Hz. Ömer, ruhsat hadislerinin rivayet edilmesini neden istemedi?

Tarih: 09.12.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Birinci sorum: Hz. Ömer (ra), halkın her şeyden önce Kuran ile meşgul olmasını, amelle ilgili olanların dışında kalan hadisleri az rivayet etmelerini, halkı yersiz bir tevekküle götürecek ruhsat hadisleriyle, halkın anlayamayacağı müşkil hadisleri halka rivayet etmeyi uygun görmüyordu.
- Burada geçen ruhsat hadislerini Hz. Ömer neden rivayet edilmesini istemedi?
- Ayrıca neden amel dışındaki hadislerin daha az rivayet edilmesini istiyor Hz. Ömer? Peygamberimiz ümmeti bilsin diye bu sözleri söylüyor çünkü.
İkinci sorum: eş-Şeref el-Barizî vel'İzz bin Abdusselâm gibi ulema, muayyen bir mezhebi taklit etmek gerekmez diyerek ne kast etmişlerdir?
- Dış görünüş olarak mezhepsizliği sanki destekliyor gibi bir anlam çıkıyor. Asıl niyetleri nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Takva tarafı ağır bastığı bilinen Hz. Ömer’in, gerçekten bildiğimiz ruhsatlara izin veren hadislerin rivayetlerine mani olması anlaşılır bir şeydir. Ancak onun bu tavrı, bütün insanlar hakkında söz konusu olmamalıdır. Zira “fazail-i a’malde” zayıf hadislerle de amel etmenin caiz olduğu, Ehl-i sünnet alimlerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bir prensiptir. 

Nitekim şu hadis rivayetinde bunu görmekteyiz:

Bir gün, Hz. Peygamber (asm), "İçtenlikle Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getiren herkese, Allah, cehennemi haram kaldı." buyurur. Muaz (ra):

"Ey Allah'ın Resûlü! Bunu, insanlara haber vereyim de sevinsinler mi?" deyince, Hz. Peygamber (asm):

"Ama o takdirde, bu müjdeye güvenip amelden gevşerler." uyarısında bulunur.

Hz. Muaz da bu hadisi, ölüm döşeğine düşünceye kadar haber vermez. Ancak ölüm esnasında, ilmi gizlemenin vebalinden kurtulmak için bunu nakleder. (Buhari, İlim, 49; Müslim, İman, 53)

Özellikle halkın anlamakta zorluk çekeceği konuların her tarafa yayılmasının doğru olmadığı bir gerçektir. 

Bu konuda gerek merfu gerek mevkuf hadislerde önemli bilgiler vardır. Ancak biz Hz. Ali’nin şu meşhur sözüyle yetineceğiz:

“İnsanlara anlayacakları dilden konuşun. Siz Allah ve Resulünün yalanlanmalarını ister misiniz?” (Buhârî, İlim, 49)

Bediüzzaman Hazretlerinin “Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir.” manasındaki sözleri de Hz. Ali’nin sözlerini açıklayan bir ifadedir. 

Cevap 2:

Anladığımız kadarıyla bu alimler şunu kastetmişler:

“Bir mezhebi taklit etmek farz ve vacip değildir. Çünkü mezheplerin teşekkülü İkinci asırda başlamıştır. Dolayısıyla o zamana kadar herhangi bir mezhep yoktu. Demek ki, mezhepler dinin esaslarından değildir...”

Ancak, farz olmamaları çok güzel bir yol olmadıkları anlamına da gelmez. Kaldı ki, bu alimler genellikle alimleri nazara alarak konuşurlar.

Bu sebeple mezhepleri taklit etmenin gerekli olmaması bu alimler için geçerlidir. Hatta İslam literatüründe “Müçtehit olan bir alimin başka bir müçtehidi taklit etmesi caiz değildir.” düsturu kabul gören bir prensiptir.

Yoksa, bir nevi icma sayılan dört mezhebe bağlanmanın çok önemli olduğunun en büyük göstergesi, İslam alimlerinin en büyüklerinin bile bir mezhebe bağlı kalmasıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun