Hz. Ömer deve çalanları neden affetti?

Tarih: 12.06.2026 - 23:11 | Güncelleme:

Soru Detayı

Sosyal medya anlatılan bir kıssa şu şekilde Hz. Ömer döneminde birisi çalıştırmak için işçi tutmuş işçiler işverenin devesini çalıp yemiş ve yedirmiş sonra işveren onları Hz. Ömer'e şikayet etmiş, Hz. Ömer sebebini sorunca işverenin kendilerini doyurmadığını söylemişler, Hz. Ömer onların ellerini kesmemiş işverene kızmış.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sosyal medyada anlatılan bir kıssa şu şekildedir:

Hz. Ömer döneminde bir kişi çalıştırmak için işçi tutmuş, işçiler de işverenin devesini çalıp yemişler. Daha sonra işveren onları Hz. Ömer’e şikâyet etmiştir. Hz. Ömer sebebini sorunca işçiler, işverenin kendilerini doyurmadığını söylemişler; bunun üzerine Hz. Ömer onların ellerini kestirmemiş, aksine işverene tepki göstermiştir.

Bu olayın aslına dair rivayet bulunmaktadır. Evet, Hz. Ömer, aç bırakıldıkları için hırsızlık yapan kölelere had cezası vermemiş, sahiplerine de çalınan malın değerinin iki katını tazmin ettirmiştir.

İlgili rivayet şöyledir:

Hatib bin Ebi Beltaa’nın köleleri, Müzeyne kabilesinden bir adamın devesini çaldılar. Hz. Ömer’in huzuruna getirildiler ve suçlarını itiraf ettiler. Hz. Ömer, Abdurrahman bin Hatib’e haber gönderdi. Yanına gelince ona şöyle dedi:

“Hatib’in köleleri, Müzeyne kabilesinden bir adamın devesini çalmışlar ve bunu itiraf etmişlerdir.”

Hz. Ömer önce ellerinin kesilmesini emretti. Ancak daha sonra peşlerinden haber göndererek hükmü geri çekti ve Abdurrahman bin Hatib’e şöyle dedi:

“Allah’a yemin olsun ki, sizin onları çalıştırıp aç bıraktığınıza ve bu sebeple haram yollara başvurup deveyi yediklerine kanaat getirmeseydim, muhakkak ellerini keserdim. Fakat Allah’a yemin olsun ki, onları affettim. Buna karşılık sana, seni incitecek bir tazminat ödeteceğim.”

Ardından deve sahibine dönerek hayvanın değerini sordu. Adam:

“Onu 400 dirheme bile satmazdım.” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer, Abdurrahman bin Hatib’e:

“Ona 800 dirhem öde.” buyurdu. (1)

Hz. Ömer’in bu uygulamasından hareketle, Kur’an’daki: “Yaptıklarına bir karşılık ve Allah tarafından caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (2) ayetinin hükmünü yürürlükten kaldırdığı veya hırsızlık cezasını askıya aldığı zannedilmemelidir.

Çünkü İslam hukukunda hırsızlık suçuna had cezasının uygulanabilmesi için çok sıkı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre hırsızın akıllı ve ergen olması, fiili bilerek ve isteyerek işlemesi, çaldığı malın başkasına ait ve meşru bir mal olması, belirli bir değerin üzerinde bulunması, mal üzerinde herhangi bir hak veya hak şüphesinin olmaması, ayrıca malın koruma altındaki bir yerden gizlice alınarak sahibinin koruma alanı dışına çıkarılması gerekir. Bunun yanında açlık, zaruret, zorlama veya benzeri mazeretlerin de bulunmaması şarttır.

Bu şartlardan biri eksik olduğunda had cezası uygulanmaz; olayın durumuna göre farklı yaptırımlar veya ıslah edici tedbirler devreye girer. Bu sebeple İslam hukukunda had cezaları ancak bütün şartların kesin şekilde gerçekleştiği ve herhangi bir şüphenin bulunmadığı durumlarda uygulanır. Nitekim fıkıhta yerleşik kaidelerden biri de “Şüpheler had cezalarını düşürür.” ilkesidir.

İşte bu olayda da suçun açlık ve zaruret sebebiyle işlendiği anlaşılmıştır. Bu nedenle had cezası uygulanmamış, aksine köleleri aç bırakan sahiplerine tazminat yüklenmiştir.

Nitekim Hz. Peygamber (asm) döneminde meydana gelen bir olayda, açlıktan dolayı başkasının malından yiyen sahabi Abbad b. Şurahbil’e had cezası uygulanmamış, üstelik ihtiyacının giderilmesi sağlanmıştır. (3)

Demek ki zaruret hâlinde ölü eti yemek nasıl cezai sorumluluk doğurmuyorsa, açlık ve kıtlık gibi hayatî ihtiyaç durumlarında işlenen bazı fiillerde de had cezasının uygulanması söz konusu olmayabilir. Burada esas alınan ilke, canın korunmasıdır.

Bu vesileyle özellikle hatırlatmak gerekir ki, İslam hukukçuları suçun oluşmasını ve cezanın uygulanmasını son derece sıkı şartlara bağlamışlar; bu şartlardan birinin eksik veya şüpheli olması hâlinde had cezasının düşeceğini kabul etmişlerdir. Ayrıca toplumda insanları hırsızlığa sürükleyen fakirlik, açlık ve sosyal adaletsizlik gibi sebeplerin ortadan kaldırılması için de çeşitli tedbirler öngörmüşlerdir.

Bu sebeple ilk İslam toplumunda hırsızlık olaylarının önemli ölçüde azaldığı, Hz. Peygamber (asm) ve Hulefâ-yi Râşidîn dönemlerinde el kesme cezasının oldukça sınırlı sayıda vakada uygulandığı görülmektedir.

Fakihlerin ortak değerlendirmesine göre hırsızlık için öngörülen ceza, işlenen suçun ağırlığına denk, caydırıcı ve ibret verici bir cezadır. Amaç yalnızca suçluyu cezalandırmak değil; hem suç işlemeyi düşünen kişileri caydırmak hem de toplumun hak ve güvenlik bilincini korumaktır.

Öte yandan hırsızlık suçuna ceza uygulamak bir amaç değil, son çaredir. Asıl hedef; hırsızlığı besleyen sosyal dengesizlikleri, ekonomik sıkıntıları, ahlaki çöküntüyü, eğitimsizliği, aşırı tüketim ve israfı azaltmaktır. Gerekli şartlar sağlandıktan ve tedbirler alındıktan sonra ise işlenen hırsızlık suçunun cezalandırılması, adaletin gereği ve toplum haklarının korunmasının bir parçası olarak görülmüştür.

İlave bilgi:

Hırsızın el kesme cezası çok ağır değil mi?

Dipnotlar:
1) Abdurrezzak, Musannef, 10/238; İbn Kayyım el-Cevzî, İlâmü’l-Muvakkiîn, 3/33; ayrıca bk. İbn Hazm, el-Muhallâ, 12/333; Muhammed Revvâs Kalacî, Mevsûatü Fıkhi Ömer İbni’l-Hattâb, Beyrut, 1981, s. 382.
2) Maide, 5/38.
3) Ebu Davud, Cihâd, 85; İbn Mâce, Ticarat, 67.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun