat denilen günümüz medeniyeti “kadın özgürlüğü” sloganıyla kadını bir sömürü ve eziyet unsuru haline getirmiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Kadının okuması, çalışması ve nüfus meselesinde ölçü nedir?
- Feminizmin İslam’daki hükmü ve yeri nedir?
- İslam neden kadın düşmanı bir din olarak algılanıyor?
- Allah, bir kadının saçıyla neden ilgilensin?
- Müziğin vücuda ve beyne etkisi var mı?
- Osmanlı padişahları ve cariyelik sistemi hakkında bilgi verir misiniz?
- Ahir zamanda ailemizi ayakta tutabilmek için neler yapabiliriz?
- Sosyalist ekonomi her açıdan iyi değil mi?
- Geçmiş dinlerde de bayanlara örtünme emri verilmiş miydi?
- İslamiyet nedir? İslamiyet hakkında geniş bilgi verir misiniz?