İntihar etmek istiyorum, bıktım hayattan?

İntihar etmek istiyorum, bıktım hayattan?
Tarih: 12.12.2021 - 16:21 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İntihar düşüncesinin akla gelmesi çok vahim bir şey değil. Çünkü hepimiz insanız, bazen geçici de olsa acılarımız katlanılmaz hale gelebiliyor. Nitekim bu acıları yaşayan, ağır depresyona giren tek kişi siz değilsiniz, binlerce insan hayatlarının bir döneminde derecesi değişse de farklı boyutlarda acılar yaşamışlar, hayattan kopma noktasına gelmişlerdir.

Mesela, Kur'an müfessiri Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri yaşadığı büyük acılar karşısında şöyle der: "Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti." Ama imanının gücü ile intihar etmemiş ve sabretmiştir.

Herkesin depresyona girme ve hayattan kopma aşamasına gelmesinin nedenleri farklıdır:

- Eşi veya çok sevdiği biri tarafından terk edilme,
- Bir anlık hata ile tüm servetini kaybetme,
- En çok sevdiği insanların bir anda yitip gitmesi,
- Ne Allah’ın ne de kulların huzuruna çıkamayacak kadar büyük bir günah işlemiş ve kirlenmiş hissetme,
- Amansız bir hastalığın pençesinde acı çekmeye dayanamama,
- Yoğun değersizlik duyguları,
- İş, evlilik, okul, çocuk gibi konularda ümitlerinin tükenmesi,
- Çevresindekilere yük olduğu, acı verdiği duygusu 

gibi farklı durumlar, hayatı kişiye çekilmez hale getirebilir.

Bu duygulardan birini veya birkaçını yaşayan kişi, bazen yaşadığı bu dayanılmaz acılardan kurtulmak için, günah olduğunu bildiği halde bile, intihar fikrine saplanır ve onu tek kurtuluş çaresi olarak görür.

Oysaki o durumda bir arkadaşı, dostu, kardeşi, annesi, babası olsa ona asla intiharı tavsiye etmez, var gücü ile onu intihardan vazgeçirmeye çalışır. Çünkü söz konusu kendisi olunca, bu kadar yoğun duygusallık içinde mantığı devre dışı bırakır, duyguların hakimiyeti altına girmiş olur.

Bu demektir ki akıl, mantık, sağduyu, Allah’a, kadere, hayrın ve şerrin ondan geldiğine iman etmiş olmak, intiharın doğru bir şey olmadığını, acılardan kurtulmaya da çare olmadığını, söylemektedir. Çünkü inanan bir ruh, akıl ve kalp bilir ki dünyadan kaçış, acılardan kurtuluş değil, ebedi ıstırabın kapısını açmaktır.

Geçici dünya acılarına tahammül edemeyen bir kişi, ebedi ıstıraba nasıl tahammül edecektir?

Dünya acılarına dayanamayan kabir azabına nasıl dayanacak, cehennem ateşine nasıl katlanacaktır?

Ayrıca geride bıraktığı onlarca yakınını ölünceye kadar azapta bırakmanın vebaline nasıl dayanacaktır?

İntihar düşüncesi, yaşanılan sıkıntılardan kaynaklansa da daha çok o sıkıntılardan dolayı kişinin hissettiği acının derecesi ve aynı zamanda o acı ile baş edebilme kapasitesi ile alakalıdır. Çünkü aynı sıkıntıyı, hatta daha da fazlasını yaşayan bir başka kişi intihar etmezken, daha azını yaşayan kişi yıkılır. Tıpkı idmanlı bir sporcunun yüz kilo ağırlığı omuzlarında rahatlıkla kaldırabilmesine karşın, idmansız birsinin omuzlarına konan yirmi-otuz kilo ağırlığa dayanamayıp yıkılması gibi.

Deme ki, sizi intihar düşüncesine götüren ne kirli ne günahkâr olmanız ne ümitsizliğiniz ve ne de acılarınızın katlanamaz olmasıdır, daha çok yaşadığınız acıları algılama biçiminiz ve bir de dayanma gücünüzün zayıflığıdır.

O zaman önümüzde iki yol var: Bir taraftan hissettiğimiz acılara bakışımızı değiştirip ve de çözüm yolları arayıp onları hafifletirseniz, diğer taraftan da tahammül ve sabır gücümüzü artırırsak, inşallah yaşamanın, sabretmenin, dayanmanın ve imtihanı kazanmanın huzurunu yaşayacağız.

Madem sizin durumunuzda olan, hatta sizden daha ağır sıkıntılara maruz kalan milyonlarca insan sabrederek ebedi azaptan kurtulmaktadır, siz de inşallah kurtulacaksınız.

Birinci Yol: Acılarınıza ve kendinize bakışınızı değiştirerek hafifletin.

Sorunuz ayrıntılı olmadığı için yaşadığınız sorunun ne olduğunu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki, insanları rahatsız eden şey olaylar ve sorunlardan çok, o soruna bakış açısıdır. Bir olaya hangi anlamları yüklerseniz ona göre bir duygu yaşarsınız.

Örneğin acılar içinde hasta yatan birisini düşünelim. Bu hastalığa iki türlü bakış açısı var. Birisi: “Bu hayat mıdır, çektiğim acılar bir yana, dışarı da çıkamıyorum, herkes dışarıda ben içeride yatıyorum, ayrıca yakınlarıma da yük oluyorum. Hiçbir işe de yaramıyorum, anlamsız bir hayat sürüyorum vb.”

Hastalığına böyle dramatik ve olumsuz anlamlar yükleyen birisi, hastalığının ona verdiği acılardan on kata daha fazla acı ve elem hisseder. Hayat yüküne duygusal olarak sürekli gerçekten var olmayan yeni yükleri de ekleyerek hayatı çekilmez hale getirir.

Unutmayalım bu hayatta çekilmeyecek yük yoktur. Çünkü Allah, Kur'an- ı Kerim’de hiçbir kimseye tahammül edemeyeceği bir yükü yüklemeyeceğinin sözünü veriyor. Biz, bakış açımızla onu imkansız hale getiriyoruz.

Bunun yanında, dünyanın fani ve kısa olduğunu, acılarının da geçici olduğunu, hayatın sadece kısacık dünya hayatı ile sınırlı olmadığını, ebedi bir hayatın var olduğunu, bu ebedi hayat içinde birkaç sene sıkıntıya mukabil ebedi bir hayatı kazanacağını düşünmesi onun acılarını hafifletir, dayanılacak seviyeye getirir.

İnsanları intihara götüren bir diğer düşünce ise, yaşadıkları acıların hiç bitmeyeceğidir. Hiç bitmeyecekse bu katlanılması imkânsızdır, gibi bir düşünce içine girerler.

Oysaki hiçbir şey kalıcı değildir. Bu gözle çevrenize bakın, hiç kimsenin hayatının sabit bir çizgide, yani hep mutlu veya hep mutsuz sürmediğini göreceksiniz.

Diğer taraftan günümüz insanın en büyük sıkıntılarından birisi de sürekli mutlu olmanın peşinde koşmasıdır.

Hastalıklar başta olmak üzere yaşanılan diğer sıkıntılar bunu mümkün kılmayınca kendisini sürekli mutsuz, depresif, kendisi dışındaki herkesi de mutlu zannediyor. Bu da onun acılarını daha da artırıyor.

Oysaki bu hayatta herkesin kendine göre sıkıntıları var. Bakmayın siz insanların sosyal medyada paylaştıkları mutluluk fotoğraflarına, iç alemlerinde herkesin benzer olmasa da mutlaka sıkıntıları var. Çünkü dünyanın hayatının mahiyeti budur. Hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) “La rahate fid dünya.” yani "Dünya hayatında rahat yoktur." demiyor mu? Ama insanoğlu sürekli rahat ve kesintisiz mutluluk arıyor.

“İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.” (bk. Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a)

O zaman kişiye düşen şey; dünya hayatının acılarını normalleştirmek, üstesinden gelinecek zorluklar olarak görerek gözünde büyütmemek ve arkasında yatan güzellikleri anlamaya çalışmaktır.

Sorunun kendisine değil, çözümüne odaklanmaktır. Her sorunun bir çözümü veya o sorun karşısında yükümüzü hafifletecek başka yollar vardır. Bunlar kafa yormak, önümüze büyük kapılar açacaktır.

Tahminimiz sadece sorunlarınıza değil, kendinize bakışınızın da olumsuz olduğu yönündedir. Yani mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olup kendinizi eleştiren, beğenmeyen, kusurlu, eksik, yetersiz, hatalı ve günahkâr gören bir yapınızın olduğunu düşünüyoruz.

Özelikle depresyon dönemlerinde insanlar kendilerini olduğundan daha zayıf, güçsüz, çaresiz ve olumsuz görürüler.

Bu çerçevede kendinize öz şefkatle yaklaşmanız, olumlu özelliklerinize odaklanmanız ve kendinizi olduğu gibi kabul edip sevmeniz sizi rahatlatacaktır. Ayrıca depresyon dönemi geçince, kendinize bakışınızın daha da iyi olduğunu da görecesiniz.

Yakınlarına yük olduğu düşüncesi ile intihar etmek de gerçekçi değildir. Çünkü kişi hastalığı ile yakınlarına bir yük oluyorsa, intihar ederek o sevdiği yakınlarını bir ömür boyu manevi acılar içinde bırakacaktır.

Bir düşünün, siz intihar ederseniz bundan kim mutlu olacak ve kimler azap içinde kıvranacaktır?

Sadece kendi acınıza odaklanmayın, intihar edeceğinizde geride kalanların acısını da düşünün!

İkinci Yol: Tahammül ve sabır gücünüzü artırın.

İnsanın fiziki yapısı ile ruhi yapısı birbirine benzer. Kaslarımızı geliştirmek ve kuvvetlendirmek nasıl sürekli ve düzenli ağırlık kaldırmakla mümkünse, aynı şekilde tahammül ve sabır gücümüz de öncelikle maruz kaldığımız sıkıntıları aşmak için verdiğimiz mücadele ile kuvvetlenir. 

Her sıkıntı, bizim tahammül gücümüzü biraz daha artırır, olgunlaştırır. Çünkü “Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur.” olgunlaşır.

Etrafınızdaki insanlara bakın geçmişinde sıkıntı yaşayanla yaşamayanın olgunluk, mükemmellik, hayat tecrübesi açısından ne kadar da farklı olduğunu göreceksiniz. Siz de çektiğiniz sıkıntılara sabır göstererek tahammül gücünüzü artırabilirsiniz.

Bunun yanında Risale-i Nur Külliyatı'ndan kadere ve Allah’a iman konusunu anlatan yerleri okuyarak imanınızı daha da güçlendirebilirsiniz. İmanınız güçlendikçe, tahammül gücünüz daha da artacağı gibi, sıkıntılar da nazarınızda küçülecektir.

Unutmayın, “Her bir yaradan haberdardır bizi Yaradan.” (Mevlana)

Biz istersek ve inanırsak, bizi bilen, bize dayanma gücü de verecektir.

En kısa sürede uzman ve mütedeyyin bir psikoloğa veya psikiyatra gidip terapi veya depresyon tedavisi almanız da sizi büyük ölçüde rahatlatacaktır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Ben yaşamak istemiyorum, Allah neden beni yaşamaya mecbur kılıp ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+

Yorumlar

Serhatkara

Güzel bir konuyu ele almışsınız Allah razı olsun

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun