Hz. Ömer İran’daki kitap ve bilimsel belgeleri yok mu ettirmiştir?

Tarih: 08.02.2019 - 20:04 | Güncelleme:

Soru Detayı

- İbni Haldun'un aktardığı şu olay;
"Müslümanlar İran’ı fetih ettiklerinde anlatılamayacak kadar kitap ve bilimsel belgelerle karşılaştıklarında Sa'd bin Ebi Vakkas Hz. Ömer'den bunları alıp ganimet olarak dağıtmasını istedi. Halife Ömer şu yanıtı gönderdi; Onları suya at, eğer bunlardan doğru yönde bir rehberlik varsa, Tanrı bize daha iyi bir rehber (Kur'an) göndermiştir. Eğer bunların içeriği hatalı ise, Tanrı bizi bunlardan korumuştur. ''
- Böylelikle ilk Müslümanların Kur'an’dan başka tüm kitapları yadsıdıklarını, yasakladıklarını ortadan kaldırmaya çalıştıklarını bilgi birikimine sırt dönüp ve bilim karşıtlığını görmekteyiz.
Kaynak: İslam’da bilimin yükselişi ve çöküşü-Cengiz Özakıncı

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İlgili konu için bk. Tarihu İbn Haldun, 1/631.

Burada birkaç noktaya işaret etmekte fayda vardır:

a) İbn Haldun, bu bilgiyi verirken, herhangi bir kaynağa işaret etmemiştir. İslam Literatüründe, senetsiz ve kaynaksız verilen bilgilerin doğruluğu kesin değildir. Özellikle Kadisiye savaşı gibi meşhur bir gazve ve Farsların yenilmesi gibi tarihi bir olayın bu kadar meşhur olmasına rağmen, önemli bir parçası olan söz konusu olaya kaynaklarda yer verilmemesi, olayın doğruluğundan çok yanlış olduğu ihtimaline kuvvet vermektedir.

b) Farzı muhal böyle bir olay doğru da olsa, yine de soruda iddia edildiği gibi,

“İlk Müslümanların Kur'an’dan başka tüm kitapları yasakladıklarını, ortadan kaldırmaya çalıştıklarını, bilgi birikimine sırt dönüp ve bilim karşıtlığını gösterdikleri” yolunda bir iddiaya kalkışmak gerçekten isabetli değildir.

c) Çünkü -eğer olay doğru ise- Hz. Ömer "Def-i mazarrat, celbi menafia racihtir. / Zararı defetmek, yarar sağlamaktan önce gelir." prensibine göre hareket etmiştir. Zira, ateşe tapan o günkü Mecusilerin elinde olsa olsa, eski masallar ve hurafelerden söz eden kitaplar vardı. İçinde hak ve hakikate dair ilimlerin bulunması ihtimali gerçekten zayıftır. Hz. Ömer’in özetle söylediği “Eğer onların kitaplarında insanlara güzel rehberlik eden bilgiler varsa, onlardan çok daha güzel Kur'an gibi bir rehberimiz vardır. Ancak, eğer iyilik namına bir şey yoksa, onları suya atmakla zararlarından korunmuş oluruz...” şeklindeki sözleri bu prensibi hatırlatmaktadır.

d) İbn Haldun’un alışık olduğu mübalağa sanatına burada da yer verdiği görülmektedir. Çünkü, söz konusu Fars kitapları için kullandığı “haddu hesaba gelmez” ifadesi bir abartıdan ibarettir. Onun üslubunu yakından görenler olarak diyebiliriz ki, “tarafsızlık ve objektiflik” hesabına İbn Haldun’un bazen kendi tarafı olan Müslümanların küçük bir kusurunu büyük gösterebiliyor.

e) İlk emri “Oku” olan, onlarca ayetleriyle ilmi ve ilim adamlarını öven Kur'an’ın talebeleri olan ilk Müslümanların ilme karşı olmaları asla düşünülmemelidir.

f. Çin’de de olsa, ilim öğrenmeyi tavsiye eden, hikmeti müminin yitik malı olarak gören ve buldukları yerde almalarını tembih eden, Bedir savaşında on çocuğa okuma-yazmayı öğretme karşılığında esirleri affeden, alimlerin uykusunu cahillerin ibadeti gibi sayan bir dinin mensupları için insaflı düşünmek bozulmamış vicdanları tatmin eden bir husustur.

g) İlk Müslümanlar dediğiniz Hz. Peygamber (asm)’in arkadaşları olan sahabedir. Onların her yönden diğer Müslümanlardan daha üstün oldukları İslam ümmetinin ittifak ettiği bir husustur.

O halde diyebiliriz ki, yaklaşık 14 asırda Müslümanların ilme hizmetleri, gayrimüslim olan bilim adamlarına sahip çıkmaları ve onların dinlerine bakmayarak saygın bir konumda tutmaları, sahabenin onlardan daha fazla ilme sahip çıktıklarına şahitlik etmektedir.

Cevap 2:

İbn Haldun’da geçen ifadeler farklı açılardan şöyle tahlil edilebilir:

- İbn-i Haldun’un "Mukaddime"sinde de söylediği gibi; “Tarihte sözler isnatlarla naklolunur.” Yani tarih araştırmacısı olan kimse belge ve kaynaklara dayanarak, bu bilgilerin sahihliğini tespit ederek eserini yazar.

İsnat; sözü ve nakli kişilere ve eserlere dayandırmadır. Lakin İbn-i Haldun kitap imhası ile ilgili sözünü bir isnatla, güvenilir bir kaynak göstererek söylememektedir.

Bu durum, kitap imhası konusundaki bilginin doğruluğu konusunda en önemli olan şüpheyi uyandırır. Yani büyük bir tarihçi de olsa İbn-i Haldun’un bu bilgisine sağlam delili ve kaynağı olmadığı için asla güvenemeyiz. Çünkü delilsiz, kaynaksız ve isnatsız bir hüküm vermektedir.

- Yine İbn-i Haldun’un tespitlerine göre; büyük de olsa bazı İslam tarihçileri, burada olduğu gibi aynı hataya düşerler: Mesela Tarihçi Mesudi, Afrika’da Sicilmase sahrasında bütün binaları bakırdan yapılmış bir şehirden söz eder. İbn-i Haldun bunun bir hurafe olduğunu ispat eder. (bk. Mukaddime, 1/87- 88)

Mesudi büyük bir tarihçi ise de bu nakli ve iddiası ve bakır şehirden söz etmesi, farklı yönlerden büyük bir hata ve hurafedir. İbn-i Haldun’un yukarıdaki söyledikleri de tenkit süzgecinden geçirilmeden “Bunu ibn-i Haldun söyledi, öyleyse doğrudur.” diye düşünülüp körü körüne kabul edilmemelidir. İbn-i Haldun da "Mukaddime"sinde böyle yapılmaması gerektiği üzerinde durur. (bk. Mukaddime, 1/18-99)

İbn-i Haldun’un kitap imhası konusunda söyledikleri de güvenilir kaynaklara dayanmadığı için, ikna edici ve güven verici değildir.

- İbn-i Haldun "Mukaddime" kitabını yazarken, bilgi ve hazırlığının azlığı dolaysıyla kitabında bazı kusurlarının olduğunu itiraf eder ve bundan açıkça söz eder. İlim adamları tarafından bu kusurlara tenkit gözü ile bakmalarını ister ve  şöyle der:

 “(Âlimlerden bu kitabın) eksikliklerini meydana koymak üzere tenkit gözü ile bakmalarını, bulabildikleri kusurları ıslah etmelerini ve (kusuruma) bağışlama gözü ile bakmalarını rica ediyorum. Bilginler arasında bilgi ortak maldır. Yanılma ve kusurları itiraf etmek insanı azarlanmaktan korur.” (bk. Mukaddime, 1/14)

Biz de İran’da kitap yok etme konusunda, İbn-i Haldun’un gösterdiği yoldan gidiyoruz ve onun bu konudaki hatasını göstererek, onu azarlanmaktan korumak istiyoruz.

- Diğer yandan; Muhammed Hamidullah, "el-Vesâiku’s-Siyasiyye" adlı bir çalışmasında, Klasik İslam tarihi kaynaklarını tarayarak, Dört Halife dönemindeki yazışmaları tespit etmiştir. Burada Hz. Ömer’in valilerine yazdıkları mektupları ve onların kendisine gönderdikleri yazıları tek tek kaynaklarını göstererek verir ve ortaya koyar.

Bu kitapta Hz. Ömer’in yazışmalarını incelediğimizde görüyoruz ki; İran’da kitap ganimet alma, taksim etme veya yok etme konusunda ne o Sa’d b. Ebi Vakkas’a, ne de Valisi Sa’d b. Ebi Vakkas ona bir mektup yazmamıştır. İran toprakları fethini ilgilendiren onlarca mektup içinde böyle bir mektup ve karşılıklı yazışma yoktur. Ayrıca Hz. Ömer başka bölgelerdeki hiçbir valisine ve görevlisine de bu konudan söz eden bir mektup yazmamış ve onlardan da bu konuda bir mektup almamıştır. (bk. Muhammed Hamidullah, el-Vesâiku’s-Siyâsiyye, Dâru’n-Nefâis, Beyrut, 1987, s. 409-527)

- Hz. Ömer’in Valilerle yaptığı yazışmalarda tüm İslam fetihleri ve İran topraklarının fethi konusunda mektuplarda ve karşılıklı yazışmalarda en göze batan ve önde gelen konu “cizye ve haraç” konusudur. Lakin yazışmalarda ne bir kitap ganimetinden, ne de bunun paylaştırılması veya yok edilmesi konusundan bir kelime ile de olsa bahis yoktur. (Bazı örnek mektuplar için bk. Hamidullah, el-Vesâik. s. 418-419,  422- 423, 440,  442, 445, 447, 450, 452, 455,-457, 467)

- Dikkat edilirse İbn-i Haldun, bir de İran’daki eserlerin yok olmasını Hz. Ömer’in emrine bağlarken, Keldâniler, Babilliler, Süryaniler ve Kıptilerin eserlerinin yok olduğunu da söyler ve bu yok oluşun faillerinden söz etmez. Kitapların nasıl yok edildiğini anlatmaz. İslam Döneminde de Müslüman âlimlerin ilk dönemlerde yazdığı kimi kitaplar kaybolmuştur. Lakin biz bu kaybolan eserlerin çoğundan ve onların isimlerinden haberdarız. Mesela, o kitapları kaynak olarak kullanan âlimler onlardan söz edebilmektedir.

- Diğer taraftan İran’dan, Hindistan’dan, Yunanlılardan Müslümanlara geçen, tercüme edilen ve hataları düzeltilen, üzerinde alimlerce çalışılan, hatta Arapça tercümeleriyle zaman sonra Batı dünyasına ulaşan eserler vardır. (Bu konuda genel bilgi için bk.  el-Faruki, İsmâil Râci, - el-Fârukî, Luis Lâmia, İslam Kültür Atlası, terc., M. Okan Kibaroğlu-Zerrin Kibaroğlu, İnkılâp Yayınları, İstanbul 1999, s. 351-363)

- İbn-i Haldun’un konuyla ilgili açıklaması şu açıdan da doğru değildir:

 “Farslardan ve Farslar vasıtasıyla Hint medeniyet ve ilminden birçok eserler İslamların eline geçmiştir ki, İslam medeniyetiyle meşgul olanlar bunu çok iyi bilirler.” (bk. Mukaddime I, s. 662, notlar)

- Ayrıca konuyla ilgili cevaplandırılması gereken şöyle bir soru da vardır:

Hz. Ömer fethedilen bir bölgede kitap imha etme emri veriyorsa; neden fethedilen diğer bölgelerde bu emri vermemiştir? Oysa fethedilen bölgelerin hepsi İslam hukuku açısından aynı kategoridedir, ehl-i zimme statüsündedir ve cizye ve haraç alınacak bölgelerdir. Onun İslam öncesi kitapları imha etme gibi bir icraatı olsaydı kanaatimize göre; öncelikle Yahudilerin ve Hristiyanların belgeleri, kitapları ve kutsal kitapları imha edilirdi.

Oysa fethedilen yerlerde kitap imha ettirme uygulaması ayrıca; ondan önce İslam devletini yöneten Rasulullah’ın ve Hz. Ebu Bekir’in uygulamasında da yoktu.

Biliyoruz ki Hz. Ömer yönetimde bu ikisinin yolundan ve izinden gidiyordu. Oysa fethedilen yerlerdeki insanlardan; eski dinlerinde devam edenler vardı. Böyle toptan kitap imhaları olsaydı, bununla ilgili olaylar olur, bunlar hem İslam tarihlerinde, hem başka milletlerin tarihlerinde yer alırdı. Biz de bu hususlardan haberdar olurduk.

Kanaatimizce konu açıklığa kavuşmuştur ve kısaca böyle değerlendirilebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun