İyi bir insan günahı ister mi?
İyi bir insan günahı ister mi? Abdulkadir Geylani Hazretleri, Evliyaların da günah işleyip hemen tövbe ettiğini söyler, Hz. Yusuf’un nefsi Allah yardım etmese zinaya meyledecekti, Hz Muhammed kadına ilk bakışın nefsin hakkı olduğunu söyledi, yine Peygamber Efendimiz kör bir adamla ilgilenmediği bir an olmuş. Bununla beraber Hz. Ömer efendimiz günah olmadığı halde sırf teheccüd namazına yorgunluk hissettiği için mübarek ayaklarını kırbaçlamış. Veya bir Evliya nefsi övünüyor diye hacda bütün sevaplarını bir ekmeğe satıp onu da köpeğe vermiş. Ben nefsimi ne zaman kınasam günah gözümde büyüyor ve işliyorum. Ne zaman nefsimi kınamadan ona hak verecek olsam günah basitleşiyor ve işlemiyorum. Diyorlar ki fıtrat bozulduğu için nefis günahı ister fıtratı düzgünse her günahın çirkinliğini tanır. Ama peygamberlerde dahi böyle bir şey varken bu nasıl olur? Günah işleyince nefsimiz sebep olduğu için suçlumu yoksa sadece fıtratı gereği mi öyle davranıyor? Eğer fıtratı gereği şerri istiyorsa nefsimizi suçlamamız yanlış değil mi? Ben bir günahı normal görsem yani evet bu benim içimden geçiyor ama ne ben ne de nefsim kötü değiliz ve bunu yapmayacağız. Nefsim sadece fıtratı gereği bunu istiyor desem o günah bana basit oluyor ve işlemiyorum ama nefsimi kınayınca nasıl böyle bir şey içinden geçer deyince günah karşı konulmaz bir kaosa dönüyor. Korkuyorum strese kapılıyorum ve günaha bulaşıyorum. Nefsim o günahı istediği için değil nefsim o günahı isteyince suçlu olduğunu düşündüğüm için Allah’ın huzurunda bu şekilde durmaya utanıyorum ve bir an evvel bu isteği sonlandırıp utançtan kurtulmak istiyorum. Nefsimin fıtratında olduğunu ve suçlu olmadığını düşündüğüm zaman onu kınamayınca günah dediğim gibi basitleşiyor ve işlemiyorum. Çünkü eğer fıtratında varsa onu kınamak Allah’ın yarattığına karşı çıkmak olur. Ama sırf kolayıma geldiği için İslam'ın dışında olan bir düşünceyi de kabul etmek istemem nefse, günaha karşı tutumumuz nasıl olmalı? Nasıl olur da içimden böyle bir şey isterim diye düşününce o günaha bulaşmak hep kaçınılmaz oluyor.
Değerli kardeşimiz,
Sorunuz, birden fazla meseleyi aynı anda içerdiği için, öncelikle bazı kavramları birbirinden ayırmak gerekir. Zira insanın aklına bir düşüncenin gelmesi, nefsinin bir şeyi arzulaması, kişinin o arzuyu benimsemesi, onu istemesi ve nihayet o fiili gerçekleştirmesi aynı şey değildir.
Bu sebeple meseleyi birkaç temel ilke üzerinden açıklamaya çalışalım:
1. İnsan, aklına gelen her düşünceden sorumlu değildir
Bu konu, özellikle Bakara suresinin 284. ayeti bağlamında tefsir kaynaklarında genişçe ele alınmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Bakara, 2/284)
Bu ayetin ilk bakışta insanın içinden geçen her düşünceden sorumlu tutulacağı anlamına geldiği düşünülebilir. Ancak ayet, Kur'an ve sahih sünnetin bütünüyle birlikte anlaşılmalıdır.
Nitekim bu ayet nazil olduğunda sahabe, içlerinden geçen düşüncelerden de hesaba çekileceklerini anlayarak büyük bir endişeye kapılmış ve Resulullah (asm) Efendimize gelmişlerdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ:
“Allah hiç kimseyi gücünün yetmediğinden sorumlu tutmaz.” (Bakara, 2/286) buyurmuştur.
Resulullah (asm) de şöyle buyurmuştur:
“Allah, ümmetimden içlerinden geçirdikleri şeyleri, onu konuşmadıkları veya onunla amel etmedikleri sürece bağışlamıştır.” (Müslim, Îmân, 201-202)
Bir başka hadiste şöyle buyurulur:
“Kulum bir iyilik yapmaya niyetlenir de onu yapmazsa, ona bir sevap yazılır. Eğer onu yaparsa on sevaptan yedi yüz kata kadar sevap yazılır. Kötü bir şey yapmaya niyetlenir de onu yapmazsa, ona günah yazılmaz. Eğer onu yaparsa, yalnızca bir günah yazılır.” (Müslim, Îmân, 204-207)
Buna göre, insanın içine bir düşüncenin doğması, bir arzunun ortaya çıkması veya zihninden bir günah düşüncesinin geçmesi, tek başına günah değildir.
2. “İçimden böyle bir şey geçti” demek, “ben bunu istiyorum” demek değildir
İnsanın zihnine ve kalbine çeşitli düşünceler gelebilir. Bunlar, istem dışı bir düşünce, bir hayal, bir arzu, bir vesvese, geçmişte edinilmiş alışkanlıkların bir yansıması, nefsin bir meyli olabilir.
Bunların her biri aynı değildir.
İnsan, zihnine gelen her düşünceyi seçmez. Bir düşüncenin akla gelmesiyle, kişinin onu benimsemesi ve ona razı olması arasında fark vardır.
Mesela bir kimsenin aklına öfkelendiği bir anda kötü bir düşünce gelebilir. Fakat o kimse bu düşünceden hoşlanmıyor, onu benimsemiyor ve uygulamıyorsa, sırf zihninden geçti diye günahkâr olmaz.
Bu sebeple “İçimden günah olan bir şeyi istemek geçti; demek ki ben kötü bir insanım” şeklindeki düşünce doğru değildir.
3. Nefsin bir şeyi istemesi ile insanın günah işlemesi aynı şey değildir
Nefis, imtihanın bir parçasıdır. İnsanda çeşitli arzuların bulunması, başlı başına bir suç değildir.
İnsanın yemek istemesi, cinsel arzu duyması, öfkelenmesi, rahat etmek istemesi veya bazı dünyevî şeylere meyletmesi, yaratılışın bir parçasıdır. Mesele, bu arzuların varlığı değil, insanın onları “Allah'ın helal ve haram sınırları içinde nasıl yönettiğidir.”
Bu sebeple nefis, her arzu ortaya çıktığında hemen “kötü” veya “lanetli” bir varlık gibi görülmemelidir. Fakat nefse gelen her arzu da doğru kabul edilmez.
Doğru ölçü şudur:
*Nefsin bir şeyi istemesi, o şeyin helal olduğunu göstermez; fakat o isteğin ortaya çıkması da tek başına günah değildir.
Günah, insanın haram olduğunu bildiği bir fiili, kendi iradesiyle benimseyip seçmesi ve işlemesiyle ortaya çıkar.
Dolayısıyla insan:
“İçimden böyle bir arzu geçti; fakat ben bunu Allah'ın rızasına uygun görmüyorum ve yapmayacağım.” diyebilir.
Bu, nefsi inkâr etmek veya Allah'ın yarattığı fıtrata karşı çıkmak değildir. Aksine, insanın içindeki arzuyu tanıması ve onu doğru şekilde yönetmesidir.
4. Nefsi kınamak ile kendinden nefret etmek aynı şey değildir
Burada önemli bir ayrım vardır.
İslam, insanın günahı kötü görmesini ister. Ancak kişinin kendisini sürekli olarak değersiz, kirli, umutsuz ve Allah'ın huzuruna çıkamayacak hâlde görmesini istemez.
Bir insan: “Bu arzu doğru değil; bu düşünceyi takip etmeyeceğim.” diyebilir.
Fakat: “Böyle bir düşünce aklıma geldiğine göre ben kötü biriyim, Allah'ın huzurunda utanılacak bir varlığım, artık bundan kurtulmam gerekir.” şeklindeki düşünceler, özellikle kişi bunları kontrol edemiyor ve sürekli kendisini suçluyorsa, vesveseye dönüşebilir.
Günahı kötü görmek başka, kendisini günah düşüncesinin kendisiyle özdeşleştirmek başkadır.
İnsan, günahı reddederken kendisini de bütünüyle reddetmemelidir.
5. Peygamberlerin ve salih insanların nefisleri konusunda dikkat edilmesi gereken husus
Hz. Yusuf (a.s.) hakkında Kur'an'da: “Rabbimin rahmet ettikleri hariç, nefis gerçekten de kötülüğü çokça emreder.” (Yûsuf, 12/53) buyurulmuştur.
Ancak peygamberlerin günah işleme konusunda Allah tarafından korunur ve özellikle büyük günahlardan muhafaza edilir.
Hz. Yusuf'un (a.s.) bir imtihanla karşılaşması, onun günah işlemeyi seçtiği anlamına gelmez. Bilakis ayette: “Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o da ona meyledecekti.” (Yûsuf, 12/24) buyurularak, Allah'ın yardımı ve korumasıyla kötülükten uzak tutulduğu bildirilmiştir.
Buradan şu sonuç çıkar:
“Bir arzunun veya meylin ortaya çıkması ile günahı iradeyle seçmek aynı şey değildir.”
Peygamberlerin ve salih kulların imtihan edilmesi, onların günah işlemeyi seçtikleri anlamına gelmez.
6. Günahı gözümüzde büyütmek de doğru değildir, basitleştirmek de
Sizin yaşadığınız temel problem, anlaşıldığı kadarıyla iki uç arasında gidip gelmekten kaynaklanıyor:
“Bu düşünce içimden nasıl geçebilir? Demek ki çok kötüyüm!” diyerek günah düşüncesini aşırı büyütmek, “Bu zaten fıtratımda var; o hâlde bunda bir sorun yok.” diyerek günahı tamamen önemsizleştirmek.
İslam'ın ölçüsü bu iki uçtan farklıdır.
Şöyle düşünmek gerekir:
“Bu arzunun içimde ortaya çıkması benim iradem dışında olabilir. Bu sebeple sırf ortaya çıktığı için günahkâr değilim. Fakat bu arzunun peşinden gidip gitmem benim sorumluluğumdadır. Eğer bu şey Allah'ın yasakladığı bir fiilse, onu yapmayacağım.”
İşte dengeli yaklaşım budur.
7. Günahı istemek ile günah işlemeye karar vermek de birbirinden farklıdır
Bir kimsenin nefsinin bir günaha meyletmesi, o kişinin o günahı kesin olarak seçtiği anlamına gelmez.
Bazen insan bir şeyi arzular ama onu yapmaz. Bazen bir düşünce zihnine gelir ama kişi onu reddeder. Bazen de kişi düşünceyle mücadele eder.
Resulullah’ın (asm): "Allah, ümmetimden içlerinden geçirdikleri şeyleri, konuşmadıkları veya yapmadıkları sürece bağışlamıştır.” buyruğu, özellikle bu noktada büyük bir teselli ve ölçüdür.
Bu nedenle insan, her düşüncenin gelişini değil; “iradesiyle neyi seçtiğini” esas almalıdır.
8. Günah işlemekten korkmak başka, günah düşüncesi geldiği için paniklemek başkadır
Günahı hafife almak doğru değildir. Fakat günah düşüncesi geldiğinde kişinin paniğe kapılması, kendinden nefret etmesi ve Allah'ın huzuruna çıkamayacağını düşünmesi de doğru değildir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53)
Müminin tavrı şu olmalıdır:
“Rabbim, içimde böyle bir arzu var. Sen bunu biliyorsun. Eğer bu haramsa, beni ondan koru. Ben onu seçmek ve yapmak istemiyorum.”
Bu şekilde insan, nefsindeki arzuyu inkâr etmeden, fakat ona teslim de olmadan Allah'a yönelir.
Sorunuzun özüne doğrudan cevap verecek olursak:
“Nefsin bir günahı arzulaması, tek başına günah değildir.” İnsan, iradesi dışında aklına gelen düşüncelerden ve kalbine doğan ilk meyillerden sorumlu değildir.
Ancak insan, bu arzuyu bilinçli olarak benimseyip beslemeye, onu doğru görmeye ve haram fiili kendi iradesiyle seçmeye başladığında sorumluluk alanına girer.
Bu sebeple: “İçimden böyle bir şey geçti; demek ki ben kötüyüm.” demek doğru olmadığı gibi, “İçimden geçtiğine göre bu normaldir ve peşinden gidebilirim.” demek de doğru değildir.
Doğru tavır şudur:
“Bu arzu içimde ortaya çıktı. Bu, tek başına benim günahkâr olduğumu göstermez. Fakat Allah'ın haram kıldığı bir şeyse, ben onu seçmeyeceğim ve onun peşinden gitmeyeceğim.”
Ayrıca nefsinizi sürekli olarak düşmanınız gibi görüp kendinize ağır suçlamalar yöneltmeniz de doğru değildir. Nefis, terbiye edilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir varlıktır. Onu her arzusundan dolayı suçlamak yerine, haram olan arzuyu “tanıyıp Allah'ın rızasına uygun şekilde yönetmek” gerekir.
Günah düşüncesinin akla gelmesi karşısında yapılması gereken şey, onunla saatlerce mücadele etmek veya “Ben nasıl böyle düşünebildim?” diye kendini sorgulamak değil; onu önemsemeden Allah'a yönelmek ve iradeyi doğru davranışa çevirmektir.
Bir düşünce geldiğinde onu düşünce olarak bırakın. Onu kimliğiniz hâline getirmeyin. “Siz, aklınızdan geçen her düşünce değilsiniz; siz, iradenizle seçtiğiniz ve yaptığınız şeylerden sorumlusunuz.”
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- İnsanda bulunan ebedi yaşama arzusu öldükten sonra dirilmeye delil olabilir mi?
- Niçin örtünmüyorum?
- ES-SEMİ? / EL-BASÎR
- Dinsiz biri iman ederse, genç sevabı alır mı?
- İnsana verilen özellikler, onun yeniden diriltilmesi gerektiğine ve ebedi hayatın varlığına delil olabilir mi?
- Niçin kadere inanmamız gerekiyor?
- Hırs, ahiretle ilgili konularda da mahrumiyet nedeni olabilir mi?
- Doğuştan engelli insanların bir suçu mu vardı ki öyle yaratıldılar?
- Doğuştan engelli insanların bir suçu mu vardı ki öyle yaratıldılar?
- Manifest yapmak şirk mi, günah mı?