Hz. Ömer devrinde, neden sahabelere maaş bağlanmıştır, bunun hikmeti nedir? Onların normal vatandaşlardan ayrıcalığı nedir? Sonuçta bütün insanlar Allah'ın kulu değil mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ömer (ra) hicretin yirminci yılında divanlar/maaş defterleri tanzim ettirmişti. Bu defterlere müslümanların adları yazıldı ve karşısına da senelik olarak alcakları maaşlar kaydedildi. Atâ/bağış divanları/defterleri tertip ettiren Hz. Ömer; Müslümanları Âl-i Beytten başlatarak, Rasulullah’a akrabalık derecesine göre defterlere  kaydettirmişti. Divanın en başında, Rasulullah’ın  en sevdiği eşi ve Âl-i Beyt’ten sayılan Hz. Ayşe (r.anha) yer alıyordu. Senelik atâsı/ihsanı ve maaşı 12.000 dirhemdi. Bunu hayatta olan diğer zevceler ve “Rasulullah (asv)’ın akrabaları Ehl-i Beyt” takip ediyordu. Haşimilerden sonra, onlara akrabalık derecesine göre diğer kabile mensupları defterlerde yerini almıştı.(1)  Burada; Hz. Ömer’in Ehl-i Beyt sevgisine işaret eden önemli hususlar da  vardır:

Birincisi: Hz. Ömer (ra), Rasulullah (asv)’ın soyunu divanda kendi soyuna ve Ehl-i Beytine tercih etmişti. (2) Ona önce kendi akrabalarını yazması teklif edildiği halde bunu kabul etmemişti. Onun bir halife olarak bu icraatı, Ehl-i Beyt’e hürmetli ve saygılı tavrını ortaya koyar.

İkincisi: Bedir gazilerine senelik beşer bin dirhem ve oğullarına ikişer bin dirhem ata takdir edildiği halde; Bedir gazasında müşrik tarafta yer alan Hz. Abbas’a  -bir istisna olarak- beş bin dirhem atâ takdir edilmişti. Oysa o; Bedir savaşı yapıldığında, hem Müslüman değildi hem de Müslümanların karşısında yer almıştı. Hz. Abbas’a yapılan bu uygulamanın tek sebebi; Rasulullah (asv)’a yakınlığı ve Nebi sallallâhu aleyhi ve selemle akrabalık şerefidir. (3) Hz. Ömer (ra) bu inceliği gözetmişti.

Üçüncüsü: Bedir “keyfiyet bakımından” İslam’ın en önemli ve en büyük çarpışmasıydı. Hz. Ömer, onları beşer bin dirhem ata takdir ederek mükâfatlandırmak istiyordu. Fakat Bedir savaşı sırasında henüz hayatta olmayan, Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra)’e de (4)  beşer bin  dirhem maaş bağlamıştı. Normalde, babaları Hz. Ali (ra) Bedir’de bulunduğundan bunlara yıllık ikişer bin dirhem atâ verilmeliydi. Fakat Hz. Ömer (ra); onların Rasulullah (asv) akrabalığını ve Ehl-i Beyt’ten olmayı nazara aldı, onlara sevgi ve saygısından dolayı bunu böyle yapmış ve soranlara bu durumu açıklamıştı.

Dördüncüsü: İlk olarak atânın/maaşın hikmeti, İslam devletine savaş yoluyla gelen ganimetlerdir. Hz. Ömer (ra) bir devlet başkanı olarak hazineye giren malı bazı kıriterlere gore Müslümanlara dağıtmıştır. Dağıtırken de Rasulullah (asv)’ın soyundan olanlar defterlerde ilk sırayı almışlardır. Daha sonra ensardan ve muhacirlerden olan diğer müslümanlar bu defterlere kaydedilmiş ve alacakları maaş da isimlerinin karşısında yer almıştır. Hz. Ömer (ra) ayrıca maaş/atâ verirken yukarda açıklandığı üzere Rasulullah’ın sevgisini ve insanların İslama olan hizmetlerini esas almıştır. Bu da atâ takdirinde ikinci önemli bir hikmettir. Ayrıca atâ günümüzde anlaşıldığı türden bir maaş değildir. Bu, atâ kelimesinden de anlaşılacağı üzere bir ikram ve  bir ihsandır. Daha sonraki savaşlara katılanlar da durumlarına gore tanzim edilen divanlara eklenmiş ve onlara da hizmetlerine gore atâ takdir edilmiştir.

Hz. Ömer (ra) İslama hizmet edenleri, Haşimileri, seyyidleri ve şerifleri çok seviyordu. Bunu sadece sözle değil, hilâfet makamındaki icraatlarıyla gösteriyordu. O atâ konusunda da görüldüğü üzere gayretli müslümanlara ve Ehl-i Beyt’e böyle olumlu davranışlar sergiliyordu. Öyleyse o özellikle Ehl-i Beyt söz konusu olduğunda bu tür gerçekler nazara alınarak övgüyle ve saygıyla anılmalıdır.

Beytü’l-Malın taksiminde yapılan bazı uygulamalar:

Hz. Ebu Bekir (r.a.), Beytü'l-Mal'e gelen malları, hür, köle, erkek, kadın, küçük, büyük demeden Müslümanlar arasında eşit olarak dağıtırdı. Kendisine, başta Hz. Ömer (ra)olmak üzere bazıları, "Bu malı Müslümanlar arasında eşit olarak dağıttın. Halbuki, bu insanlar arasında üstün olanlar, iyi geçmişi bulunanlar ve ilk Müslümanlar var." şeklinde uyarıda bulunduğunda, "Ben, bunları hepinizden iyi biliyorum; fakat, bunların sevabı Allah'a aittir. Bu mal ise, geçim aracı ve dünya maaşıdır. Bunda eşitlik yolunu tutmak, ayırım yolunu tutmaktan daha hayırlıdır." cevabını vermişti. (5)

Hz. Ebu Bekir (ra) Allah'ın rahmetine kavuştu ve Müslümanların işleri Hz. Ömer (ra)'in güçlü omuzlarına yüklendi. Hz. Ömer (ra), dağıtım politikası konusunda şu sözleri söyledi: "Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin olsun ki, şu malda herkesin bir hakkı vardır. Ben de bu konuda, ancak sizin gibi biriyim. Fakat, Allah'ın Kitabı’ndaki ve Resûlüllah (asv)'ın nazarındaki yerlerinize göre dağıtımda bulunacak ve kişi ve İslâm'daki mihneti, kişi ve İslâm'daki önceliği, kişi ve İslâm'daki zenginliği, kişi ve ihtiyacını göz önünde bulunduracağım." (6)

Hz. Ömer (ra)'in görüşü buydu. Maldan herkese bir pay ayırıyor ve paylaştırmayı da, kişinin İslâm'daki önceliği, mihneti ve zenginliğiyle, ihtiyacına göre yapıyordu. Bir ordu şeklinde tanzim ettiği Medineli Müslümanlara da buna göre maaş bağladı. Bir sahabenin tavsiyesi üzerine bir divan kurdu ve bir deftere, kişilerin Resûl-i Ekrem (asv)'e olan yakınlıklarını göz önünde bulundurarak adlarını tek tek yazdı. Kendisine, Ebu Bekir gibi eşit dağıtımda bulunması söylendiğinde, "Resûl-i Ekrem'e karşı savaşanla, yanında savaşanı bir tutmam" diye cevap verdi. (7)

Hz. Ömer (r.a.), Muhacirlerden ve Ensar'dan Bedir Savaşı'na katılanlara beşer bin, Bedir'e katılmayan, fakat Uhud'a katılan ve Habeşistan'a hicret edip, Bedir Müslümanları gibi İslâm'da geçmişi olanlara dörder bin, Bedir Savaşı'na katılan Müslümanların oğullarına ikişer, yalnız Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra)'e Peygamber Efendimize (asv) olan yakınlıklarından dolayı beşer bin ve yine Abbas ibn Abdülmuttalib'e beş, bir rivayete göre on iki bin (Kitabü'l-Harac), Hz.Peygamber (asv)'in hanımlarına, önce Hz. Cüveyriyye ve Hz. Safiyye (r.anhuma) dışında, sonra, onların karşı çıkmaları üzerine onlar da dahil olmak üzere oniki bin, Mekke'nin fethinden önce hicret edenlere üçer, Mekke'nin fethinde Müslüman olanlara ikişer, Kadisiye ve Yermuk savaşına katılanlara iki bin, Yemenlilere dört yüz, Kadisiye ve Yermuk savaşlarından sonraki savaşlarda bulunanlara üç yüz ve geriye kalanların tümüne de iki yüz dirhem yıllık bağladı.

Hz. Ömer (r.a.), bu gruplar içinde de bir takım farklı paylaştırmada bulundu. Sözgelimi, Efendimiz'in oğulluğu Ömer ibn Ebî Seleme'ye dört bin dirhem ayırınca, Muhammed ibn Abdullah ibn Cahş, "Onun da bizim de babamız hicret edip, şehid olmuşken, aramızda niye ayırım yaptın?" diye sordu. Hz Ömer, şöyle karşılık verdi: "Peygamber (asv)'e olan yakınlığından dolayı böyle yaptım. Bana, onun annesi Ümmü Seleme gibi bir anne getir, sana da aynı parayı vereyim." Hz. Ömer, kendi oğlu Abdullah'a üç bin dirhem ayırırken, Üsame bin Zeyd'e dört bin dirhem ayırdı. Bunun üzerine Abdullah, "Benim babamın da onun babası gibi İslâm'da geçmişi yok mu, niye ona fazla ayırdın?" diye sordu. Hz.Ömer (ra), "Üsame senden, babası da babandan Allah Resûlu yanında sevgiliydi" cevabını verdi. (8)

Hz. Ömer (r.a.), saydığımız bu ölçüler dışında, mal dağıtımında başka bir ölçü tanımadı. Hattâ bir seferinde, Medine'ye harp ganimeti geldiğini duyan Hz. Peygamber (asv)'in pak zevcelerinden Hz. Hafsa (r.anha), Hz. Ömer (ra)'e gelerek, "Ey Mü'minlerin Emiri! Hissemi ver, çünkü ben sana yakın olanlardan biriyim" dedi. Bazıları, Hz. Hafsa'ya gelerek, "Allah rızkı bollaştırdı. Öyleyken, Ömer nefsine karşı şiddette ve kısmakta devam ediyor. Bu gelen mal Müslümanların fey'idir. Ömer bunu istediğine versin, sen de onun yakınlarındansın" demişlerdi. Hz. Hafsa da Hz. Ömer'e gelip, yukarıdaki sözü söylemişti. Bunun üzerine Hz. Ömer, şöyle dedi: "Ey Ömer'in kızı Hafsa! Kızım olarak senin istediğin, benim malımdadır; harp ganimetleri ise devlet malıdır." (9)

Hz. Ömer (r.a.), halifeliğin sonlarına doğru bu taksimin bir takım mahzurlarını gördü. Çünkü, Seyyid Kutub'un belirttiği gibi, kârın artmasında en büyük faktör sermayedir. Malların insanlar arasında eşit dağıtılmaması, yoksul-zengin arasında bir takım aşılmaz uçurumların açılmasına sebep olur. Her ne kadar Hz. Ömer (ra) bütün yoksulları gözetiyor ve o zamanki Müslümanlar da ellerinden geldiğince infakta bulunuyor idiyseler de, Hz. Ömer (ra) bu davranışının bazı kötü sonuçlarını görünce, bu tür dağıtımdan vazgeçerek, şöyle dedi: "Eğer gelecek yıla kalırsam, insanların baştakiyle sondakini birleştirecek ve hepsini bir yapacağım." Hz. Ömer bu sözüyle, bütün Müslümanlar arasında eşit dağıtımda bulunacağını ilan ediyordu. Fakat ne yazık ki, Hz. Ömer (ra)'in bunu yapmaya ömrü yetmedi. (10)

Hz. Ömer (ra)'den sonra yumuşak huylu, haya dolu, kerem sahibi ve olabildiğince cömert, yakınlarına ve başkalarına, herkese karşı bol bol infakta bulunan Hz. Osman (r.a.) geldi. O, mal taksiminde Hz. Ömer'in siyasetini takip ettiyse de, halefi Hz. Ali Efendimiz (r.a.), Hz. Ebu Bekir (ra)'in uygulamasına döndü.

Bir seferinde, yanındakilerden biri, dönemindeki karışıklıkları yatıştırma adına Hz. Ali (ra)'e şöyle nasihatta bulundu: "Ey Mü'minlerin Emiri! Şu adamlara bu maldan ver ve şu Arabın ileri gelenlerini ve Kureyş'i mevaliye üstün tutuver." Bazıları da şöyle dediler: "Muaviye böyle yapıyormuş. İsteyene veriyormuş. İnsanların çoğu dünyaya önem verir ve onun için didinirler. Şu ileri gelenlere ver. İşlerin yoluna girdiğinde, nasıl istersen malı bölüştürürsün." Bu pragmatist tekliflere Hz. Ali (ra)'in cevabı kendine yakışacak biçimdeydi: "Siz benden, üzerlerinde İslâm'a göre yönetici olduğum kimseler içinde, zulümden yardım beklememi mi istiyorsunuz? Allah'a yemin olsun ki, gökte yıldız kaldıkça bunu yapmam. Vallahi, elimde mal bulundukça, aralarında eşit dağıtırım. Mal sizinken, nasıl böyle bir teklifte bulunabiliyorsunuz?" (11)
 
Hz. Ali (ra), herkesi dağıtımda bir tutar, köleleri bile efendilerinden ayırmazdı. "Ben, Allah'ın Kitabı'nda, İshak Oğulları'nın İsmail Oğulları'na üstün tutulduğunu görmedim" derdi. O, bu meşhur sözüyle, Hz. İshak (as)'ın Hz. İbrahim (as)'in hür olan hanımı Hz. Sâre'den, Hz.İsmail (as)'in ise cariyesi Hz. Hacer'den doğduğunu, fakat Kur’ân'da Hz. İshak soyunun, hür bir kadından geldiği için Hz. İsmail soyuna üstün tutulmadığını ifade ederdi.

Sonuç olarak, Hz. Ömer (ra)'in ve diğerlerinin verdiği bu maaşları birer ata ve ikram olarak değerlendirmek gerekir.

Dipnotlar:
1) Geniş bilgi için bkz. Sarıcık, Ehl-i Beyt, s. 160-163.
2) Hitti, I, 263.
3) Belazuri, II, 346; Maverdi, s. 201.
4) Hz. Hasan hicretin üçüncü yılında doğmuştu. Hz. Hüseyin ondan daha küçüktü.
5) Ebu Yusuf, Kitabü'l-Harac, (çev: Ali Özek), İst., 1973. 83-84).
6) İbn Sa'd, Muhammed, Et-Tabakâtü'l-Kübrâ, Darü's-Sâdır, Beyrut,  3/299.
7) a.g.e., 3/296.
8) İbn Sa'd, 3/296-297; Numanî, Mevlânâ Şiblî, Bütün Yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, (çev: T. Y: Alp), İst., 1975, 2/141.
9) İbn Sa'd, 3/278; Numanî, 2/266
10) İ. Sa'd, 3/302; Ebu Yusuf, 89
11) İbn Kuteybe, Ebu Muhammed Abdullah ibn Müslim, el-İmame ve's-Siyase, Mısır, 132

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR