"İçinizden zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzelirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tevbeleri daima kabul eder ve merhamet eder." Nisa Suresi 15-17. ayetleri açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Nisa suresi, ayet 15 ve 16:

"Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. İçinizden bu çirkin fiili işleyen ikilinin canlarını yakın. Eğer tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse artık onlara eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, çok esirgeyendir."


Ayetlerin Tefsiri:

Nûr Sûresi hicrî VI. yılda, Nisa Sûresi ise IV-VI. yıllar arasında vahyedilmiştir. Fuhşun çeşitlerine göre cezalarının belirlendiği bu iki sûrenin ilgili âyetleri bir yandan birbirini tamamlamış; diğer yandan -muhtemelen- sonra gelenler, önceki gelenlerin bir kısım hükümlerini değiştirmiştir (nesih veya tahsis etmiştir). Âyetlerin açıklamaya muhtaç kısımlarını da hadisler açıklamış, böylece fuhuş suçuyla ilgili bazı cezaların kaynağını sünnet ve buna dayalı sahabe icmâı teşkil etmiştir.

"Çirkin fiil" diye tercüme ettiğimiz fahişe kelimesi Kur'an'da, hemcinsler arasındaki cinsel ilişki için de kullanılmıştır. (Ankebût, 29/28.) Buradan hareketle âyetler lafızlarına uygun olarak yorumlandığında 15. âyette kadınların kendi aralarında yaptıkları fuhuştan (sevicilik, lezbiyenlik), 16. âyette de erkeklerin kendi aralarında yaptıkları fuhuştan (livâta, homoseksüellik) bahsedildiği anlaşılmaktadır. Nûr Sûresi'nin 2. âyetinde ise kadınlarla erkekler arasında yapılan fuhuş (zina) suçunun hükmü açıklanmıştır. Şu halde suçların cezalarıyla ilgili hükümlerde bir değiştirme (nesih) söz konusu değildir. Nitekim İsfahanlı müfessir Ebû Müslim (ö. 323/935) âyetleri böyle anlamış, Muhammed Abduh ve Reşîd Rızâ da el-Menâr'da (IV, 438-440.) bu anlayışı desteklemişlerdir. Buna göre:

a) Seviciliğin cezası kadınları evlerde hapsetmektir; "Allah'ın onlara bir yol açması" ise hallerini düzeltmeleri ve erkeklerle evlenmeleridir.

b) Livata suçunun cezası, bunu yapanlara söz ve fiille eziyet çektirmek, onlara maddî ve manevî olarak acı vererek canlarını yakmak, böylece bu iğrenç fiili işlemekten vazgeçmelerini sağlamaktır. Ceza olarak ne söyleneceği, ne yapılacağı âyette açıklanmamış, ictihad ve uygulamaya bırakılmıştır.

c) Kadınla erkek arasında yapılan fuhuşun cezası ise Nûr Sûresi'nde (24/2) açıklandığı üzere yüzer sopa vurmaktır.

Bu anlayış ve yorum, âyetlerin lafzî ifadesine uygun olmakla beraber konuyla ilgili hadisler ve uygulama göz önüne alınınca birçok cevapsız soru ve çözülmemiş problem doğmaktadır. Yukarıdaki anlayışı ortaya koyanlar ve onu destekleyenler bu problemleri, ilgili hadislerin sahih olmadığını ileri sürerek veya "Hadisler daha önceki dinlere veya örfe dayalı uygulamayı aksettirmektedir, âyetler gelince bu uygulamalar terkedilmiştir." şeklinde teviller yaparak (Ateş , II, 229) çözme yoluna gitmişlerdir. Ancak gerek homoseksüel ilişki ve gerekse evli erkeklerin ve kadınların zinası için öngörülen ağır cezaların -Nûr Sûresi geldikten sonra da- asırlar boyunca uygulandığı, yüz sopa cezasının ise evlilik hayatı yaşamamış (muhsan olmayan) erkekle kadının zinasına tahsis edildiği bilinmektedir. İlgili hadislerin sahih olmadığını söylemek, hadis ve usul ilminde yerleşmiş kaidelere göre kolay ve isabetli değildir. Bu hadislerde geçen ifadeler de bu hükümleri açık biçimde içermektedir. Şöyle kî:

1)  İbn Abbas, "Allah'ın açtığı yolun, getirdiği çözümün "Evlilerin zinası için recm (taşlayarak öldürmek), bekârların zinası için ise yüz sopa." olduğunu belirtmiştir. (Buhâri, "Tefsîr", 4/1 vd.)

2) Hz. Peygamber (asv) "Allah'ın açtığı yolun evli zânîler için recim, bekâr zânîler için ise yüz sopa" olduğunu açıklamıştır. (Müslim, "Hudûd", 26.)

3) Yine Resûlullah (asv), Allah'tan başka tanrı olmadığına ve kendisinin Allah'ın elçisi olduğuna iman eden kimseler arasında sadece üç büyük suçtan birini işleyenlerin ölüm cezasına çarptırılacağını belirterek bunlardan birinin de zina eden "evlilik yaşamış" kadın ve erkek olduğunu belirtmiştir. (Buhârî, "Diyât", 6; Müslim, "Kasâme", 25-26.) Bu hadis evlilik hayatı yaşamış bulunan kimseler için zina cezasının ölüm olduğunu açıkça ifade etmektedir.

4) Hz. Peygamber (asv) hayatta iken, onun bilgisi dahilinde ve verdiği hükme dayanan birden fazla recim cezası uygulanmıştır. Bunların bir kısmı Müslüman kadınlarla ve erkeklerle, bir kısmı ise -kendi istekleriyle bir hakim olarak Hz. Peygamber (asv)'e başvurdukları için bu konuda onun hüküm vermesini isteyen Yahudilerle ilgilidir. (Müslim, "Hudûd", 16-33; el-Muvatta', "Hudûd", 2-6.) Yahudiler, zina eden bir kadınla erkeğin davasını Resûlullah (asv)'a getirdiklerinde o, Tevrat'ta bunun cezasının ne oluğunu sormuş, Yahudiler gerçeği gizleyerek sopa cezasından bahsetmişlerdi. Yahudi iken Müslüman olan Abdullah b. Selâm'in müdahalesi ve Tevrat'taki yerini göstermesi üzerine Yahudiler onu doğrulamak mecburiyetinde kalmışlar, Hz. Peygamber (asv) de gereğinin yapılmasını emretmişti. (Müslim, "Hudûd", 26.) Bugün elimizde bulunan Tevrat'ta da recim cezasına yer verildiğini görüyoruz. (Levililer, 20,24/16 vd.; Tesniye, 22/13 vd.)

5) Hz. Peygamber (asv)'in irtihalinden sonra Râşid Halifeler devrinde evlilere zina cezası olarak recim uygulanmıştır. (el-Muvatta', "Hudûd", 9-10; Ebû Bekir İb-nü'l-Arabi, 359.)

6) Hz. Ömer (ra) recim cezasının Allah Teâlâ tarafından Peygamberine (asv) bildirildiğini, bunu âyet gibi okuduklarını, ihmal edilmemesi gerektiğini -önem verdiğini gösteren bir tavır ve üslûp içinde- açıklamıştır. (Müslim, "Hudûd", 15; el-Muvat-fa "Hudûd", 9-10.)

Bu açık ifadeler ve uygulama karşısında müctehid ve müfessirlerin kahir ekseriyeti, evli iken zina eden kadınların ve erkeklerin cezalarının recim olduğu hükmünde birleşmişlerdir. Buna göre eziyet etme ve hapsetme cezalarının yerine gelen sopa cezası âyetle, recim cezası ise hadisle belirlenmiştir. Âyetin âyeti nesh etmesinin caiz olduğunu benimsemiş bulunan usulcülere göre burada bir problem yoktur. Ancak Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, 15. ayetin getirdiği cezanın muvakkat olduğunu ("Allah bir yol açıncaya, başka bir çözüm getirinceye kadar" buyurulduğunu) göz önüne  alarak burada nesihten söz edilemeyeceğini, belli bir müddete kadar geçerli olan hükmün, o müddet dolunca zaten ortadan kalktığını, bundan sonra geçerli olacak hükmün de açıklandığını ifade etmiştir (1,354).

16. âyete gelince buradaki hükmü değiştiren bir âyet, bir de sünnet vardır. Âyet bekâr suçlular için sopa cezasını koymuştur, sünnet ise bunu teyit ettikten sonra evlilerin zina suçu için recim cezasını getirmiştir. Burada recmi kabul edenler, zaruri olarak sünnetin âyeti neshini de kabul etmiş olmaktadırlar. Usulcülerin büyük çoğunluğu, mütevâtir (başından itibaren yalan üzerinde birleşmelerini aklın kabul edemeyeceği ölçüde çok sayıda kişi tarafından rivayet edilmiş) sünnetin âyeti neshedebileceği kanaatindedir. Ebû Bekir İbnü'l-Arabî recmi bildiren hadislerin mütevâtir geldiğini ileri sürmektedir (I, 361). Bazı usul eserlerinde İmam Şafiî'nin, sünnetin Kur'an'la neshedilebileceği kanaatinde olduğu belirtilmekle beraber, kendi eserinde sünnetin Kur'an'ı, aynı şeklide Kur'an'ın da sünneti hiçbir şekilde nesh edemeyeceğini savunmaktadır. (Bilgi için bk Şâfıî, er-Risâle, s. 106-117; Muhammed Ebû Zehre, eş-Şâfiî, s. 260-266.)

Sopa ve recim cezası gelmeden önce inen 15 ve 16. âyetlerin hükmü "kadınların veya erkeklerin kendi cinsleri arasındaki cinsî ilişkiler içindir" denildiği takdirde nesih problemi ortadan kalkar. Geriye Nur Sûresi'nin 2. âyetindeki sopa cezasının evli zina suçlularını da kapsamına alıp almadığı konusu kalır. "Bu âyet bekâr zina suçluları içindir" diyenler recmi getiren hadislere dayanıyorlar.

Bize göre bu hadislerin uydurma olduğunu söylemek -usule göre- mümkün olmamakla beraber getirdikleri recim cezasıyla ilgili bazı sorular ve problemler de yok değildir:

a) Recim cezası İslâm'dan önce vardır ve uygulanmıştır, İslâm'ın getirdiği, başlattığı bir ceza değildir.

b) Zina cezalarının daha hafif olanları Kur'ân-ı Kerîm'de yer aldığı halde recim cezasına Kur'an'da yer verilmemiştir. 25. âyette gelecek olan mümin cariyelerle ilgili "Evlendikten sonra fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yansı gerekir" mealindeki ifade, hür ve evli kadınların zina cezalarının da yüz sopa olduğuna işaret etmektedir. Çünkü yüz sopanın yansı uygulanabilir, fakat recim (ölüm) cezasının yansından söz edilemez.

c) Hz. Peygamber (asv), hayatında uygulanan birkaç recim cezasında hazır bulunmamış, infazı başkalarına havale etmiştir. Suçun ispatı bu vak'aların tamamında suçlunun itirafıyla hâsıl olmuş ve ceza, Müslüman suçluların ısrarla günahtan temizlenmeyi istemeleri üzerine infaz edilmiştir.

d) "Zina ettim, beni cezalandırarak temizle." diye gelen Müslümanları Hz. Peygamber (asv) önce geri çevirmiş, söylediklerini duymamış gibi davranmış, ısrar etmeleri üzerine kurtarıcı telkinlerde bulunmuş, "Deli mi, içmiş mi, yaptığı zina olmadığı halde öyle mi sanıyor?" demiş, bütün bunlara rağmen ısrar ettikleri için cezalandırma yoluna gitmiştir. (Müslim, "Hudûd", 22.)

e) Mâiz isimli sahâbî, infaz başlayınca can acısıyla kaçmaya başlamış; arkasından yetişen infazcılar onu öldürmüşlerdi. Dönünce durumu Hz. Peygamber (asv)'e anlatmışlar. O da "Keşke bıraksaydınız! Tövbe ediyor, Allah da onu kabul buyuruyordu." demiştir. Sahabenin recm edilen Müslümanlar hakkında ileri geri konuşmaları karşısında da, "O öyle tövbe etti ki bir ümmete paylaştırılsa her bir ferdine yeterdi."; başka bir rivayete göre, "O öyle bir tövbe etti ki, Medine halkından yetmiş kişiye paylaştırılsa -bağışlanmaları için- yeterdi." buyurmuştur. (Müslim, "Hudûd", 24.) İbn Teymiyye, İbn Kayyim gibi fıkıhçılar bu hadislere dayanarak tövbe eden, kendiliğinden gelip suçunu itiraf eden suçlulara cezayı uygulayıp uygulamama konusunda ülü'l-emrin serbest olduğu sonucuna varmışlardır. (İ'lâmü'l-muvakkıîn, III, 79.)

f) Recim cezasını getiren hadiste Hz. Peygamber (asv),"... Bekârlar için yüz sopa ve bir yıl da sürgün, evli veya evlilik geçirmiş kimseler için yüz sopa ve recim." ifadesini kullanmıştır. (Müslim, "Hudûd", 12.) Müctehidler bu hadiste geçen cezaların İkisi hakkında farklı görüş, anlayış ve değerlendirme getirmişlerdir:
1. Kadının başka bir yere sürülmesi,
2. Recim yanında bir de sopa cezasının uygulanması.
Hadiste bu iki ceza da yer aldığı halde bunlar uygulanmaz diyen müctehidler olmuştur. Hatta Ebû Hanîfe'nin, "sürgün cezasının had (değişmez, kanunî ceza) değil, uygulaması yöneticilere bırakılmış ta'zir cezası nevinden olduğunu" söylediği nakledilmiştir; (Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, 1,358.) yani Kur'an'da olan ceza had, sünnetin getirdiği ilâve ceza ise ta'zir olarak değerlendirilmiş olmaktadır.

Yukarıdaki altı madde bizi şu sonuca götürmektedir: Recim cezası -mutlaka ve değişmez olarak uygulanacak- hadlerden değildir. İslâm'dan önce de uygulandığı için ilk İslâm topluluğunun tanıdığı, yadırgamadığı, caydırıcı bulduğu bir ceza çeşididir. Bu sebeple Hz. Peygamber çok az da olsa bu cezanın uygulanmasına izin vermiştir. Sonuç olarak evlilerin zina suçlarının had nevinden cezası, bekârlarınki gibi yüz sopadır. Recim ise kamu düzeni ve suçların önlenmesi ilkelerinin gereğine göre uygulanıp uygulanmaması, usulüne göre ümmetin alacağı karara bırakılmış, ta'zir nevinden bir cezadır. Cezaların çoğu gibi bu cezalar da ispat ve infazdan önce tövbe etmekle (pişmanlık göstermek ve ıslâh-ı hal etmekle) ülü'l-emir tarafından düşürülebilir.  (Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu, II/20-24)

    Nisa suresi, ayet 17: 

“Allah, kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakîm olandır.”


Tevbeleri kabul edilecekler, bir cehalet sebebiyle, bilmeyerek bir kötülük işliyorlar, ama bilerek değil ve de bu kötülüğe devam da etmiyorlar, hemen arkasından, en kısa bir zamanda kötülükten dönenlerin bu dönüşlerini kabul ediyor Rabbimiz. "İşte Rabbimizin kabul edeceği tevbe budur. "

Herkim ki bir bilgisizlik, bir cehalet sonucu bir kötülük yapar, bir günah işleyecek olur da hemen arkasından tevbe eder ve durumunu düzeltirse, cehaletle günaha gittiği bir anda hemen kıblesini değiştirir ve Allah’a dönerse bilesiniz ki ben böyle yapanlar hakkında rahmeti kendi üzerime yazdım, onu affederim buyuruyor Rabbimiz.

Mü'min bir günahı ancak bir bilgisizlik sonucu, bir gaflet sonucu işleyebilir. Yâni ya onun isyan olduğunu bilmeyerek, ya işleyeceği o isyanın sonucunda, o günahın sonucunda başına gelecekleri bir an unuttuğundan dolayı günah işler, ya da isyanı taate tercih ederek bir isyanda bulunabilir ki bu da ayrı bir cehalettir.

İşte bu durumda hemen kendine gelir gelmez tevbe eden, günahtan vazgeçen, yönünü, kıblesini değiştiren, ve bir daha bu duruma düşmeme konusunda kesin kararlı olan mü'minleri affedeceğini bildiriyor Rabbimiz.

Ama dikkat ediyorsanız âyet-i kerîmede "min gariyb" ifadesi kullanılmaktadır. Yâni işlenen günahın hemen arkasından tevbe edilmelidir. Meselâ adam günahı işler işler de artık o kötülüğü işleyemeyecek bir çağa geldikten sonraya tevbesini geciktirmemelidir. Öyle yaşlanmış ki artık o amelleri işleme imkânı kalmamıştır. Ne zina edebilecek, ne içki içebilecek, ne de başka günahları işleyebilecek dermanının kalmadığı bir çağa gelince tevbe etmeye kalkıyor adam. Eh zaten istesen de yapamayacaksın onları. Kimi kandırıyorsun da? Öyleyse tevbelerimizi geciktirmemeliyiz, Rabbimizle aramızı açmamalıyız ve her an Rabbimizle diyalog halinde olmalıyız.

Evet, sizden her kim ki bir bilgisizlik, bir cehalet sonucu bir kötülük yapar, bir günah işleyecek olur da hemen arkasından tevbe eder ve durumunu düzeltirse, cehaletle günaha gittiği bir anda hemen kıblesini değiştirir ve Allah dönerse bilesiniz ki ben böyle yapanlar hakkında rahmeti kendi üzerime yazdım buyuruyor Rabbimiz.

Demek ki mü'min bir günahı ancak bir bilgisizlik sonucu, bir gaflet sonucu işleyebilir. Yâni ya onun isyan olduğunu bilmeyerek, ya işleyeceği o isyanın sonucunda, o günahın sonucunda başına gelecekleri bir an unuttuğundan dolayı günah işler, ya da isyanı taate tercih ederek bir isyanda bulunabilir ki bu da ayrı bir cehalettir. İşte bu durumda hemen kendine gelir gelmez tevbe eden, günahtan vazgeçen, yönünü, kıblesini değiştiren ve bir daha bu duruma düşmeme konusunda kesin kararlı olan mü’minleri affedeceğini bildiriyor Rabbimiz.

Evet işlenen günahın akabinde hemen tevbe edilecek ve bir daha o günaha dönmeme kararı verilecek. Bu konuda Rasûlullah’ın pek çok hadisi vardır.

"İşlediği bir günahın akabinde tevbe eden (Pişmanlık duyarak, bir aha dönmeme azmi içinde olan) kişi günah işlememiş gibidir." (İbni Mâce)

Bir adam gelip Rasûlullah’a: Ya Rasûlullah bir kul bir günah işlese sonra tevbe etse Allah affeder mi? dedi. Allah’ın Resûlü buyurur ki:

“Bir kul günah işledi, tevbe etti. Affedilir. Yine günah işledi yine tevbe etti, yine affedilir. Yine günah işledi, tevbe etti yine affedilir. En son Rasûlullah şöyle buyurdu. “Hattâ şeytan melül mahsur oluncaya, ümidini kesinceye kadar.”
(Hakim)

Hattâ bir başka hadislerinde de Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv) samimi olarak, içiyle dışıyla tevbe edip o günahla ilişkisini kestiği halde dayanamayarak aynı günahı günde yüz defa işlemiş olsa bile Rabbimizin affedeceğini haber vermektedir. Adam gerçekten samimi bir şekilde o günahla ilişkisini kesmiştir, tevbe etmiştir ama bir saat sonra dayanamayarak aynı günahı işlemiş olsa bile, böylece aynı günahı günde yüz defa işlemiş olsa bile Rabbimiz onun tevbesini kabul edecektir. Ama samimiyetle o günahla ilişkisini kesip onu hayatından atması şartıyla.

Meselâ adam içki içiyor, her içişinin sonunda tevbe ettim diyor, ama o günah unsuruyla tümden ilişkisini kesmiyor. Yani onu hayatından söküp atmıyor. Yani tevbe bir daha içmeyeceğim diyor ama hâlâ içki şişeleri buzdolabında duruyor. Veya adam bir kadınla zina ediyor, her birleşmenin sonunda "Tevbe ya Rabbi, bir daha yapmayacağım." diyor, ama o kadını evinden dışarıya atmıyor, onunla ilişkisini kesip atmıyor, yarın öbürsü gün tekrar yapacak. Böyle değil tabii. O günah unsurlarını hayatından söküp atacak, tümüyle ilişkisini kesecek, işte o zaman Allah onun tevbesini kabul edip affedecektir. (Besâiru'l Kur'an)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR