Hz. Peygamber her yerde hazır ve nazır mı?

Tarih: 15.07.2022 - 05:42 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hazır ve nazır ne anlama geliyor?
- Bir âlim, Hz. Peygamber her yerde hazır ve nazırdır, dedi. Bu onun ruhunun her yerde olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hazır: Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Hazır olmak, bir yerde bulunmak demektir. Örneğin “meclisimizde hazır oldu”, “meclisimize gelip yerini aldı” demektir. Nazır ise bakan, nezaret eden demektir. Örneğin, Türkiye’de "vezir"e "bakan" denir. Çünkü memleketin belli bazı konularına bakıyor. Osmanlı’da ise buna "nazır" diyorlardı. 

Bu iki kelimenin lügat manasını belirttikten sonra, asıl soruya gelebiliriz.

Soru: Hz. Muhammed (asm) her yerde hazır ve nazır mıdır?

Cevap: Hayır, Allah’tan başka hiçbir varlık her yerde hazır ve nazır değildir. Çünkü “her yerde hazır ve nazır olmak” ilim ve kudretiyle her yerde bulunmak demektir. Bu ise sonsuz bir ilim ve kudretin tezahürüdür. Oysa, -diğer sıfatlar gibi- ezeli olmayan ilim ve kudret de sonsuz olamaz, her şeyi kuşatamaz, her yerde bulunamaz.

Ancak, enbiya, evliya Allah’ın bildirmesiyle gaybı bildikleri gibi, Hz. Muhammed (asm) de kendisine okunan salavatı bizzat işitebilir, fakat bunları kendi bağımsız kabiliyetiyle değil, Allah’ın inayetiyle ve izniyle işitir. Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Bana salât ve selâm edin. Çünkü nerede olsanız salât ve selâmınız bana ulaşır." (Ebû Davud, Menasik: 97, h. no: 2042)

Bu hadiste Efendimizin (asm) kendisine getirilen bütün salavatları işitmesinin ancak Allah’ın izniyle olduğunu, yoksa kendisinin bağımsız olarak bunları işitmesinin söz konusu olmadığının önemli bir delili de şu hadis-i şeriftir:

“Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır; ümmetimin selamlarını bana ulaştırırlar.” (Hâkim, Müstedrek, 2:456, h. no: 3576.)

Bediüzzaman Hazretlerinin “Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (asm) kendisine okunan bütün salavat-ı şerifeye bir anda vakıf olur.” (Mesnevi-i Nuriye, s. 124) şeklindeki sözlerini de bağımsız bir ihata, bir şümul olarak algılamak doğru değildir.

Onun şu sözleri bunun en bariz delilidir:

(İlahlık dava eden birine karşı yer küresindeki bitkiler ve diğer canlılar ona şöyle cevap verirler:) Hem bizde öyle bir sikke-i vahdet ve öyle bir turra-i ehadiyet vardır ki, bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olmayan ve bütün eşyayı, bütün şuunatıyla birden görmeyen ve nihayetsiz işleri beraber yapamayan ve her yerde hazır ve nazır bulunmayan ve mekandan münezzeh olmayan ve nihayetsiz hikmet ve ilim ve kudrete malik olmayan, bize sahip olamaz ve müdahale edemez." (Sözler, s. 595)

Bu iki sıfatın Allah’a mahsus olduğunu gösteren şu ifadeye de bakmakta fayda vardır:

“Şu kâinat Sani'-i Zülcelal'inin nur olan bütün sıfatıyla ve nuranî olan bütün esmasıyla, teveccüh-ü ehadiyet sırrıyla öyle bir tecellisi var ki; hiçbir yerde olmadığı halde, her yerde hazır ve nazırdır. Teveccühünde inkısam olmaz. Aynı anda, her yerde, külfetsiz, müzahamesiz her işi yapar.” (Mektubat, s. 248)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun